birgün

9° AÇIK

Mücella Yapıcı, Kız Kulesi için yazdı: Üç kuruşluk kâr uğruna…

Gezi davası tutuklularından mimar Mücella Yapıcı, cezaevinden Kız Kulesi’nin restorasyonuyla ilgili kapsamlı bir yazı kaleme aldı. Yapıcı, “Kız Kulesi de tıpkı İstanbul gibi üç kuruşluk kâr uğruna rant sermayesinin kullanımına sunulmuş, her türlü tacize uğramış, üstelik allanıp pullanarak tacizcileri ile evlendirilmiş, üzerinde düğünler kurulmuştur” dedi.

GÜNCEL 20.10.2022 17:24
Mücella Yapıcı, Kız Kulesi için yazdı: Üç kuruşluk kâr uğruna…
Abone Ol google-news

Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan Gezi davası tutuklularından mimar Mücella Yapıcı, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi için kaleme aldığı yazıda Kız Kulesi’yle ilgili görüşlerini paylaştı.

Kız Kulesi’ndeki işlemler konusunda tedirgin olduğunu belirten Yapıcı, geçmişten ders alınmadığını, kamuoyuna, ilgili kurum ve kuruşlara, meslek odalarına bilgi verilmeden uygulamaların başladığına işaret etti.

Yapıcı, “Kız Kulesi de tıpkı İstanbul gibi üç kuruşluk kâr uğruna rant sermayesinin kullanımına sunulmuş, her türlü tacize uğramış, üstelik allanıp pullanarak tacizcileri ile evlendirilmiş, üzerinde düğünler kurulmuştur” ifadelerini kullandı.

Mücella Yapıcı’nın mimarist.org’da yayınlanan ‘Al Gözüm Seyreyle Şener…’ başlıklı yazından bir bölüm şu şekilde:

AL GÖZÜM SEYREYLE ŞENER…

Merhaba;

Bu yazıyı fiziki olarak aramızda olmayan Sevgili Şener Özler, Sevgili Besim Çeçener, Sevgili Oktay Ekinci ve Odamızın “Mesleki Denetimde Çevre Etki Değerlendirme” uygulaması için emek veren değerli hocalarımız ve meslektaşlarımıza karşı bir görev, genç meslektaşlarımızı bilgilendirmek, bunca baskı ve zorlamaya karşı mesleki ilke ve etikten ödün vermeyen tüm meslektaşlarıma teşekkür edebilmek amacı ile kaleme almaya çalıştım.

Kuşkusuz bir de Kız Kulesi için…

Evet, konumuz: Kız Kulesi.

Hepimizin her gün vapurlarla önünden gelip geçtiği; 2400 yıldır İstanbul’a kâh gözcülük, kâh bekçilik, kâh rehberlik eden;

Bir zamanlar gençlerin -ki o gençlerden birisi de sevgili Deniz Gezmiş idi- Salacak’tan yüzerek ulaşabildiği;

Yalnızlığına, erişilemezliğine hayran olunan;

Zengin-yoksul demeden hepimizin ulaşılamazlığı üzerinden eşitlendiğimiz;

Tıpkı kadınlar gibi şiirlere, efsanelere, resimlere, fotoğraflara konu edilen güzelim Kız Kulesi…

Öteden beri İstanbul’un kadın olduğunu düşünürüm… Hayran olunan, uğruna şarkılar romanlar yazılan ama kişiliğine, varlığına bir türlü saygı duyulmayan…

İşte Kız Kulesi de tıpkı İstanbul gibi üç kuruşluk kâr uğruna rant sermayesinin kullanımına sunulmuş, her türlü tacize uğramış, üstelik allanıp pullanarak tacizcileri ile evlendirilmiş, üzerinde düğünler kurulmuştur.

Aradan geçen bunca yıl sonra yine sessiz sedasız örtüler altına alınarak adeta uğradığı tacizlerin izleri silinerek unutturulmak istenir gibi…

Üstelik çok iyi bir gelişme olarak adeta alkışlar bekleyerek; yalanlar ve yanıltmalar eşliğinde… Tıpkı güzelim Saray Sineması’nın bulunduğu tarihsel dokuya o hukuksuz devasa AVM’yi inşa ederken hasar verdikleri tarihi Ağa Camii’ni onardıkları için teşekkür bekleyen idareciler gibi…

Öncelikle bugün için sadece medyadan duyduğumuz uygulamaların “Kız Kulesi’nin tarihsel devamı” için olumlu gelişmeler olduğunu ummak istiyorum. Özellikle de cinayet niteliğinde olan restoran/kafeterya vb. işlevlerden henüz 49 yıllık tahsis süresi sona ermeden vazgeçildiği bilgisinin doğru olduğuna inanmak…

Ancak, halâ tedirginim… Zira; ne yazık ki geçmişten ders alınmadığını, kamuoyuna, ilgili kurum ve kuruluşlara, meslek odalarına bilgi verilmeden kararların alındığı ve uygulamaların başlatılmış olduğunu görüyorum.

Duyarlı yurttaşların ‘Kız Kulesi yıkılıyor mu?’’ şeklinde endişeleri olmasa yapılan işlemler yine örtüler altında devam ediyor olacaktı.

Fotoğraf: Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Şener Özler Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi, 9 Eylül 2022Fotoğraf: Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Şener Özler Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi, 9 Eylül 2022

Ortada onlarca soru var.

Kız Kulesi gibi önemli ve simgesel bir kültür ve tarih varlığı hakkında yapılan müdahalelerin gerek gerekçesi gerekse yöntemi, dönem seçimi hakkında kamuoyu önünde daha da önemlisi bilimsel, mesleki kurum ve kuruluşlar nezdinde hiç tartışma yapılmadan nasıl uygulamaya geçilmiştir?

MİMARIN ADI YOK

Bizim açımızdan önemli bir soru ise; böylesine önemli 1. derecede çok ciddi hasarlara uğratılmış Kız Kulesi’nin müellifleri ve/veya müellifi kimdir?

Rölöve, restitüsyon, restorasyon projeleri ve raporları ilgili meslek odalarının denetiminden geçmiş midir?

Bu yazıyı kaleme aldığım esnada basından ve arkadaşlarımdan ulaşabildiğim haberlerde müellifin kim veya kimler olduğuna dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

Oysaki 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Yasası ve kurul kararlarına göre kültür varlıkları hakkında yapılan tüm uygulamalardan ‘’mimar’’ sorumlu tutulmuştur ve bu sorumluluk devredilemez.

Fotoğraf: Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Şener Özler Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi, 9 Eylül 2022Fotoğraf: Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Şener Özler Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi, 9 Eylül 2022

Özellikle ülkemizde mesleğimizi ‘’yok hükmüne’’ indiren ve her türlü tasarım ve yapım işlerinde asıl sorumluluğun hiçbir mesleki yetkisi ve yetisi olmayan ‘’müteahhit’’ olduğunu toplumun zihniyetine kazıyan zihniyet burada devreye girmiş ve bütün haberlerde sadece ihaleyi alan AKP’li Mehmet Sarıoğlu’nun kurucusu olduğu Iras Yapım Şirketi’nden bahsedilmektedir.

Her ne kadar ilgili Bakanlık her adımın şeffaf atıldığını ve basın açıklaması ile kamuoyuna ilan edildiğini belirtiyorsa da yapılan açıklamada; Hamoğlu Holding tarafından işletilen Kız Kulesi’nin Mayıs 2021’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’na geçtiği, Eylül 2021’de de Kültür ve Sanat Merkezi yapılmak üzere uygulamaya geçildiği bildiriliyor.

Gerçekten de konu hakkında İstanbul 6 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 29 Haziran 2021 gün ve 6828 sayılı kararında da ‘’Kız Kulesine Proje Yapım İşi’’ne ilişkin tamamlanan projeler İstanbul Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nün 18 Haziran 2021 tarihli 1471544 sayılı yazısı ile iletildiği, ardından 21 Haziran 2021 tarihli uzman raporu ile birlikte incelenerek; “Kız Kulesi’ne ilişkin restitüsyon projesinin düzeltmelere uygun olduğuna; uygulamanın müellifi sorumluluğunda ve ilgili idarenin denetiminde yapılmasına, can mal ve çevre emniyeti bakımından tüm güvenlik tedbirlerinin ilgililerce alınmasına karar verildi.’’ denilerek uygulamanın önü açılmış, Bakanlığın bildirimine göre de Eylül 2021’de uygulama başlatılmıştır.

Ancak; Kız Kulesi’nin son derece hassas durumda bulunan taşıyıcı sisteminin mevcut durumu, iyileştirme ve yenileme önerileri hakkında daha proje başlamadan, koruma kurulu ve uygulama kararı öncesi hazırlanmış olması gereken teknik rapor, kurul onay tarihi ve uygulama başlangıç tarihinden tam 6 ay sonra hazırlanmıştır.

İlgili teknik rapor için Iras Yapı Organizasyon A.Ş. AS tarafından 7 Şubat 2022 tarihinde İTÜ Döner Sermayesi’ne başvurulmuş ve Prof. Dr. Feridun Çılı ve Dr. Haluk Sesigür tarafından hazırlanarak 15 Şubat 2022 tarihinde imzalanmıştır.

Fotoğraf: Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Şener Özler Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi, 9 Eylül 2022Fotoğraf: Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Şener Özler Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi, 9 Eylül 2022

Ayrıca; Bakanlık tarafından adı anılan canım hocam Prof. Dr. Zeynep Ahunbay ve bir meslektaşımız tarafından hazırlanan Dr. Haluk Sesigür, Prof. Dr. Feridun Çılı (İTÜ) ve Dr. Ömer Dabanlı (FSMÜ) tarafından hazırlanan teknik raporlar hakkında 28 Şubat 2022 tarihinde hazırlanan görüşlerinde; anılan raporu genel olarak olumlu bulmuş özellikle restorasyon teknikleri hakkında yeni önerilerde bulunmuşlardır. Umarım bu öneriler dikkate alınmıştır.

Ancak tekrar etmek gerekirse bütün bu bilimsel ve teknik çalışma ve raporlar uygulama başladıktan 6 ay sonra yapılmıştır. (Restorasyon için öngörülen sürenin 2 sene olduğu düşünüldüğünde 6 aylık sürenin önemi daha da anlaşılır olacaktır.)

Bütün bu hususların ötesinde; ‘’iyi niyetimi’’ sevgili hocalarımın devam eden ilgilerine dayanarak hala korumaya çalışırken ciddi bir endişemi belirterek önemli bir soru sormak istiyorum.

Kulenin fiziksel durumu bütün yapılanların açık delili olarak ortada durmaktadır. Tüm idare ve kurumlarda yeterli bilgi-belge bulunmasına rağmen, kulenin bugünkü durumunun gerisindeki süreçler ve uygulamalar atlanmakta, neredeyse tüm kusur 1944 yılında yapılan betonarme eklentilerin zafiyetine bağlanmaktadır. Oysaki, İstanbul’un en önemli simgesel kültür varlıklarından olmasına rağmen kulenin 1995- 1999 döneminde restoran adı altında ticari bir meta haline getirilmesi sürecinde yapılanlar unutulmaktadır. Yine benzer şekilde, Kız Kulesi’nin 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde gördüğü ciddi hasar ve buna karşılık -alelacele- çelik kuşaklarla – sonradan süs zannedilen- kelepçelendiği dönem de gözlerden kaçmaktadır.

Kulemizin gerek fiziki gerek de simgesel olarak geri dönülemez hasarına neden olan 1990-2000 yıllarındaki yapım ve kullanım süreci son derece ciddi hukuki, idari ve mesleki etik suçlarla örülmüştür ve hala hesabı sorulmamıştır.

Fotoğraf: Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Şener Özler Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi, 9 Eylül 2022Fotoğraf: Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Şener Özler Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi, 9 Eylül 2022

Tam da burada bugüne tekrar dönmek üzere hep beraber, 1990’lara gidelim.

Zira 1990’lardan itibaren Kız Kulesi’nin başına gelenleri, başta meslek odamız olmak üzere duyarlı kurumlar ile birlikte İstanbulluların sürdürdüğü mücadeleyi belgelere dayanarak kamuoyuna ve genç meslektaşlarımıza aktarmak, mesleki ve etik bir görev haline gelmiş durumdadır.

Ne yazıktır ki; Kız Kulesi’ne karşı işlenen suçların failleri arasında yapılan hataları meşrulaştıran, kurul ve denetim organlarımızda yer alan -başta müellif olmak üzere- meslektaşlarımız da bulunmaktadır.

Gelelim Kız Kulesi’nin ibret alınamayan öyküsüne; günce mantığıyla kısacık hatırlayalım.

Yazının tamamını okumak için tıklayın.

KIZI CANSU YAPICI’DAN PAYLAŞIM: 22 SAYFALIK EL EMEĞİNİN ÜRÜNÜ

Mücella Yapıcı’nın kızı Cansu Yapıcı, annesinin yazısıyla ilgili Twitter’dan yaptığı paylaşımda, yazının cezaevinde daktilo olmadığı için el yazıyla yazıldığını belirtti. Cansu Yapıcı, "Canım Müc'ün bizlere yolladığı bu yazı haftalardır süren araştırmalar ve 22 sayfalık el emeğinin ürünü aslında" dedi.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol