Notre Dame’dan çıkarılacak dersler

22.07.2019 09:29 DÜNYA
Aditya Chakrabortty Olanları tabii ki hatırlıyorsunuz. Dünyanın en kutsal ve tarihi yapılarından biri olan Notre Dame Katedrali nisan ayında alevlere teslim oldu. Yaşanan cehennemin fotoğrafları tüm dünyaya yayıldı ve olay farklı sıfatlarla anıldı: Felaket, korkunç, çok kötü… Fransa’nın en zengin kişileri katedralin yeniden inşası için harekete geçtiğinde daha katedralin dumanı tütüyordu. Gucci’nin sahibi François-Henri Pinault […]

Aditya Chakrabortty

Olanları tabii ki hatırlıyorsunuz. Dünyanın en kutsal ve tarihi yapılarından biri olan Notre Dame Katedrali nisan ayında alevlere teslim oldu. Yaşanan cehennemin fotoğrafları tüm dünyaya yayıldı ve olay farklı sıfatlarla anıldı: Felaket, korkunç, çok kötü…

Fransa’nın en zengin kişileri katedralin yeniden inşası için harekete geçtiğinde daha katedralin dumanı tütüyordu. Gucci’nin sahibi François-Henri Pinault onarım çalışmaları için 100 milyon avro bağışlayacağını açıkladı. Altta kalmak istemeyen Arnault ailesi (Louis Vuitton), 200 milyon avro beyan etti. Diğer zenginler de kervana katıldı ve üç gün içinde neredeyse 600 milyon avro taahhüt edilmişti – tabii bunu basın açıklamalarına dayanarak söylüyoruz.

Zenginlerin kamuoyu önünde dindarlık şovu yapmasını pek sorgulayan olmadı – tabii bizim gibilerin işi ‘hoşnutsuz olmak.’ Paris’te sokaklarında uyuyan 3600 kişi tepkili çünkü katedralin çatısını onarmak için bu kadar para toplanırken, onlara başlarını sokacak bir yuva bulmak için neden tek bir sent bulunamıyor? Tabii, yoksullar bu yüce sembolü nasıl anlasın ki? Diğer kesimlerden öyle bir alkış kopuyor ki, ortalık kıyamet yeri gibi. Moneyweek dergisinin editörü “Milyarderler bazen imdada yetişiyor” diyor. Fransız televizyonlarında boy gösteren Stephane Bern ise “Bizi kolluyorlar” diyor. Eli para gören Fransız Devlet Başkanı Emmanuel Macron, gotik başyapıtın beş yıl içinde onarılacağına söz veriyor. Gazetelerin manşetleri dolup taşıyor, televizyon stüdyoları boş kalmıyor, sonrasında dünya yine kendi işine bakıyor. Hikâyenin geri kalanını muhtemelen duymamışsınızdır. Fakat duymalısınız, çünkü işler epey değişti.

Nisanda verilen sözler Haziranda unutuldu

Haftalar, aylar geçti ve Notre Dame Katedrali henüz tek kuruş görmedi. Nisanda verilen sözler haziranda unutulmuşa benziyor. Katedral yönetiminden biri gazetecilere “Büyük bağışçılardan para gelmedi, tek kuruş bile” dedi. Sıradan insanların mütevazı bağışları gelmişti, hepsi bu.

Dolayısıyla yine bazı haberler çıktı ve Arnault and Pinault aileleri onar milyon avro bağış yaptı. Sonrasında yine sessizlik. Geçtiğimiz hafta çeşitli bağışçılara ve hayır kurumlarına yönelttiğim sorular yanıtsız kaldı. (Belki de çok meşguller, ya da yaz tatili sebebiyle ofis dışındalar.)

Fakat elimizdeki bilgilere bakarak buna Ortadan Kaybolan Milyarderler Öyküsü diyelim. Bu öykü çağdaş hayırseverlik müessesinin problemlerine ışık tutuyor.

Zenginler kendi reklamlarını yaptılar, bir yandan da kafalarında kendi koşullarını tasarladılar. Hayır kurumu yöneticilerinden Celia Verot şöyle dedi: “Sözünü ettiğimiz bağışlar gönüllü bağış niteliğinde, dolayısıyla şirketler hükümetin ortaya koyacağı vizyonu görüp, neyi finanse edeceklerine karar verme niyetindeler.” Sanki bu katedrali yeniden inşa etme işi, ne yemek istediğinizi seçeceğiniz açık büfe kahvaltıymış gibi!

Risk altında katedralin çatısında çalışan işçiler…

Bu esnada Notre Dame’da görev alan 150 işçinin maaşlarının ödenmesi gerekiyor. Kilise çatısında kullanılan yaklaşık 300 ton kurşun insan sağlığını tehdit ediyor ve onarım çalışmaları başlamadan önce temizlenmesi gerek. Bölgede yaşayan hamile kadınlar ve çocuklar zehirlenme riskine karşı tahlillere tabi tutuluyor. Tabii bu tip kirli, sıradan ve mecburi işleri finanse etmek lüks piyasa milyarderlerine göre değil. Notre Dame’dan bir yetkilinin geçen ay dediği gibi, milyarderler bağışlarının ‘yalnızca işçi maaşlarına harcanmasını’ istemiyorlar. Haşa! Siz de şampanya içebilesiniz diye gelecek nesillere bir Gucci Bazilikası armağan etmek varken, öyle şey olur mu? (Slogan ‘Çünkü İsa Buna Değer’ olabilir).

Süper zenginler için ‘vermek’ aslında almaktır

Süper zenginler için ‘vermek,’ aslında almaktır. Yani gücü toplumun geri kalanından almaktır. Bir ulusun sembolünün yeniden inşası için üretilecek ‘vizyon’ yalnızca onların denetimine tabi olacak çünkü beğenmedikleri taktirde parayı kısabilirler. En güçlü oy daima paranın oyudur ve para onların ellerinde. Bu paranın çoğu yine halkın cebinden çıkıyor çünkü Fransız yasaları tüm bağışların yüzde 66 oranında vergiden düşülmesini öngörüyor. Fakat paranın ürettiği güç tamamen şahsi.

İster Fransa’da, ister ABD ya da İngiltere’de olsun, zenginler kültürümüzün merkezinde yer alan büyük kurumlara bağış yaparken sosyal statülerini plakalar ya da fotoğraflar vasıtasıyla sağlamlaştırmayı amaçlıyorlar. Son derece benzer şekilde siyasi partilerimizi finanse ediyor, hükümet kurulduğunda paylarına düşeni alıyorlar. Paris merkezli SciencesPo enstitüsünde görev yapan ekonomist Julia Cage’in söylediği gibi, Notre Dame’a bağış yapacağını ilan eden kişiler aynı zamanda Macron’un başkan adaylığı sürecini de finanse eden kişilerdi. Kısa süre önce yayınlanan ödüllü kitabında Cage şöyle bir hesaplama yapıyor: Fransa’nın 600 zengin kişisi Macron kampanyasının finansmanına 3 ile 4 buçuk milyon avro arasında katkı yaptı. Diğer bir değişle, En Marche partisinin finansmanının yüzde 40 ile 60’ı, bağışçıların yüzde ikilik kısmından geldi. Sonrasında seçilen başkan, zenginlere vergi indirimi getirdi ve en zengin bağışçılarına ‘%60.000 kâr sağladı.’ Aynen Notre Dame’da olduğu gibi; küçük bir ön ödeme, büyük bir etki ve müthiş bir kazanç.

Belki ben ve benim gibiler meseleyi hiç anlamıyoruz. Belki de milyarderler tek bir kalem hareketiyle parayı koşulsuz verecek. Göreceğiz. Fakat işin akıl almaz yanı, büyük sermayedarların Fransa’nın öz kimliğine bu denli uzak olması. 2015 yılında François Hollande zenginleri sevmediğini söyleyerek böbürlenirdi. Fakat o zamanlar ülke hala savaş sonrası 30 yıllık dönemin başarılarıyla avunabiliyordu. O yıllarda Keynesyen ekonomik yönetim hayata geçirilmiş ve görece adaletli gelir dağılımı yakalanmıştı. Artık işler böyle değil. Yürütücüleri arasında Thomas Piketty’nin de bulunduğu yeni bir araştırmaya göre 1980 ve 90’lardan bu yana ikinci bir ‘müthiş 30 yıl’ yaşandı – tepedekilerin gelirleri toplumun geri kalanının gelirlerinden üç kat hızlı arttı.

Şimdi bunun siyasi ve kültürel sonuçlarını yaşıyoruz.

Paris’in bağışçıları, Wall Street’in ‘etki-avcılarını’ taklit ediyor

Macron yatırım bankacılığından Elysee Sarayına geçiş yapabiliyor ve Trump karşıtı olduğunu iddia etse de zengin dostlarına vergi kesintisi dağıtmaya doyamıyor. Bir yandan da bütçeyi kapatmak için sosyal destekleri ve okul finansmanını kısıyor. Bu esnada hayırseverlik de Amerikanlaştı. Cambridge Üniversite’sinden Thomas Roulet’in bana anlattığı kadarıyla, Paris’in büyük bağışçıları şimdilerde Wall Street’in ‘etki-avcılarını’ taklit ediyorlar.

Notre Dame trajedisi mutlu sonuyla beraber geldi: Fransız zenginler, dünya, mirasını kurtarmak için kesenin ağzını açıyordu. Fakat o ara trajik görünen olaylar, şimdi hepten garip bir hal aldı. Basın bildirileri yayımlayıp çekleri yazmamakta direten milyarderler paranın sıradan Fransızlardan çıkmasını bekliyorlar üstelik ekonomi altüst olmuş, cepleri dolu olanlar için işlerken.

Çeviren: Fatih Kıyman
Kaynak: The Guardian