KHK ile ihraç edilen akademisyenler sahnede: Hepimiz timsahın karnındaki İvan’ız

21.05.2017 09:36 GÜNCEL

Kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile ihraç edilen akademisyenler, Dostoyevski'den dilimize uyarlanan "Timsah" oyununu sahneleyecek.

27 Mayıs’ta Şişli Kent Salonu’nda Orhan Alkaya’nın yönetiminde oynanacak oyun, 1960’ta üniversitelerden atılan ve '147’ler' olarak bilinen akademisyenler için hazırlanmıştı. Haldun Taner’in, 1960 darbesinden sonra üniversitelerden atılan ve tarihe “147’ler” olarak geçen akademisyenlerin durumunu ve bürokrasinin engellemelerini hicvetmek için Dostoyevski’den dilimize uyarladığı “Timsah” oyunu bu kez KHK’lar ile işlerinden atılanlar için sahnelenecek.

Atılan 147 öğretim üyesinin arasında bulunan Haldun Taner’in oyunu o dönem ne sahneleyecek tiyatro ne de oyunda rol alacak oyuncu bulabilmişti. O da oyunu radyo için yeniden düzenlemiş, o da sadece bir kez yayımlanmıştı. Alkaya, ‘Timsah’ın karnındaki İvan’ın hikâyesiyle ihraçları protesto ediyor.

Oyunda rol ve görev alan akademisyenler: TTB Başkanı Prof. Dr Özdemir Aktan (ihraç), Şebnem Korur Fincancı (imzacı), Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu (ihraç), Prof. Dr. Zelal Ekinci (ihraç), Prof. Dr. Rukiye Eker (imzacı), Prof. Dr. Taner Gören (imzacı), Yrd. Doç. Özgür Müftüoğlu (ihraç), Dr. Melahat Cengiz, (TBB Yönetim Kurulu Üyesi), Uz. Dr. Nazmi Algan, Uz. Dr Samet Mengüç (TTB Gen. Skr), Dr. Ali Çerkezoğlu, Dr. İncilay Erdoğan, Dr. Haydar Durak, hemşire Özlem Özkan (ihraç).

Cumhuriyet'ten Miyasa İlknur'un haberi şöyşe:

Dostoyevski, 1860’ta yazdığı, ancak yarım bıraktığı bu fantastik öyküsünün Türkçeye uyarlanacağını ve belli aralıklarla gündeme geleceğini düşünmemiştir herhalde. Tabii öyküyü Türkçeye uyarlayan Haldun Taner de... Ne gariptir ki, dönemin koşulları gereği oyunu sahneleyemeyen ve radyo oyunu olarak düzenleyen Haldun Taner usta da oyunu yarım bırakmıştır. Oyunu tamamlamak Demet Taner ve Selçuk Erez’e kalmıştır.

Günlüklerinde “Timsah” adlı öyküyü, Gogol’ün “Burun” öyküsünden esinlenerek yazdığını söyleyen Dostoyevski reddetse de, dönemin Rusyası’nda yaygın dedikodu; öyküde timsahın karnındaki İvan, Sibirya sürgünündeki Çernişevski’yi simgelemektedir. Bu durumda Çernişevski Timsah’ın karnındaki İvan ise, binlerce sürgüne ev sahipliği yapan Sibirya da timsahın karnı olmalıdır.

Peki, Haldun Taner’in dilimize uyarladığı “Timsah”ın karnı neresi ve yuttuğu İvan kim?

Bu soruların yanıtını vermek için oyunun senaryosuna göz atmak yeterli. Galiba bizim timsahın karnı tüm sath-ı Vatan. Timsah’ın yuttuğu İvan ise tüm vatan sathında itilmiş, kakılmış, kovulmuş ya da tiyatrocu - şair Orhan Alkaya’nın şiirindeki “Yenilmişler” mi?

‘147’lerden ilhamla..

Haldun Taner, “Timsah”ı 1960 darbesinden sonra üniversitelerden atılan ve tarihe “147’ler” olarak geçen akademisyenlerin durumunu bürokrasinin engellemelerini hicvetmek için uyarlar. Ancak bu oyunu ne sahneleyecek tiyatro ne de bu oyunda rol alacak oyuncu bulabilir. O da oyunu radyo için yeniden düzenler ve radyoda yalnız “bir kez” yayımlanır.

114 sayılı kanunla 1960 yılının sonunda üniversiteden atılan 147 öğretim üyesinin arasında bulunan Haldun Taner, MBK’nin bu hoyratça kararını nümayiş ve bildiri yayımlama yerinde mizahla protesto yolunu seçmişti.

147’ler olayı ile bugünkü akademisyen kıyımını karşılaştırdığımızda benzeyen yanlarından çok benzemeyen yanlarını görüyoruz. Bir kere 1960’ta bir darbe vardı. Bugün güya darbe girişimine karşı mücadele var. Ama darbe girişiminde bulunan yapıya muhalif olan akademisyenler de tasfiye edildi. Onların suçu mu? “Barış” istemek. Darbe dönemi olmasına karşın o gün kamuoyu ve üniversiteler, kurucu meclis üyeleri ve öğrenciler bu tasfiyeye daha yüksek sesle tepki verdiler. Üç rektör görevinden istifa etti. Milli Türk Talebe Birliği, 1960 ihtilalini desteklemesine karşın hocalarının tasfiyesine karşı sert bildiriler kaleme aldı. Öğrenciler okullarında paneller yaptı. Heyetler, komisyonlar, müzakereler, toplantılar yapılır ama sorunun bir türlü çözülemez. Çalınan her kapıdan alınan yanıt üç aşağı beş yukarı aynıdır: “Aslında bu durumu biz de çözmek istiyoruz ama kör olası mevzuat izin vermiyor.”

Yeni düzen kurar

Öff. Ne çok Popoviç var bu ülkede. Popoviçler ordusu, “Mevzuatta yeri yok” deyip popolarını kımıldatmak istemiyordu. Popoviç kim mi? İşte onun kim olduğunu öğrenmek için “Timsah” oyununu özetleyelim de kimse merakta kalmasın.

Efendim, sıradan bir devlet memuru İvan, ailesi ve arkadaşı Aleksey ile dünyanın en büyük timsahının sergilendiği hayvanat bahçesine gider. Timsah kazayla havuza düşen İvan’ı yutar. İvan, timsahın karnında yeni bir düzen kurmuş ve bu düzene alışmıştır. Dostu Aleksey, onu timsahın karnından çıkarmak için çabalayan tek kişidir. Aleksey, dostu İvan için çalmadık kapı bırakmaz. Önce İvan’ın çalıştığı devlet dairesinin müdürü Popoviç’e gider. Popoviç, hiç oralı değildir. Hatta bu durumun suçlusu ona göre İvan’ın kendisidir. Popoviç, kendisine bir şeyler yapması için gelen Aleksey’e “İvan’ın başına günün birinde böyle bir şey geleceğini biliyordum. İvan’ın hayatının seyrine, hareketlerine, özellikle memuriyet hayatındaki tutumuna bakınca insan onun başına eninde sonunda geleceğini tahmin edebilir. Burnunu kendine ait olmayan şeylere sokup durdu hep” diyerek bir şey yapamayacağını belli eder.

Tanıdık replik...

Bu replik, ne kadar da tanıdık değil mi? “Şu ‘Barış’ için bildiri kaleme alan ve onu imzalayanlar da burnunu üstlerine vazife olmayan şeylere sokmasaydı her biri İvan’ın durumuna düşmezlerdi” diyen Popoviç’leri sanırım anladınız.

147’ler uzun bir uğraşı sonunda görevlerine dönebildiler. Ancak bu kez de kürsülerini işgal edenlerle uğraşmak durumunda kaldılar.

Taner de tasfiye edildi

12 Mart’ın İvan’ları tutuklandı. 12 Eylül darbesinde 1402 sayılı kanunla atılanların sayısı yüz binleri aştı.

Ve “Timsah”lı hayvanat bahçesi yeniden sahnede. Bu kez yuttuğu İvan’lar 147 tane de değil, binlerce. Aslında oyunu yazan, dilimize uyarlayan, oyunu sonradan genişleten, onu sahneye koyacak olan ve oyunda rol alanların da hepsi birer İvan, Dostoyevski, eski bir mahkûm. Devlet aleyhine işlediği bir suçtan mahkûm olan Dostoyevski, kurşuna dizilmek üzereyken affedilip kürek mahkûmu olarak cezasını tamamlar. “Timsah” oyununda yerdiği söylenen Çernişevski de eski bir mahkûm ve Sibirya sürgünü dolayısıyla o da bir İvan. Oyunu dilimize uyarlayan ve radyo oyunu olarak yayımlayan Haldun Taner, 1960’ta tasfiye edilen 147’lerden biri.

‘Pişman olmadım..’

