birgün

27° AÇIK

BİRGÜN EGE 04.12.2019 10:20

'İzmir'de her çocuğun tiyatro izleme imkânı eşit olmalı'

'İzmir'de her çocuğun tiyatro izleme imkânı eşit olmalı'

AYCAN KARADAĞ

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semih Çelenk ile İzmir’de tiyatroyu konuştuk. Çelenk, İzmir’in çeperlerinin çok önemli olduğunu belirterek, “Merkezdeki bir çocuğun tiyatro izlemesi ile Güzeltepe’deki bir çocuğun tiyatro izlemesi imkânlarının eşit olması gereklidir” dedi.

>> Son yıllarda Ege bölgesine yoğun bir göç söz konusu. Bu göç kültür sanat etkinliklerine nasıl etkiledi?

Ege’ye birkaç farklı göç var. Bu toprakların tarihi göç üzerine zaten. Şu an da aynı şekilde devam ediyor. Burası göçlerin şekillendirdiği bir toprak. İstanbul’un giderek yaşanması zor bir şehir haline gelmesi, ekonomik olarak kısmen bir rahatlığa sahip insanların, beyaz yakalıların, girişimcilerin farklı alanlarda iş yapması ile Ege’ye büyük bir göç olmasını ortaya çıkardı. Bu topraklar insanlara daha rahat, daha sağlıklı, daha stressiz, daha sakin bir yaşam vaat ediyor. Şirketler ve kuruluşlar bazlı bir göç de var şu an. Şirketler ana merkezi burası olarak belirleyip şirketi buradan yönetmeyi daha az maliyetli buluyor. Böyle bir kaçış da mevcut. Ancak yükselen nüfus ‘yaşanacak şehir’ denilen İzmir’i yaşanmaz hale getirebilir. Dönemin sorunu her şehrin birbirine benzemesi. Şehirlerde aynı mağazaların, aynı yemek zincirlerinin olması ülkeyi küresel bir köy haline getiriyor. İzmir’de trafiğe ya da insan kalabalığına bakınca göç dalgasının ne kadar yüksek seviyede olduğunu anlayabiliriz. İyimser bir sonuç çıkarmaya çalışırsak, İzmir’e göç eden bireylerin çoğu beyaz yakalı diye tabir ettiğimiz okumuş, yazmış, entelektüel birikimi olan insanlar.

KENTİN KÜLTÜREL YAŞANTISINI YUKARI ÇEKEBİLİR DİYE DÜŞÜNÜYORUZ

Bu göç eden bireyler kültürel sanatsal etkinliklerin tüketicisi oldukları için kentin kültürel yaşantısını yukarı çekebilir diye düşünüyoruz. Ancak kentin bir bütün olarak planlanması ve imkânların eşit şekilde dağıtılması gerekir. Oysaki şehirlerde şunu görüyoruz; merkez parlak şekilde dursun, çeper önemli değil. Çeper sadece bir güvenlik sorunu ya da oy kaynağı olarak görülemez. Böyle olmaz. Merkezdeki bir çocuğun tiyatro izlemesi ile Güzeltepe’deki bir çocuğun tiyatro izlemesi imkânlarının eşit olması gereklidir. Nüfus artışı olurken kent planlamasını yapamamak şehrin demografik yapısını bozabilir. Dikkatli olunması gerekir. Şu an İzmir’in en büyük sorunu bina yığınlaşması.. Kentsel dönüşüm ile kentin yapısı bina yığınlarından daha ferah bir kente dönüşmesini sağlamalıdır. İzmir Alsancak Kordon’dan, Çeşme’den, Alaçatı’dan ibaret değil. Şehrin oturmuş bir peyzajı yok. Birçok kent bunu başardı. İzmir bu konuda ciddi bir zafiyet içinde.

GSF’YE KİMSE SAHİP ÇIKMADI

İzmir’deki en büyük sorun şehir merkezden gelişiyor. Fakat merkez kentin kültür sanatına etki etmiyor. Kent sahipsiz, sahipleri Urla’ya kaçtı. Ne üreten anlamda ne üretici anlamda kullanılmıyor. Bu kentin bir tane Güzel Sanatlar Fakültesi (GSF) var. Deprem riski nedeniyle yerinden edildi. 5 milyonluk kentte kimse Güzel Sanatlar Fakültesi’ne sahip çıkamadı. Hiç mi yer bulunamadı da şehirde fakülteyi sanat eğitimi için hiçbir imkânı olmayan bir yere, bir ofis binasına yolladılar. Çocuklara sahip çıkacak kimse olmadı.

>> Aynı zamanda aydın, sanatçı kesimin de İstanbul’dan bu bölgeye yoğun bir şekilde kaçışını görüyoruz.

İzmir yaşam kalitesi diğer şehirlere göre biraz yüksek bir yer. Sanatçıların o yüzden hep bir ilgisi vardı. Sinema, tiyatro, edebiyat, müzik yapan sanatçılar İzmir’e her zaman ilgi duyardı. Yeni yönetiminde katkılarıyla İzmir daha çekici hale gelebilir. Bireyler şu olay ile karşılaşacak İzmir’de ki seyirci havuzu özel yeni bir genç topluluğa ne kadar açık? Çok değil. Üretmek için buraya gelenler yeni olmalarının sıkıntısını çok çekeceklerdir. İzmirliler alıştığı simaları, şöhretleri daha çok sever.

5 MİLYON NÜFUSLU ŞEHİRDE 100-200 BİN BİLET SATILIYOR

>> Bölgede tiyatroya erişim nasıl?

Seyirci havuzu olarak baktığımızda İstanbul’da seyirci havuzu çok büyük, seyirciler yeni şeyler de denemek istiyor. Burada seyirci havuzu çok dar. Seyirci Devlet Tiyatroları'nı ve tanınmış isimleri izliyor. Ekstra olarak tiyatro festivalleri şehre hareket getiriyor. Bize düşen temel görev seyirci havuzunu büyütmek. 5 milyon nüfuslu şehirde 100-200 bin bilet satılıyor. Çok düşük bir rakam. Bu yüzden burada üretmeye çalışan sanatçılar buradan kaçmak durumunda kalıyor. Bunun bir stratejik planlama ışığında düşünülmesi gerekir.

izmir-de-her-cocugun-tiyatro-izleme-imkani-esit-olmali-657170-1.

İKTİDARLAR YÜZÜNDEN OTOSANSÜRE UĞRAMASI TİYATROYA YAPILAN EN BÜYÜK DARBE

>> Devlet Tiyatroları demişken, sanatın kamusal yanından nasıl söz edebiliriz? Şehir ya da devlet tiyatroları ne kadar öneme sahip, bu noktada nerede duruyor?

Devlet Tiyatroları, Bölge tiyatroları fikrinden hareketlenmiştir. Devlet Tiyatroları çok özel ve büyük bir kurum ama yapısal olarak bir hantallaşma mevcut. Devlet Tiyatrolarının özerk olmaması, iktidarlar yüzünden oto sansüre uğraması tiyatroya yapılan en büyük darbelerden birisi. Kuşkusuz çok önemli bir işlevi var. Devlet Tiyatrolarının yapısal değişikliklere ve özerkliğe ihtiyacı var. Şu anki yapısıyla devam ederse sanat olmaktan çıkıp yapılan şeyler bir zanaat, bir folklor haline dönüşür. Ki öyle de oluyor...

>> İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, geçtiğimiz günlerde, ‘Şehir tiyatromuzu kuracağız’ açıklamaları oldu…

Şehre ait bir kamu tiyatrosu istiyorsak, hantal bir yapısı olmayacak. Eğitsel olarak çocuklar ile ilgilenecek. Kentin çeperleri ile ilgilenecek. Çağdaş anlamda dünya tiyatrosuyla ilgilenecek, işbirliği içinde olacak. Böyle yapılabilirse yapılsın. Hantal bir kurumsal tiyatroya dönüşecekse hiçbir faydası olmaz. Kurulmasa daha iyi. Kendi çekişmelerinden başka anlatacak bir hikayesi olmaz.

>> İzmir’de özel tiyatroların durumu nasıl?

Özel tiyatrolar İzmir’de var olmaya çalışıyor. Hem seyircilerini yaratmak istiyorlar hem de sağlıklı prodüksiyon yapabilmek istiyorlar. Belediyeler de destek veriyor ama zorlu bir mücadele bu. Fakat planlama burada da gerekli. Yerel yönetimlerle, üniversitelerle, sendikalarla, demokratik kitle örgütleri ile iş birliği içinde olmaları gerekir. Mesela sendikalar artık kültür sanattan uzaklaştı. Eskiden toplu sözleşmelere tiyatro bileti, sinema bileti şartının konulduğunu biliyoruz. Sendikalar kültür, sanat, eğitim faaliyetleri ile değil makam araçları ile daha çok gündeme geliyor. Her bir sendika bir genç dans topluluğuna, bir genç tiyatroya, bir genç koroya, bir genç müzik topluluğuna destek olabilir. Bunu engelleyen ne var? Bunun yanında özgür, bağımsız, alternatif kültür sanat fonlarına ihtiyaç var.

SANAT FAKÜLTELERİNE ASLA KADRO VERMİYORLAR

>> Bölgede devlet ve özel okulların eğitimini nasıl görüyorsunuz?

Eğitim dediğimiz şey bir planlamadır. Siz bir Güzel Sanatlar Fakültesi’nin, Şehir Tiyatrosu’nun ve Devlet Tiyatrosu’nun 10 yıllık planını yapmazsanız bu kurumlar kente, ülkeye katkı vermez. Geçmişte gerek teknik imkânların gerek kadronun iyi olması sanatımıza çok büyük isimler kazandırdı. İdealizmin de bunda payı büyüktü tabii... Şu an iktidarın da etkisiyle sanat eğitimi alanında kadroların zayıflaması ve teknik imkânlara destek verilmemesi yeni kalifiye isimlerin yetişmesini imkansızlaştırıyor. Bu genel bir politika. Sanat Fakültelerine asla kadro verilmiyor. Öncelikli bir alan değil çünkü. Toplumsal anlamda uğradığımız erozyon da sanat üretimini kötü etkiliyor. Bu da içe dönen, gettolaşan, marazileşen bir sanatı doğuruyor. Durum böyle, ama buradan bir çıkış gerekiyor.

>> Son olarak çalışmalarınızdan, kişisel çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Balıklıova’da arkadaşlarımızla kurduğumuz bir köy tiyatromuz var. 9. senesini kutluyor. Kendi imkânlarıyla destek olmadan kendi yağıyla kavrulan bir tiyatro. Kadınlar, çocuklar, emekçi arkadaşlarımızla oluşan bir tiyatro. Festivallere oyun götürmeye çalışıyoruz. Bunun yanında iki yıldır Büyükşehir Belediyesi’nin “Yerelde Kalkınma” projesinin bir karşılığı olarak, sinema, tiyatro, müzik alanlarında projeler ürettik. Çeperlerde bu tarz merkezler kurmak benim GSF dekanlığı dönemimden beri hayalimdi. O zaman da 110 öğrenci ve öğretim elemanı arkadaşımla “Ara Tatilde Sanat Atölyeleri” yapmıştık. 1500 çocuğa ulaşmıştık. “Mahalle Tiyatroları” da benim bir projemdi. 12 Eğitmen 8 mahallede, mahalle tiyatrosu yapıyoruz. Dekor, Kostüm, Afiş... Hepsi profesyonel... 26-29 Aralık tarihinde İkinci Mahalle ve Köy Tiyatroları Festivali’ni Kültürpark’ta yapacağız. Misafir tiyatrolar gelecek. Çeperi kente katmaya çalışıyoruz. Dediğim gibi, Büyükşehir’in yerelde kalkınma projesine uygun çalışmalar bunlar. Daha da geliştireceğiz. Çeperin dinamiğini kente katmak çok önemli. Bu ilişki hep tek taraflı düşünülür. Asıl önemli olan kentin çepere değil çeperin kentin bütününe katkısıdır.

Yazıp yönettiğim 4. senesinde olan Fırat Tanış’ın oynadığı, dört müzisyen arkadaşımızın içerisinde yer aldığı ‘Gelin Tanış Olalım’ oyunumuz devam ediyor. Yurtdışı turneleri ağırlık kazanacak. Yaklaşık 130 temsil yaptık. Daha da oynayacağını düşünüyoruz. Bir diğer oyunumuz ise “Marx İstanbul’da”. Hamit Demir oynuyor. O da yeni başladı ama 20 oyunu geçti. Ocak ayında yurtdışı turnesi olacak. Bunun dışında uzunca süredir üstünde çalıştığım bir balad opera var. “Karareis Operası” Birkaç yıl içinde bitirmeyi umuyorum.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız