birgün

12° PARÇALI AZ BULUTLU

Molla rejiminde kırılma noktası

Molla rejimine karşı sokağa dökülen halkın öfkesi dinmiyor. Sosyolog Dr. Gürakar, “Sürmekte olan eylemler son yıllarda patlak veren geçmiş ayaklanmalardan kendisine miras kalan kolektif tecrübeye dayanıyor” diyor.

DÜNYA 27.09.2022 06:30
Molla rejiminde kırılma noktası Protestolar birçok kentte 11 gündür devam ediyor. (Fotoğraf: AA)
Abone Ol google-news

İbrahim VARLI

İran'da başörtüsü kurallarına uygun örtünmediği gerekçesiyle gözaltına alınan Mahsa Amini'nin ölümü üzerine başlayan protestolar 11 gündür sürüyor. Onlarca kişinin öldüğü yüzlercesinin ise gözaltına alındığı eylemlerde halk, sokakları terk etmiyor.

İran’daki protestoların nereye evrileceğini ve diğer ayaklanmalardan farkının ne olduğunu İran üzerine çalışmalarıyla bilinen Sosyolog Dr. Tolga Gürakar ile konuştuk. Gürakar, diğer ayaklanmalardan farklı olarak Eylül 2022 protestolarının her türlü politik angajmandan bağımsız, doğrudan molla rejimini hedef aldığına dikkat çekti.

Mahsa Amini’nin ölümü İran’da yeni bir isyan dalgasına yol açtı. Sizce bu protesto dalgası nereye evrilir?

Buna yanıt verebilmek için iki gelişme belirleyici olacak. Bunlardan birincisi, protestocuların eylemlerini ne kadar süreyle sürdürebilecekleri. Eğer eylemler devam etmeyi başarabilirse bu ikinci bir gelişmeyi doğuracaktır. Bu da yıllar içerisinde doğal olarak kendi iç çelişkilerinden evirilmiş ve farklı kırılganlıklar ortaya çıkarmış molla rejimi içerisinde güç mücadelesi veren özellikle siyasi ve iktisadi elitlerin alacakları tavrın yönüyle ilgilidir. Dolayısıyla bu saydığım iki gelişmenin akıbeti şu an kestirilemediğinden sorunuza net bir yanıt vermek mümkün değil. Sözünü ettiğim elitlerin tavrını 2009 yılında yaşanan ve “Yeşil Devrim” adı verilen protestoların daha ilk gününden itibaren net olarak görmek mümkündü, dolayısıyla da akıbetini kestirmek kolaydı. Ancak şimdiki olaylar hakkında konuşmak için çok erken.

Sosyolog Dr. Tolga GürakarSosyolog Dr. Tolga Gürakar

2009’daki “Yeşil Devrim”in bugünkünden farkı neydi?

Bütünüyle farklıydı. Bir kere 2009 isyanı doğrudan siyasi bir motivasyona sahipti ve rejim içinde o gün yaşanan bir krizin uzantısıydı. Bunun daha iyi anlaşılması için İran’ın Humeyni sonrası siyasi ve iktisadi hiziplerini doğru tahlil etmek gerekir. 1980’lerin hemen başlarında patlak veren Irak savaşı ve bu süreçte Humeyni’nin karizmatik-otoriter yönetimi altında üstü örtülen politik rekabet ve hizipler, 1990’lardan itibaren yerini her biri farklı din adamlarının liderliğinde üç temel eğilimin birbirleriyle çatışma içinde olduğu yeni bir siyasal ortama bırakmıştır.

Nedir bu üç eğilim?

Birincisi, Ali Hamaney önderliğinde, alt gelir kesimleri ile alt-orta rütbeli ulemanın desteğinden yararlanan ve devrim sonrası ortaya çıkan kurumların desteğinde gelişen radikallerden meydana gelmiştir. İkinci eğilimi, Ekber Haşimi Rafsancani’nin başını çektiği, zengin tüccar, toprak sahipleri ve üst rütbeli ulemanın desteğinden yararlanan, küresel ekonomiyle bütünleşmeyi savunan, serbest piyasa ekonomisi yanlısı, liberal-muhafazakâr eğilimli pragmatistler teşkil etmiştir. Üçüncü ve son eğilim ise Muhammed Hatemi’nin reformist kimliği ile özdeşleşen, entelektüel din adamlarının desteğini alan, Humeyni’nin mirasına vurgu yapmakla birlikte, dış politikada normalleşmeyi, içeride ise halkın istek ve taleplerinin dikkate alınması gerekliliğini savunan, özetle ilk iki eğilimin arasında konumlanan ılımlılardan çıkış bulmuştur.

2009 İsyanı Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde ortaya çıktı. Bu seçimde, dört yıllık görev süresinin sonunda ikinci kez adaylığını koyan Mahmud Ahmedinejad, meclis eski başkanlarından Mehdi Kerrubi, Devrim Muhafızları’nın eski komutanlarından Muhsin Rezai ve Humeyni döneminin başbakanlarından Mir Hüseyin Musavi gibi devrim sonrası İran’ının popüler dört şahsiyeti yarışmışlardı. Ahmedinejad radikallerin temsilcisiydi. Saydığımız ikinci ve üçüncü eğilimleri temsilen muhalefet ise bir blok olarak, 1980’li yıllardaki katı siyasi çizgisinin aksine çok daha ılımlı bir imaj çizen, ileriki yıllarda reformcu kimliğiyle tanınan eski Cumhurbaşkanı Hatemi’ye danışman olarak hizmet etmiş ve söylemlerinde yenilikçi bu çizgiyi sürdüreceği vaatlerinde bulunan Mir Hüseyin Musevi’nin etrafında toplanmıştı. Sonrasını zaten biliyoruz. Özetle rejim karşıtlarının varlığını yadsımamakla birlikte 2009 isyanını salt molla rejimi karşıtı bir isyan olarak tanımlamak doğru olmaz.

Ancak Eylül-22 protestoları her türlü politik angajmandan bağımsız doğrudan molla rejimini hedef alıyor. Bu protestolar doğrudan politik bir krizden açığa çıkmadı. Ama eğer sönümlenmemeyi başarır ise seçkinler arası çelişkileri çok daha derinleştirecek, dolayısıyla da rejimi düne göre çok daha zayıf kılacaktır.

Bu isyan dalgası arkasında nasıl bir bilanço bırakır?

Eylül-22 isyanını İran’ın geleceği açısından önemli bir kilometre taşı olarak görüyorum. Bunun birkaç sebebi var. Öncelikle şu an sürmekte olan eylemler özellikle son on üç yılda patlak veren geçmiş tüm eylemlerden kendisine miras kalan bir kolektif tecrübeye dayanıyor. Bu söylediğim önemli zira toplumsal hareketler hiçbir zaman her daim yükselen doğrusal bir seyir izlemezler. Aksine doğaları döngüseldir, çıkışlar, duraksamalar ve hatta inişler ve sonrasında yeniden çıkışlar içerirler. İran’da da benzer şekilde 2009’da önemli bir çıkış yaşandı, akabinde bu mobilite duraksadı ve geriledi, bunu 2017 Kasım’ında ise yeniden bir çıkış izledi. 2017-2018 eylemlerinin temel çıkış noktası yaşanan hayat pahalılığı, katılımcılarının ağırlıklı profili ise alt-orta sınıf ve işsiz kesimlerdi. Hatırlayacağınız üzere bu eylemleri tetikleyen zamlar, İran Ekonomi Koordinasyonu Yüksek Konseyi’nin kararı ile alınmış ve bunu ruhani lider Hamaney de desteklemişti. 2017-2018 eylemleri, 2009 İsyanından farklı olarak belli bir liderlikten yoksundu ve rejim karşıtı karakteri kısmi de olsa söz konusuydu. Eylül-22 isyanına baktığımızda ise belirli bir merkezi liderlik yine yok ve fakat karakteri bütünüyle rejim karşıtı. Ön planda kadınlar yer alıyorlar. Doğrudan molla rejimini ve onun sembollerini hedef alıyorlar. Onun karşısına da kendi sembollerini koyuyorlar. Belçikalı kadın sanatçı Edith Dekyndt'ın kölelere atıfla yaptığı Ombre Indigène (Yerli Gölge) isimli “saçtan yapılmış bayrağı” kendilerine uyarlıyorlar. Saçlarını kazıtıp, başlarını açıyorlar. Yani özgün repertuvarlarını yaratıyorlar. İşte bu yüzden bir kilometre taşı.

Belirli aralıklarla yaşanan tüm bu ayaklanmalar molla rejimini ne derece sarsıyor?

Şunu unutmamalıyız ki İran ulemasının ülke içerisindeki gücü ve konumu sadece İslam Devrimi’ne indirgenemez ve bir parantez olarak görülemez. Aksine bu zümrenin İran’daki otoritesinin temelleri, Safevi Devleti’nin zayıfladığı 17. yüzyılın son çeyreğinden itibaren yaşanan siyasi kaosun hâkim olduğu zaman dilimindeki gelişmelerde kaynağını bulur. 19. ve 20. yüzyıllarda ise yalnızca dini konularda değil, siyasi birçok konuda da toplumun sözcülüğünü üstlenmiş ve bir takım muhalif hareketler içerisinde yer almıştır. Dolayısıyla tarihsel ve toplumsal anlamda bu kadar köklü bir yapının 1979 sonrasında inşa ettiği rejimi sokaklardaki isyancılardan bir çırpıda devireceklerini ummak, hayatlarını riske atan onca insana ağır misyonlar yüklemek ve haksızlık yapmaktır. Ama az önce söylediğim üzere bu ve önceki ayaklanmaları rejim içinde açtıkları gedikler üzerinden ele almamız gerekir. Unutmayalım ki 2021 yılında yapılan ve radikallerin temsilcisi İbrahim Reisi’nin ülkenin sekizinci Cumhurbaşkanı olarak seçildiği seçimlerde katılım oranı 1979'dan bu yana ilk kez yüzde ellinin altında idi. 2017 ve 2013 seçimlerinde bu oran yüzde yetmiş üçlerdeydi. Hele ki 2009’da yüzde seksen beş oranında rekor bir katılım söz konusuydu. Bu seyir, sistemin geniş bir toplumsal kesim gözünde yıllar içinde meşruiyetini yitirdiğini bize anlatıyor. Ayrıca ülkede patlak veren toplumsal hareketlerin dönüşen karakteri ile örtüşüyor.

Sorunuza dönecek olursam, Eylül-22 isyanı doğrudan rejimin kendisine yönelmiştir. Eğer zaman içinde sönümlenmez ve etkinliğini yitirmezse rejim içerisindeki kırılganlıkları daha da tetikleyecektir. Ancak unutmayalım, İran güçlü bir devlet geleneği olan bir ülkedir. Bir rejim değişikliği eğer olacak ise bu değişim rejimin kimi elitlerinin destek ve belki de öncülüğünde olacaktır. Tıpkı SSCB ve Gorbaçov örneği gibi. Bu ifademden Gorbaçov’u ve politikalarını olumladığım anlaşılmasın. Bir benzetme yapıyorum. Her zaman söylediğim sözü bir daha söylemek istiyorum. Bu tarz kendiliğindenci toplumsal hareketler oyun kuramazlar ancak etkinliklerine koşut olarak oyun bozabilirler. Eylül-22 isyanı da bence bu anlamda önemlidir.

ABD ve Batı ambargoları tersinden “molla rejimi” için bir can simidi görevi mi görüyor? “Dış güçler” söylemi üzerinden iktidarlarını tahkim mi ediyorlar?

Elbette ki ambargolar, rejime sıkı sıkıya bağlı kimi toplumsal kesimlere yönelik rejim tarafından gücünü konsolide etmeye dönük olarak kullanılmaktadır ve bunda şaşırtıcı bir şey yok. Ama rejimden mağdur büyük bir kesim açısından “dış güçler” söyleminin karşılığının olduğunu düşünmüyorum. Burada bir noktaya değinmek istiyorum. Öncelikle İran’ın, ABD’nin bölgedeki emperyalist politikalarına karşı kazanımlarını hiç kimse göz ardı etmemelidir. Buna karşı bugün sokaktaki eylemleri ve bu eylemlere katılanları “emperyalizm uşaklığı” olarak damgalamak kelimenin tam anlamıyla vicdansızlıktır. Böylesine bir yaklaşım, tarih boyunca, öncesinde İngiliz sonrasında ABD emperyalizminin hışmına uğramış ve kolektif politik bilincini bu acılardan inşa etmiş İran halkına saygısızlıktır. Bu söylediklerim, 1979 sonrasında yetişmiş genç kuşaklar için de geçerlidir. Ancak İranlı kadınlar için bilhassa geçerlidir.

İranlı kadınlara özel bir vurgu yaptınız. Bunun nedenini öğrenebilir miyim?

İran’da tarih boyunca yaşanan toplumsal hareketlere baktığınızda kadınların her zaman ön planda olduklarını görürsünüz. Burada, rejim yandaşı ya da karşıtı şeklinde herhangi bir ideolojik ayrım yapmaksızın İran kadınının genel karakteristiğinden bahsediyorum. Kadınların 60 ve 70’lerde Pehlevi rejimi ile olan mücadelelerindeki ya da İran Devrimi’ndeki rolleri nasıl yadsınamaz idiyse 2000’lerdeki isyanların en önünde yine hep onlar olmuşlardır. Direnişler ile sembolleşmişler, kendi adlarını yazdırmışlardır. Bugün nasıl Mahsa Amini bir sembol ise 2009’un sembolü de Nida Aga Sultani idi.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol