Kadınların sessiz çığlığı

15.08.2019 10:18 ÖZEL
‘Ufkabakan Apartmanı’nda anlatılan olaylar kitabı bir polisiye ya da cinayet romanı yapmaya yetmiyor. Yazarın böyle bir amacı da yoktu belki. Fakat basit gibi görünen bir olaya böylesine derinlik kazandırırken bizi labirentlerde gezdiriyor adeta. Karakterleri de birbirine ekleyerek.

MEHMET ÖZÇATALOĞLU

Kadınlarını ve çocuklarını koruyamayan bir coğrafyanın yaşayanlarıyız. Gün geçmiyor ki bir şiddet, bir cinayet haberiyle karşılaşmayalım. Son yıllarda hızla artış gösteren bir tablo önümüzde. Kadın cinayetlerinin yüzde 370 arttığını yazıyor gazeteler. Katledilen kadınların sayısı binlerle telaffuz ediliyor. Peki, neden? Nedeni basit aslında. Kadının hak talep etmesi, birey olduğunu kanıtlama isteği! Bu davranışlar onları normal sınıfından anormal sınıfına kaydırıyor adeta.

Bu tabloyla önümdeki kitaba bakıyorum. Feniks Kitap etiketli, Lalehan Bosnalı imzalı ‘Ufkabakan Apartmanı’. “Çatıda olup biten, temelde gömülü olanı örtebilir mi?” diye soruyor daha kapaktan yazar. Fotografik bir anlatımla okurunu hikâyelerin içine çekiyor. Dört bölümden oluşuyor ‘Ufkabakan Apartmanı’.



ANORMALLER VE NORMALLER

Birinci bölüm/ Bir apartman hikâyesi. Bu bölümde apartmanı tanıyoruz. Tarihi apartmanın, dönemin önemli bir bürokratı tarafından İstanbul’un en nezih semtinde yaptırılmış son derece lüks bir bina olduğunu öğreniyoruz. Semtte adres soranlara, bu apartmandan başlanarak tarif verildiğini… Sonrasında katlarda kimlerin yaşadığını da… Kapısını, penceresini, bahçesini… Detaylı bir gösterim var bu bölümde.

İkinci bölüm/Uyanış. Çiğdem Aldatmaz’ın şu sözleri ile açılıyor. “Dünyaydım, dünya bendi. Onda bir yer edinmem gerekmezdi. İş ki içine dönebilsin insan.” Bu bölüm aynı zamanda romanın derinleşmeye başladığı bölüm. Bir katman daha aşağı iniyoruz. Pınar’ın kızı Serap’la karşılaşıyoruz. Pınar, Ufkabakan Apartmanı’nda yalnız yaşayan bir kadın. Heykeltıraş. Alkolik. Sözün kısası anormal olanlardan! Serap, annesinin bu anormal kimliğinden dolayı onu reddetmiş. Çekmiş, gitmiş, evlenmiş. Bir de Menderes var. Emekli emniyet mensubu. O kitabın normal kişisi. Onunla da bu bölümde tanışıyoruz. Bir yandan karakterlerle tanışırken bir yandan da olaylar derinleşiyor.

Üçüncü bölüm/ Diriliş başlığını taşıyor. Menderes’in kimliğinin ve olayların çözüldüğü bölüm. Bir anlamda normallerin anormal, anormallerin normalleştiği bölüm burası.

GÜNLÜK YAŞAMDAN

Dördüncü bölüm de Diriliş ve Pessoa’nın şu dizeleriyle başlıyor: “İstemeden doğdum ve istemeden öleceğim/ Olduğum şeyle olmadığım şey arasında/ Hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında/ bir boşluğum.” Serap’ın kendisiyle hesaplaştığı minik ve son bölüm.

Kitap boyunca okur, Menderes’in tuhaf davranışlarının, Pınar’ın peşinde olduğu çocuk seslerinin nedenini arayacaktır.

‘Ufkabakan Apartmanı’nda anlatılan olaylar kitabı bir polisiye ya da cinayet romanı yapmaya yetmiyor. Yazarın böyle bir amacı da yoktu belki. Fakat basit gibi görünen bir olaya böylesi derinlik kazandırırken (ki arada bir de Serap’ın gerçek babasını bulma hikâyesi var) labirentlerde gezdiriyor adeta. Karakterleri de birbirine ekleyerek.

‘Ufkabakan Apartmanı’ günlük yaşamda çokça karşılaştığımız olayları, fotografik - sinematografik bir anlatımla gözümüzün önüne seriyor. Yine ve yeniden!