Oyunu sonradan genişleten ve tiyatro oyunu olarak yazan Selçuk Erez’in babası 147’lerden. Ve şimdi kendisi hakkında açılmış dava sürüyor. 27 Mayıs’ta sahnelenecek oyunun yönetmeni Orhan Alkaya, 12 Eylül’de 1402’liklerden. Ve oyunda rol alan sanatçıların yarıdan fazlası bu dönemde atılmış. Bu oyuna kıyısından köşesinden bulaşan kim varsa hepsi birer İvan.

27 Mayıs’ta Şişli Kent Salonu’nda sahnelenecek oyun İvan’ın şu sözleriyle bitiyor: “Hepiniz gördünüz, işittiniz” isteyerek, önünü ardını sorgulayarak girmedim bu timsahın içine... Ama! Ama! Çok iyi bilinsin ki... Pişman olmadım yaptığım hiçbir şeyden!..”

Orhan Alkaya: Protestoya renk katmak istedik

“Selçuk Bey böyle bir şey yapalım mı dediğinde yapalım dedim. Ama koşullar bir sahne oyunu değil bir okuma tiyatrosu yapmamıza izin verecekti. Hemen metni deşifre ettik. Neden bunu yaptığımızı herkes biliyor zaten. 1960 ihtilalinden sonra 147’ler olayı. Haldun Bey’in kültürel birikimi ve dehası böyle bir askeri darbe döneminde akademisyenlerin tasfiyesinini kınamak için Dostoyevski’ye uzanıyor. Bakın o dönem mesela üniversitenin içinden ihbarlardı. Farklı mı bugün. Değil? Ben 1402’liğim. 12 Eylül’de farklı mıydı? Değil. Hiçbir zaman yukarıdan bir üst aklın, gizli ellerin yaptığı işler değildir. 12 Eylül’de 1402 ile atılan kamu çalışanlarının tamamı 5 binin altındaydı. Şu anda 150 bine dayanmış bu sayı. Bu korkunç, akıl ötesi bir rakam. Geri dönüşleri de çok ağır olacaktır. Çünkü çok ağır hak ihlalleri yaşanıyor şu anda. Buna bir dikkat çekmek istedi Selçuk Erez. Ben de severek kabul ettim. Madem hocalarımız da oyuncu olmak, bir kere de tiyatro diliyle itirazlarını söylemek istiyorlar. ‘Hadi başlayalım’ dedik, çok şeker bir ekip oldu. Aynı yöntemlere mahkûm kalmamıza gerek yok. Aksine ben hep şunu söyledim, herkes kendi disiplininde sözünü, muhalefetini, ifade edebilmelidir. Herkesin yapacağı protestoların dışında bir şey gerçekleştirmek, bir çeşitlilik, bir renk, protestoya bir zenginlik getirecek. Barış için imza atan akademisyenler bu ülkenin yüz akı olan insanlar. Akademinin en parlak hocaları onların arasında. Giderek entelektüel bir fukaralaşmaya doğru gidiyoruz.”

Erez: Oyuna gelmeyen çok şey kaçıracak

“Babamın ve Haldun Taner’in başına gelen binlerce meslektaşımızın barış istedikleri ya da istikbalde barışı isteyebilecekleri için başına geldi. Aradaki paralellik ve benzerlik bunca seneden sonra beni rahatsız etti. Arkadaşlarımızla konuştuk değişik bir tepki koymayı düşündük. Sadece sokağa çıkıp Galatasaray’dan Taksim’e kadar yürüyüp gaz yemek yerine bu kez bize gaz sıkamayacakları bir şey yapalım. Vatan ya da Silistre’den sonra seyircilerle birlikte dehşetli bir eylem koyacağız. Bir okuma tiyatrosu; Dosteyevski’den Haldun Taner’e, ondan bana, benden de arkadaşlarımla birlikte Orhan Alkaya’nın yönetiminde durumu bütün çıplaklığıyla ortaya koyan bir oyun sergileyeceğiz. Orhan Alkaya Şehir Tiyatrosu’nda Genel Sanat Yönetmeni olarak görevden alınmasaydı bu oyunu sahneye koyacaktı. O nedenle oyunu biliyor. Bizim grubun kendisini çok yakın hissettiği, demokrasi anlayışı ve siyasal duruşu nedeniyle hoşumuza giden bir insan. Orada sahneye koyamadık buraya koyalım dedik. Oyuncuların yüzde 50’si atılmış. 27 Mayıs’ta oyuna gelmeyenler çok şey kaçıracak.”

Orhan Alkaya, İvan’ların yenilmediği kanısında. “Sonuçta İvan, timsahın karnında mutlu. Çünkü bu yeni hayata uyum sağlamış” diyor.