birgün

6° AÇIK

DÜNYA 25.01.2020 08:58

Lübnan’da tepki dinmedi: Siyasilerin anladığı dilden konuşacağız

Lübnan’da vergi, zam ve kötü yönetime karşı başlayan eylemler 101’inci gününde. Yeni başbakan görevine “Göstericileri selamlıyorum. Mezhepler arasındaki engelleri aşarak ülkeyi birleştirdiler” diye başlasa da tepki dinmiş değil

Lübnan’da tepki dinmedi: Siyasilerin anladığı dilden konuşacağız

NALAN YAZGAN-BEYRUT

Lübnan’da 17 Ekim günü başlayan ve kimilerinin “Ekim Devrimi” olarak da adlandırdığı gösteriler bugün 101. gününe girdi. İnternet üzerinden yapılan telefon görüşmelerine de vergi getirmek isteyen hükümete karşı başlayan ayaklanma, geçen hafta sonu en şiddetli günlerini yaşadı. 20’si gazeteci olmak üzere 540 kişi yaralandı.

19 Aralık’ta yeni hükümeti kurma görevini devralan Hassan Diab ise bir aydan fazla süren temaslar sonunda 30 koltuktan oluşan kabineyi bazı bakanlıkları birleştirerek 20’ye indirdi ve yeni hükümeti kurarak üç aydır devam eden siyasi boşluğa son verdi.

HÜKÜMET KABUL GÖRECEK Mİ?

Salı gecesi üzerinde uzlaşılan yeni Bakanlar Kurulu çarşamba sabahı ilk toplantısını gerçekleştirdi. Diab konuşmasına “Göstericileri selamlıyorum. Ülkeyi birleştirdiler ve mezhepler arasındaki engelleri aşarak ülkeyi birleştirdiler” diye başladı. Hassan Diab’ın işi hiç de kolay değil, önceki başbakan Saad Hariri’nin istifasından 84 gün sonra kurulan yeni hükümeti bekleyen dev sorunlar var.

Yeni hükümetin ekonomik, sosyal ve politik çöküş sarmalını durdurabilmek için hem Lübnan içinde hem de uluslararası arenada güvenilirliği sağlaması ve reformları kararlılıkla uygulayacağına halkı inandırması gerekiyor.

Hükümetin ilanından bu yana gösterici sayısı azalsa da gösteriler ayni yoğunlukta devam ediyor. Güvenlik güçleri ile göstericilerin parlamento önündeki çatışmaları artık her gece tekrarlanan bir rutine dönüştü. Tazyikli su, taş, göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi ile devam eden müdahaleler artık göstericiler tarafından kanıksanmaya başladı.

Gösteriler sadece Beyrut’ta parlamento binası önünde olmuyor. Beyrut, Trablusşam, Sayda ve Bekaa Vadisi'ndeki ana otoyollar da dâhil olmak üzere ülke genelindeki yollar (yakılan) lastiklerle kapatılıyor.

Lübnan ekonomisinin dışarıdan gelecek sıcak para akışı olmadan belini doğrultabilmesi mümkün değil. Finansal sistemde şu ana kadar zaman kazanmak adına gerçekleştirilen adımlar böyle bir fon girişi sağlanmazsa kısa bir sürede halkı çok daha derinden etkileyecek ve yaşam koşullarını muhtemelen meydanlardaki kalabalığın bile tahayyül etmediği bir safhaya getirecek.

Yabancı ülkelerin yardım ve yatırımlarını alabilmek için de yeni hükümetin güven vermesi, iyi bir planının olması ve bunu hakkıyla uygulayabilmesi lazım. Ama bunlardan daha ağır bir koşulun daha dile getirilebilme ihtimali var. O da Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve politik sistemden dışlanması.

ÖFKE HAFTASI

29 Ekim günü göstericilerin talebi üzerine istifa eden ve o günden hükümetin kurulduğu salı gününe kadar geçici başbakan olarak görev yapan Saad Hariri göstericileri barışçıl olmaya ve şiddetten kaçınmaya davet ederek, iç savaş tehlikesine dikkat çekmeye devam ediyor.

Geçtiğimiz haftayı “Öfke Haftası” ilan eden göstericiler, barışçıl başladıkları protestoların işe yaramadığından ve seslerini duyuramadıklarından yakınıyorlar. “Bizi ciddiye almaları için eğer şiddete başvurmamız gerekiyorsa, buna da hazırız diyen Jana Hatoum artık bıçağın kemiğe dayandığını ve halkın tahammülünün kalmadığına dikkat çekiyor ve “Taleplerimizin yerine getirilmesi için siyasilerin anladığı dilden konuşacağız” diye ekliyor.

Geçtiğimiz salı günü Merkez Bankası önünde büyük bir gösteri oldu. Göstericileri dağıtmak için polis gerçek mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanınca, göstericiler Beyrut’un ünlü Hamra Caddesi’ne yöneldiler ve oradaki bankaları hedef aldılar. Bazı bankaların kameraları kırılırken bazıları da ateşe verildi.

Hamra’daki olaylar sırasında güvenlik güçleri çok sert müdahalelerde bulundu ve birçok göstericiyi gözaltına aldı. Bu ertesi gün daha fazla göstericinin sokaklara çıkmasına ve yolları kapatmasına sebep oldu.

Çok tepki alan önceki hükümetin İçişleri Bakanı Raya Haffar El Hassan, çarşamba günü bir açıklama yaparak güvenlik güçlerinin protestolar esnasında gazetecilere ve göstericilere şiddet uygulamalarından dolayı özür dilemek zorunda kaldı. El Hassan gazetecilere; “Güvenlik güçleri mensupları çok yorgunlar. Aylardır tetikteler, uyumuyorlar. Hakarete uğruyorlar, üzerlerine taş, metal parçalar atılıyor. O yüzden sinirlerine hakim olamayıp, göstericilere baskı uyguluyorlar. Bu mazur görülebilir mi? Hayır, mazur görülemez. Ama kendinizi bir dakikalığına onların yerine koymalısınız" dedi.

Öfke haftasında cuma günü ise Lübnan’da genel grev ilan edildi ve sabahın erken saatlerinden itibaren önemli yol ve kavşaklar göstericiler tarafından trafiğe kapatıldı.

Yağmura rağmen cumartesi ve pazar günü Lübnan parlamentosu önünde toplanan göstericiler biran önce teknokratlardan oluşan bir hükümetin kurulmasını ve üç aylık siyasi boşluğun sona ermesini talep ettiler. Göstericiler ile polis arasında saatlerce süren çatışmalar yaşandı.

Polis göstericilere binaların çatılarından taş atarak, tazyikli su, göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi ile müdahale ederken, göstericiler de polise havai fişek ve molotof kokteyli ile cevap verdi. Şehitler meydanında üç aydan fazla süredir bulunan göstericilerin çadırları da olaylar sırasında ateşe verildi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aoun, Savunma ve İçişleri Bakanlarından ve ilgili güvenlik liderlerinden barışçıl protestocuların güvenliğini sürdürmelerini, ayaklanmaları önlemelerini, kamu ve özel mülkiyet güvenliğini sağlamalarını istedi. Bunun üzerine ordu Beyrut şehir merkezindeki olaylara müdahale etti.

Bazı göstericiler kilise ve camilere sığındı. Kilise çanları gösterilere destek için çalarken, caminin imamı da güvenlik kuvvetlerine caminin içine sığınanlara müdahale edilmemesi için anonsta bulundu. Yine de caminin içine göz yaşartıcı gaz ile yapılan müdahaleden sonra birçok gösterici gözaltına alındı.

Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) yaklaşık 100 ülkeyi kapsayan 30 yıllık insan hakları uygulamalarını yayınladığı raporda Lübnan’ı, Etiyopya, Hindistan, Pakistan, Zimbabve, Nijerya ve Bolivya ile birlikte “aşırı risk” ülkesi olarak nitelendirdi.

EKONOMİ İFLASIN EŞİĞİNDE

Olayların asıl başlama nedeni olan ekonomik kriz ise büyüyerek çöküşe doğru ivmesini artıyor. Lübnan Merkez Bankası yıllardır sürdürdüğü sabit kur uygulamasına devam etmeye çalışsa da Lübnan lirası, Amerikan doları karşısında yaklaşık olarak %40 değer kaybetti.

Lübnan’da yıllardır devam eden sabit kur uygulamasında 1500 Lübnan lirası, 1 Amerikan doları ediyordu. Son zamanlarda ise serbest piyasada 1 Amerikan doları 2500 Lübnan lirasına kadar çıktı. 22 Ocak Çarşamba gününden itibaren ise 1 Amerikan dolarının en fazla 2000 Lübnan Lirası olarak işlem görebileceği açıklandı. Buna uymayanların ise cezalandırılacağı duyuruldu. Bu uygulamanın, yeraltı paralel bir pazar yaratarak kara borsa döviz değişimini artırma riski var.

Bankadaki kendi hesaplarından paralarını çekemeyen Lübnanlılar için ilk başta haftalık olarak belirlenen 200 dolar sınırı bazı bankalar tarafından aylık sınır olarak açıklandı. Dolar likidite krizi ülkeyi temel ürün ve hizmetleri kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Ülke çapında internet bağlantısının kesilme riski var.

Dünya Bankası, eğer acil önlemler alınmaz ise, Lübnan'daki yoksulluk oranının nüfusun üçte birinden yarısına yükselebileceği konusunda uyarıda bulundu.

SÜNNÎ-Şİİ DAYANIŞMASI

Parlamento önünde yaşanan olaylardan sonra hem kuzeyde Sünnilerin kalesi olarak nitelendirilen Trablusşam’dan hem de güneyde Şiilerin güçlü olduğu Nebatiye’den Beyrut’taki göstericilere destek geldi. Dayanışma için sokağa çıkan Lübnanlılar ekonomik krizin tetiklediği bu gösterilerin nasıl mezhepler üstü bir hal aldığını da göstermiş oldular.

Hükümetin kurulmasının getirdiği görece olumlu havaya rağmen Lübnan’ın sorunlarını çözebilmesi için açık çözümler maalesef yok ve krizin derinleşmesi görünürdeki tek ihtimal. İnandırıcılık ise yeni hükümetin önündeki ilk ve en büyük sorun olarak duruyor.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız