Kalbinizde bolca insanlık ve ağaç bulundurun

05.09.2019 08:58 BİRGÜN KİTAP
Özgür Balpınar’ın son romanı ‘Canım Arkadaşım’, tüketmenin ve her şeyi hızlı yaşamanın ivme kazandığı şehir hayatında ve sosyal medya girdabında yitirdiğimiz arkadaşlık kavramını yeniden hatırlatmak için epey samimi bir duygusallığa ve derin bir hüzne sahip

NİLÜFER TÜRKOĞLU

“Hâlâ bir düşüm var ve sen benim kalbimdesin!
Arkadaşlar bir ömür birlikte yürür.”(s.48)

Bir şarkının peşinden ve Gingko ağacının sonsuz gölgesi altında sürüklenen bir hikâyenin baş kahramanları Tai ve Yue. Birbirlerini buldukları an asla kopmamak için dünyaya yeminliler sanki. Tıpkı Yin ve Yang gibi isimlerinin Türkçe karşılıkları Güneş ve Ay. Ve tıpkı sahip oldukları isimler gibi biri aydınlığı, gündüzü, diğeri karanlığı, geceyi simgelese de bu zıtlıklar onları bütün kılıyor, tamamlıyor, ortaya da insanın içini gerçekten ısıtan kocaman bir dostluk romanı çıkıyor.
‘Canım Arkadaşım’, Çinli iki çocuğun arkadaşlıklarını sınıfsal farklılıklar ekseninde anlatan, uzak diyarlarda yaşansa bile bize hiç yabancı olmayan buruk bir hikâye aslında.

'DIŞARI ÇIKIN ÇOCUKLAR!'

Romanın esas kahramanı Tai varlıklı, zengin bir ailenin çocuğudur. Kedisi Zeze dışında neredeyse hiç arkadaşı yoktur. Babasının baskıcı ve her şeyi üstten gören tavrı karşısında çaresiz ve mutsuz, annesinin de babasının çatısı altında pasif kalmasından dolayı umutsuzdur. Okula bile korumalarıyla birlikte giden Tai, bir gün Çevre Bilimi dersinde öğretmeni Shu’nun “Dışarı çıkın çocuklar! Sokağa, yaşama ve doğaya karışmak için dışarı çıkın!” sözüyle aydınlanır. “Yapay bir hayatın kölesi oluyoruz, oysa gerçek hayat dışarıda bekliyor bizi! Yaşantımız, bütün hastalıklarımızın sebebi. Şifamız dışarıda!” (s.29) Öğretmeninin derste söyledikleri onu derinden etkiler ve doğanın onu tekrar hayata bağlayabileceği düşüncesinden güç kazanır. Sokakta, caddede, alışveriş merkezinde, oyun parkında, lunaparkta ve hatta bir bahçede bile tek başına nasıl yürünebileceğini bile bilmeyen Tai, “Dışarı çık!” sözünü içinde birçok defa duyar. Ve ilk defa sokaklarda, caddelerde tek başına yürümenin büyüsüne kapılarak kaybolur. Koruması Ren’in henüz gelmemesi işine yaramıştır.



ÇOCUK İŞÇİLER

Tai’nin asıl hikâyesi işte bundan sonra başlar. Bastıran yağmurla birlikte Japon anime filmi ‘Komşum Toro’daki Kedi Otübüsü’ bir işaret gibi önüne çıkar ve nereye gittiğini bilmeden otobüse atlar. Son durakta tabelada şöyle yazar: Fabrika Durağı. Tai’nin hayatının değişeceği yerdir artık burası...

Romanın Güney Çin’deki Guangzhou eyaletinde geçmesinin ve tüm karakterlerinin Çinli olmasının önemli bir sebebi var. Çin ekonomisinin kalbi olarak görülen şehirde çocuk işçi sayısı azımsanmayacak derecede fazla. Yazarın baş karakterlerinden Yue de o çocuk işçilerden yalnızca biri. Biricik arkadaşı Tai’nin aksine, ailesini geçindirmek için elleri nasırdan parçalanana kadar çalışmak zorunda. İki arkadaşın ait oldukları sınıflar, hiç şüphesiz bu dostluğun en büyük çıkmazını oluşturuyor.

DOĞA ÖĞRETİCİDİR

‘Göğü Yere İndirelim’, ‘Yeryüzünün Kalbi’, ‘Düşler Atlası’ gibi kitapların yazarı Özgür Balpınar’ın yine Genç Timaş etiketiyle yayınlanan son romanı ‘Canım Arkadaşım’, tüketmenin ve her şeyi hızlı yaşamanın ivme kazandığı şehir hayatında ve sosyal medya girdabında yitirdiğimiz arkadaşlık kavramını yeniden hatırlatmak için epey samimi bir duygusallığa ve derin bir hüzne sahip.

Kitabın yalnızca gençlere yönelik ve arkadaşlıkla ilgili olduğunu söylemek pek doğru değil. Balpınar’ın şiirsel üslubu,hikâyeyi bir yandan romantik kılarken bir yandan da olgunlaştırıyor. Yazarın diğer kitaplarında da sıklıkla rastladığımız doğa sevgisi, ‘Canım Arkadaşım’da da kendini hissettiriyor: "Doğa öğreticidir. Doğayı anlamaya çalışmak bizim bu hayattaki en önemli görevimizdir.” (s. 29) Hele ki tam da bu zamanda memleket ‘yangın yeri’yse...
Altın madeni diye binlerce ağacın katlediği Kazdağları’nı, ODTÜ ormanını, dinamitlenen 12 bin yıllık tarih Hasankeyf’i, 140 bin metrekarelik inşaat uğruna ihaleye çıkarılan Salda Gölü’nü, maden izinleri çıkan Munzur Dağları’nı orman yangınlarını düşünmeden edemiyor, bu satırları okurken insan. Sonrası yürekte bukağı...
“Bir ağacı, bir çiçeği veya bir sokak hayvanını arkadaşınız olarak görünce ona zarar verme ihtimaliniz tümüyle ortadan kalkıyor. Hiçbir insan, sokakta gördüğü başka bir insanı durduk yere incitmez; mesela gidip onun saçını çekmez veya kolunu kırmaya çalışmaz. Fakat bir ağaca düşüncesizce yaklaşıp yapraklarını koparabilir, dallarını kırabilirsiniz. Ağaçlar da insanlar gibi acı çekerler anck bunu bizim algılayabileceğimiz biçimde gösteremedikleri için onların acı çekmediğini düşünürüz. Bir çiçeği koparmak, bir yaşamı sonlandırmaktır. Fakat bu, doğru. Lütfen çiçekleri koparmayınız.” (s.27)