Karamollaoğlu: AKP miadını doldurdu

03.11.2019 15:36 SİYASET
Saadet Partisi (SP) 7.Olağan Büyük Kongresi'nde konuşan Temel Karamollaoğlu, "Acıyla ansak da Madımak, Roboski, Başbağlar bizimdir. Yasin Börü, Eren Bülbül, Berkin Elvan bizimdir" dedi. Karamollaoğlu, AKP'ye sert eleştirilerde bulundu

Saadet Partisi (SP) 7.Olağan Büyük Kongresi Ankara Spor Salonu’nda yapıldı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, kongre konuşmasına Necip Fazıl'ın "Zindandan Mehemd'e Mektup" şiiri ile başladı, Nazım Hikmet'in "Davet" şiiri ile devam etti.

Karamollaoğlu, 7. Olağan Kongre'deki konuşmasına Necip Fazıl'ın şiirindeki şu bölümü okuyarak başladı:

"Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!"

Karamollaoğlu, ardından Nazım Hikmet'in "Davet" şiirinden şu bölümü okudu:

"Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim..."

İki şiirin ardından yine benzer ifadelerle konuşmasını sürdüren Saadet Partisi lideri Karamollaoğlu, şunları söyledi:

"Bu dava bizim, bu sevda, bu vatan bizimdir. Karacaoğlan bizim, Dadaloğlu bizim, Yunus Emre bizimdir. Ahmet Yesevi, Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaş, Mevlana bizimdir. Kürt'ü, Türk'ü, Çerkes'i bizimdir. Semah bizim, halay bizim, horon bizimdir. Munzur bizim, Fırat bizim, Kaz Dağları bizimdir. Acıyla ansak da Madımak, Roboski, Başbağlar bizimdir. Yasin Börü, Eren Bülbül, Berkin Elvan bizimdir.

Karamollaoğlu'nun kongre konuşmasından bazı satır başları şöyle:

karamollaoglu-akp-miadini-doldurdu-645031-1.

"Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya’nın kurulması için gece gündüz çalışan genç kardeşlerim, hepinizi canı gönülden selamlıyor, Cenab-ı Hak’tan en büyük başarıları nasip etmesini diliyorum…

Bugün 3 Kasım 2019. Bugün tarihi bir gündür.

Milli Görüş hareketinin siyaset sahnesine çıkışının 50. yılındayız.

Dile kolay tam 50 yıl!

50 yıldır;

-Hak diyoruz,

-Adalet diyoruz,

-Üretim diyoruz,

-Kalkınma diyoruz.

-Şahsiyetli dış politika diyoruz.

-Önce ahlak ve maneviyat diyoruz.

-Düşmanlaştırma ve ötekileştirme değil, kardeşlik ve kucaklaşma diyoruz.

50 yıldır bu çizgimizden taviz vermedik

Yolumuzdan dönmedik.

Rüzgâra, konjonktüre, makama, mevkie göre yön değiştirmedik.

O yüzden, istikrar görmek isteyen bu salona baksın.

“Diklenmek” değil ‘Dik Durmak’ nasıl olur görmek isteyen, bu salona baksın.

Bu salonda güce teslim olmayanlar var. Haksızlığa boyun eğmeyenler var.

İlk virajda veda edenler değil, ahde vefa gösterenler var…

Aldatmayanlar var, aldatılamayanlar var…

Bu salonda Anadolu’nun aslanları var…

İyi ki varsınız… Allah sizlerden razı olsun.

Hepiniz biliyorsunuz,

50 yıl önce Prof. Dr. Necmettin Erbakan belde-i muhayyerede, Konya’mızda ilk adımı atarken, ilk tohumu ekerken;

-“Bir çiçekle bahar olmaz” diyenlere

-“Evet ama her bahar bir çiçekle başlar” diyerek karşılık vermişti.

İşte bu salonda, gelecek baharları müjdeleyen çiçekler var."

(...)

"Ekonomiden ekolojiye, adaletten demokrasiye, tarımdan sanayiye, eğitimden dış politikaya sürekli savrulan bir Türkiye var.
Ekonomisi dar boğaza girmiş, tarım ve hayvancılığı bitmiş, bütün birikimleri “VARLIK FONU” adı altında ipotek edilmiş bir Türkiye var.
Yaklaşık 500 binin üzerinde çiftçinin tarımı bıraktığı, 3 milyon hektardan fazla tarım arazisinin betona, inşaata kurban edildiği bir Türkiye var.
Cumhuriyet tarihinde ilk kez, borçlanabilmek için “BORÇLANMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ” kurmak zorunda kalmış bir Türkiye var.
Komşularla sıfır sorun diye yola çıkıp, sorunlu olmadığı tek bir komşusu kalmayan bir Türkiye var.
Olağanüstü halin olağan hale geldiği, baskı ve tahakkümün arttığı, farklı ve muhalif seslerin susturulduğu, devletin omurgasını oluşturan kurumların yıpratıldığı bir Türkiye var…
Adalet olgusu iflas etmiş, mağdurlar ordusu oluşmuş bir Türkiye var. .
İltimas, adam kayırma, torpil ve partizanlığın sıradanlaştığı, israf ve yolsuzluğun had safhaya çıktığı bir Türkiye var.
Eğitimi yazboz tahtasına dönmüş, Aile yapısı, toplumsal bağları zayıflamış bir Türkiye var.
Gençlerin gelecekten ümidini kestiği, Yarınlara dair umutların tükendiği bir Türkiye var.
Şimdi bu gerçeklere bakarak diyorum ki,

3 Kasım 2002 Ak Parti’nin iktidara gelişinin ilk günü olmuştu.

3 Kasım 2019’da, iktidardan ayrılışının tescillendiği gün olarak tarihe geçecektir.

Çünkü Ak Parti miadını doldurmuştur.

Ne yazık ki, Türkiye’ye verebileceği hiçbir şey kalmamıştır.

Yorgundur, Türkiye’yi de yormaktadır.

Bitkindir, Türkiye’yi de bitirmektedir.

Adı Adalet ve Kalkınma Partisi olmasına rağmen ne Adaleti kalmıştır, ne de kalkınması!.."

(...)

"Herkes Bilmeli ki, Biz Ak Parti’yi değil yanlış politikalarını eleştiriyoruz.

Saadet Partisi hiçbir kimsenin, hiçbir partinin hasmı veya düşmanı değildir.

Biz partileri değil politikaları eleştiririz.

Biz kişileri değil zihniyetleri eleştiririz.

"MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEĞİ"

karamollaoglu-akp-miadini-doldurdu-645032-1.

Bu yüzden 50 yıl boyunca milletin inancıyla, değerleriyle mücadele edenlere nasıl karşı çıktıysak, bugünde; milletin inancını istismar edenlere karşı çıkıyoruz.

50 yıl boyunca halkın değil tankın yanında duranlara nasıl karşı çıktıysak bugünde; halkın değil rantın yanında duranlara karşı çıkıyoruz.

50 yıl boyunca milletin kaynaklarının bir avuç mutlu azınlığa aktarılmasına nasıl karşı çıktıysak bugünde; milletin imkânlarının bir avuç yandaşa aktarılmasına karşı çıkıyoruz.

50 yıl boyunca milletin iradesine ipotek koymaya kalkan laikçi, dayatmacı vesayet anlayışına nasıl karşı çıktıysak, bugünde; vesayeti kaldıracağız diyerek iktidara gelip, kendi kişisel vesayetlerini kurmaya kalkanlara karşı çıkıyoruz.

Bundan sonra da karşı çıkmaya devam edeceğiz.

Kınayanların kınamasına aldırmadan inandığımız doğruları en gür şekilde haykırmaya devam edeceğiz.

Çünkü Milli Görüş gömleği ilikleriyle değil ilkeleriyle ünlüdür.

Biliyoruz ki; bu ilkelere inanan ve bu ilkelere göre çalışan idareciler ancak efsanevi hizmetlerin altına imza atabilirler.

Şayet, aynı yöneticiler gömleği çıkarır ve bu ilkelerden uzaklaşırlar ise, asla benzer başarıyı sağlayamazlar.

Zira koltuğu değil Hakkı üstün tutanlar, ülkelerine ve insanlığa büyük hizmetler yaparlar.

Değerli Kardeşlerim, Aziz Milli Görüşçüler:
Türkiye’nin yeni bir başlangıca ihtiyacı var.

Geçmişte herkesin hataları olmuştur.

Önemli olan bu hatalara takılıp kalmak değil, bu hatalardan ders çıkarıp, elbirliği ile, mutlu ve müreffeh bir geleceği oluşturmaktır.

Bütün partilere sesleniyorum;

Gelin bunun için yeni bir toplumsal mutabakat sağlayalım.

Gelin ülkemizi bir rövanş cumhuriyeti olmaktan kurtaralım.

İhtilaflarımızın, hırslarımızın kör karanlığında kaybolmak yerine, ittifaklarımız üzerinden yeni bir toplumsal sözleşme imzalayalım.

Hep birlikte yeni bir gelecek inşa edelim."

(...)

KÜRT SORUNU

Kürt meselesini hak ve adalet ekseninde çözeceğiz:

Bu topraklar farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, aynı çatı altında farklı inanışların, etnik ve mezhepsel yapıların bir arada yaşama erdemini insanlarına kazandırmıştır.

Kürtler ve Türkler aynı dinin mensubu, ortak bir tarihin çocukları, aynı kültürün renkleri ve aynı vatanın evlatlarıdır. Bir vücudun azaları gibidirler.

Aslında Türk’ün Kürt diye, Kürt’ün Türk diye bir sorunu yoktur.

Sorun milletimizde değil, bu milleti bölmeye, ayrıştırmaya çalışan her türlü ırkçı yaklaşım ve politikalardadır.

Bugüne kadar Meselenin çözülememiş olması hak, adalet, ahlak, ekonomi, eğitim, güvenlik gibi birçok alanda ortaya konan yanlış anlayış ve yapılan ihmallerin ortak sonucudur.

Çözümü sadece güvenlik eksenli politikalarda aramak meseleyi anlamamaktır.

Çözüm arayışları Sosyal, siyasi, psikolojik, ekonomik ve benzeri alanlarda yapılacak güçlü reformları da içermelidir. İnanıyoruz ki; huzur ve barış, kan dökerek değil ter döker ve dil dökerek tesis edilebilir.

“Kuvvetler Ayrılığı” ilkesini benimsiyoruz:

Bugünkü sistem ülke sorunlarına çare olmak bir yana, bizatihi sorunun kaynağı haline gelmiştir. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’yle birlikte meclisin, yürütme üzerindeki denetim ve sorgulama gücü elinden alınmış, yürütmeyi denetlemesi gereken yargı da yürütmenin etkisine girmiştir. Bu şartlarda; Saadet Partisi için kuvvetler ayrılığı vazgeçilmez prensiplerden bir tanesidir.

Sultanlarda dahi olmayan bir yetki ile bu ülkenin yönetilmesine müsaade edemeyiz.

Haksızlık yapan en üst mevkide ki bir insan da olsa, karşısında hakkın söylenebileceği bir düzen inşa edeceğiz.

Üreten ve hakça bölüşen bir ekonomik sistem kuracağız:

Bugünkü ekonomi rant ekonomisidir.

Vergi, zam, faiz, düşük ücret ve düşük taban fiyatları vasıtasıyla, halkın sahip olduğu bütün imkânlar elinden alınmaktadır.

Özelleştirme adı altında, milletin tasarrufları ile oluşturulmuş milli kuruluşlar şaibeli bir şekilde yabancı ve yerli tekellere haraç mezat satılmıştır.

Bunun neticesinde, ülke ekonomisinin, bel kemiği durumundaki tesisler, güvenlik ve savunmamızla ilgili sektörler dâhil, tüm birikimlerimiz milletimizin elinden çıkmıştır.

Bu yanlışlardan derhal vazgeçilecek, ülke kaynakları rantiyeye heba edilmeyecek, çılgın değil akıllı projelerle ülkenin öncelikleri belirlenecektir.

Vergide adaleti sağlayacağız:

İktidarların sorumsuzca yaptığı harcamalar neticesinde devletin gelirleri giderlerini karşılayamamaktadır.

Bunun sonucunda da fatura ne yazık ki vatandaşa kesilmektedir.

Büyük çoğunluğu dar gelirli olan vatandaş ve çalışan kesimden alınan haksız vergiler yüzünden zengin ve fakir arasındaki fark sürekli artmaktadır.

Mevcut vergi düzeni sokaktaki vatandaş için ödev olmaktan çıkıp zulüm haline gelmiştir.

Çarpık ve adil olmayan vergi sisteminde köklü reformlar gerçekleştirilecektir.

Vergi düzenlemeleri Üretim ekonomisine hiçbir katkısı olmayan, vatandaşın sırtından kolay para kazanan kesimlerin lehine değil, üretici ve yatırımcıların lehine değiştirilecektir.

MİLLİ AİLE STRATEJİSİ

"Milli Aile Stratejisi" geliştireceğiz:

Toplumun temeli aile, ailenin temeli kadındır.

Aile kurumunun güçlendirilmesi milli bir görev olarak benimsenecek ve bu amaçla “Milli Aile Stratejisi” geliştirilecektir.

Aileyi tahrip edici unsurların önüne geçmek için, tıpkı Milli Güvenlik Kurulu gibi “Aile, Çocuk ve Kadını Koruma Yüksek Kurulu” oluşturulacaktır.

Rant odaklı değil, insan odaklı çözümler üreteceğiz:

Hasta şehirler ve kibir kulelerine izin vermeyeceğiz.

vatandaşlarımızın barınma sorununa rant odaklı değil, insan odaklı ve ihtiyaca göre çözümler üreteceğiz.

Tarımsal araziler heba edilmeden, yatay şehirleşme planlamasına özen göstererek, tarihi ve doğal doku korunarak, estetik ve şahsiyetli şehirler oluşturacağız.

Kentleşme, sanayileşme ve yapılaşmada ormanlar, meralar ve tarım alanları kullanılmayacak.

Kıyı alanları, sahil şeridi ve koylar tüm halkımıza ait olacaktır.

Bu alanların mülkiyeti, belli bir süreliğine de olsa, gerçek veya tüzel kişilere devredilemez.

Böyle bir tahribatın önüne geçilecektir."