birgün

17° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 26.04.2018 15:50

“Mesele düşmek değil”

“Mesele düşmek değil”

Batuhan Zümrüt

Yazar Fırat Devecioğlu, “Yüzleşme” adlı kitabıyla raflardaki yerini aldı. Beyaz yakalı bireylerin kent yaşamında ve iş hayatında karşılaştıkları zorlukları konu alan kitap, Mona Kitap’tan okuyucuyla buluştu.

  • Son yıllarda neden çok sayıda beyaz yaka kitabı yazılıyor?

Kendisinden beklentisi yükselen insan, kendi uçurumuna doğru yaklaşır. Bir şeylere sahip olsanız bile uçurumdan düşmekte olduğunuzu hissedersiniz. Mesele düşmek değil, sürekli düşme halinden kurtulamamak… Pek çok insan, kendi gibi yaşayabilmenin serinliğini hissedemiyor artık. Orjinal olarak doğuyor, beklentiler, hedefler, kazanım arzuları uğruna kopyaya dönüşüyor. İnsanın fark edemediği şey ise, sorunun kaynağı. Yani yürüdüğü yolun başkaları tarafından (toplumsal düşünce, üst yapı) belirlenmiş olması, insan tasarım hayatı doğal sanması.

Ancak onay alma ihtiyacından sıyrılabilen insan, yaşadığı anlamsızlığı çözmenin peşine düşebiliyor. Böylece, yavaşça beliren ‘Kim için? ne için?’ gibi keskin sorulara cevap arayışları bu tür kitapların yazılmasına neden oluyor. Sonuçta ortada sesi neredeyse hiç duyulmamış bir ruh var ve ait olduğu bedenin zifiri karanlığında hapis halinde. Uğruna türlü mücadelelere girip sahip olduğu şeylerin aslında ona ait olmadığını bir gün fark ediyor. Bu kolay bir yüzleşme değil. Türlü yarışlara koşarken kendine yürüyemeyen insanların hikayesi.

Beyaz yakalı, bu arayışını çok daha ‘sesli’ yapabildiği için öne çıkıyor olabilir. Sosyal medyayı kullanıyor, az çok kitap okuyor. Parası var, eğitimlere, atölyelere katılabiliyor. Oysa arayış ve yüzleşme ihtiyacı çok daha yaygın. Üniversite öğrencisinde, ev işlerinden kafasını kaldıramayan bir annede, yaşlanınca yalnız kalmamak için evlenmiş ama ilişki içinde yalnız hisseden kadında, torunlarıyla oyalanmaya çalışan pişmanlık denizindeki emeklide…Mesela geçtiğimiz hafta Kadıköy’de kitap üzerine bir söyleşimiz vardı. Katılanların çok azı beyaz yakalıydı.

  • Malzeme mi çok bu konuda?

Gözü cüzdanınızda olan mutluluk tacirleri için insanın anlam arayışı malzeme olabilir. Bugün var yarın yoklar. Ben insana malzeme olarak bakmam. Paramı, bu durumu malzemeye dönüştürerek değil, gerçek bir işe emek vererek kazanırım. Sertifikalı yakın ilişki yönetimi, doğru insanı bulma pratikleri, doğru nefesle mutluluğu içine çek, kuantum ile kendini yakala türü eğitim ya da atölyeler düzenlemiyorum. Sadece kitabın bir bölümünde beyaz yakalılarla ilgili konulara değindim, o kadar.

  • “Yüzleşme”nin okuyucuya ne anlatıyor? Diğer beyaz yaka kitaplardan farkı ne?

Yüzleşme, insanın ‘yaşadım’ diyebilmesinin önüne geçen düşünceleri alt üst etmek istiyor. Görüntüde özgür olan, ancak bir başkasının ya da bir düşüncenin hapsinde yaşayan insanların tutsaklığına ayna tutma gayretinde. İnsanı ait olmadığı yarışlara sürükleyen çağımızın sinsi tuzaklarını ele alıyor. C.Gustav Jung ‘Kimse ışığı hayal ederek aydınlanmaz. İnsanı aydınlatan karanlığı idrak etmektir.’ der. Yüzleşme, karanlığa, mutsuzluğun kökenlerine küçük de olsa bir ışık tutmak için yazıldı. Farkı ise, bu aralar pek popüler olan, mutsuz insanlara boş umutlar vaat eden, şifacı, kişisel dönüştürücü bir kitap olmaması. Sorunu kendimizde aramamız gerektiğini söyleyerek, kapitalizmin yarattığı sorunları, eşitsizlikleri gözden uzaklaştıran sözde mutluluk gurularına inat, sorunun kaynağına işaret etmesi.

Yüzleşme, sürekli kendisiyle meşgul insanlara, destek bekleyen doğayı, insanları, dış dünyada mutlu olabileceklerini hatırlatıyor. Mutsuzluğun kökenlerini bilimin, aklın, düşünce tarihinin ışığında incelemeye çalışıyor. Okuyucularını başka bir dünya gibi gözükse de, gerçekte kendi dünyalarına davet ediyor.

  • Çok genç yaşta iş dünyasında ödüller almış, başarılı bir iş adamı olarak bu durum yazarlığınızı nasıl tetikledi?

İş hayatı, düşünce yazıları kaleme alan bir yazar için bulunmaz bir laboratuvar. İnsan doğasını çok yönlü izleyebildiğim oldukça zengin bir besin kaynağına sahibim. Tek derdim, iş hayatının yoğunluğundan aklımdakilerin çok azını kaleme dökebiliyor olmam. Ayrıca gerek bulunduğum şirketlerin, gerekse iş arkadaşlarımın desteğini hissetmek, daha fazla üretim verme hevesimi canlı tutuyor.

  • Hayatınızda her şey çok mükemmel giderken birden neyi değiştirmek istediniz?

Her şey mükemmel gibi gözükse de, artık başa çıkamadığım tuhaf bir anlamsızlık yakamı bırakmıyordu. Aslında hayatın merkezine yeni hedefleri, mutlu edeceğine inandığım hırsları alarak kazanım yolunda devam edebilirdim. Tek yapmam gereken kendimi görmezden gelmekti. Sanırım değiştirmek istediğim şey, yeni kazanım arzularının büyüsünden sıyrılıp, vaat edilen mutluluğa neden kavuşamadığımı anlamaya çalışmaktı. Gerçeğin gözlerine bakmak, tarifsiz bir heyecanı kalbime taşıdı. Düşünce dünyasının varlığı, anlamsızlığı süpürdü.

Kişinin kendini inşa etme süreci, gerçeğin kendisi ile yüzleşerek başlıyor. Hikaye şöyle; önce yıkım, sonra öfke ve sonunda kendi yolunda olmanın, mutsuz eden arayışı bitirmesi, anlamsızlığı kökünden kazıması.

  • Nasıl değiştirmeye başladınız?

Mutsuzluğun kökenlerini incelemek, gerçeğin peşine düşmek, hayatımı yeniden canlandırdı. Değerli olduğunu düşündüğüm bir şeyi, bir hazineyi bulmuştum nihayet; Dünya’nın binlerce yıldır biriktirdiği zengin düşünce mirası… İnsan ancak hazır olduğu düşüncelerle karşılaşabiliyor.

Tatminsizliğin nedenlerini anladıkça, geçmişten gelen kendi düğümlerimi çözdükçe, daha iyi hissetmeye başladım. Sis perdesi yavaşça kalktı. Sahip olma arzuları karşısında ölçülü durabiliyordum artık. Bu ateşte kavrulan insanlara gülerek baktıran sakinlik bana eşlik etmeye başlamıştı. Kendini olduğu gibi kabul eden ve buna saygı duyan insan zamanla değişiyor. Hayat, kendi dönüm noktasına doğru hızla sürükleme ustalığını, istisna göstermeksizin uygular.

  • İstediğiniz hayatı yaşayabilme cesaretiniz mi yoktu? Sonra bu cesareti nasıl kazandınız?

Sorgulayan insanın en belirgin özelliği, enerjisini cesaretine bırakmadan önce durabilmesidir. Bir süre hiçliğin içinde kalabilmesi. Yalnızlıkta huzur veren kalabalığını bulur. Biri size, eliyle bir yeri işaret ederek ‘koş’ diye bağırdığında zor olan koşmak değil, durup ‘neden’ diye sorabilmektir.

Cesaretim vardı ama niçinim yoktu. Bir ömür yapmaktan pişman olmayacağınız şey, hayatta yapmaya değerli bulduğunuz şeyin peşinden gitmektir. İşte o zaman cesaret de dahil sahip olduğunuz tüm insani yetenekler önünüze serilir. Yolun kendisi güzelleşir, sonunu beklemenize gerek kalmaz.Yürüdüğünüz gri kaldırımlarda bile anlam vardır artık.

  • Şimdi çok daha mı mutlusunuz?

Elbette değilim. Mutlu insanları garipsiyorum. Yaşadığımız şu dünyada, ancak kendinden başkasını göremeyecek kadar kendine bağımlı olanlar, mutluluktan bahsedebilirler. Günümüzün acılar dünyasında, mutluluk, belli bir dozda şuursuzluk gerektirir. Tolstoy “Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın.” der.

Duyarlı biri, kendinden çok etrafını görür. Hemen bir sokak ötede yaşanan trajedilere duyarsız kalmaz, kalamaz. Yardım bekleyen canlılar için birilerinin koşturduğunu görünce o da harakete geçer, köy okullarında ayağında botu olmadığı için üşüyen çocukları için destek isteyen öğretmenleri görmezden gelemez. Elinden gelen bir şey olduğunda sahici mutluluklar yaşar.

Düne göre fark nedir? Sadece ne yaptığımı biliyorum. Uzun yıllar ne istemediğimi tanımlayabildim.

  • Son olarak kitabınızda da eleştirdiğiniz “sosyal medya melekleri” kimler?

Sosyal medya ‘mış gibi’ hissettiriyor. Mesela bir adaletsizlik karşısında bir sitede imza verdiğiniz anda, vicdanınız rahatlatıyor. Sanki bu adaletsizlik için elinizden geleni yapmış gibi hissediyorsunuz. Ama gerçekte yapmıyorsunuz. Öyle gibi hissedip atıl kalıyorsunuz. İnternette otuz saniye ayırmanız, o tarihi binanın yıkılmasına engel olmuyor. Sokağa atılmış hayvanları beslemeye çalışan gönüllülerin videosunu izlemek sizi iyi insan yapmıyor. Mücadelede süreklilik esastır.

Sosyal medya melekleri, hepimizin tanıdığı insanlar… Günlük hayatında çekilmez biri olduğunu bildiğimiz insanın, sosyal medyada mutluluk avcısına dönüştüğüne şahit oluruz. Gündüzleri, başkalarına zarar verecek kötülükler düşünerek geçiren biri , akşam olunca kanatlarını takıp ekran karşısında sevgiye, insanlığa dair beylik sözler paylaşıyor. Mış gibi. Oysa en büyük yargıç tam kalbimizde oturur.

***

• Fırat Devecioğlu’nu biraz tanıyabilir miyiz?

İzmir Karşıyaka’da doğdum. Kocaeli’de okudum. İstanbul’da çalışmaya başladım. İş hayatının ilk yıllarında Ernst&Young ve My Executive şirketlerinde, üst düzey yönetici seçme yerleştirme biriminde görev aldım. 2006’dan bugüne kadar önce Yıldız Holding sonrasında Koç Holding’in gıda yatırımlarını yöneten şirketlerinde, önemli markaların yönetiminde görevler aldım. Çalışma hayatı öncesinde ise uluslararası öğrenci değişim programları yürüten AIESEC Türkiye’de 5 yıl süreyle gönüllü olarak çeşitli sosyal projelerde çalıştım. Düşünce yazılarımın, sosyal medyada sıkça paylaşılmaya başlamasıyla hayatımda yeni bir sayfa açıldı. Yazılarım Aylak Karga, Cafrande, İnsan Okur, Dünyalilar.org, Yeşil Gazete, The Geyik adlı dergi ve internet sistelerinde yayınlandı. Mona Kitap etiketiyle Nisan Ayı başında ‘Yüzleşme’ adlı kitabım yayınlandı.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız