Öyküye ışık tutmak!

16.12.2018 12:04 KÜLTÜR SANAT

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Mehmet Özçataloğlu

Okumaktan keyif aldığımız yazarlar vardır. Ne yazsalar okuyalım isteriz. Anlattıkları ile haz verirler, diyardan diyara gezdirirler. Bir de bu denli keyif almasak da bilgi birikiminden, aktardıklarından yararlanmak için okumak zorunda hissettiklerimiz vardır. Aslında o birikimden yararlanırken yine bir haz söz konusudur ama ilk gruptakiler kadar değil. En çok iki grubun bileşimi olan yazarlar mutlu ederler bizi. Kitaplarını hiç bitmesin diyerek okuduklarımızdır onlar. Benim için bu isimlerden biri Feyza Hepçilingirler’dir. İster yetişkine yazmış olsun ister çocuklara, ister kurgu yazsın ister dil üzerine inceleme… Onu okurken yaşadıklarım bazı başka yazarlardan farklıdır.



Son olarak yine bir inceleme kitabıyla karşılaştım. Hepçilingirler’e ait kitapları gözümden kaçırmasam da bu kitaptan haberdar olmamışım 2016’dan bugüne dek. Kırmızı Kedi Yayınları tarafından yayımlanan 'Öyküyü Okumak'tan söz ediyorum. Kitap, Sait Faik’ten başlayarak Sabahattin Ali, Adalet Ağaoğlu, Füruzan, Tomris Uyar, Nursel Duruel, Necati Tosuner, Erendiz Atasü, Ülkü Ayvaz, Atilla Şenkon, Aslı Erdoğan, Yavuz Ekinci, Ahmet Bülent Tetik’in birer öyküsünü barındırıyor. Hepçilingirler’in seçtiği birer öykü. Her biri usta birer öykücü olan bu isimlere daha başka isimler de eklenebilir muhakkak. Hatta sayıları var olanlardan daha çok da olabilir. Fakat sonu olmayan bir yola çıkmak gibi bir şey bu. Dolayısıyla elde olanlarla yetinmek gerek. Hepçilingirler, ele aldığı öyküleri ince ince bir nakış gibi dokuyarak çözümlemiş. Öyle ki birçok incelemesi, ele aldığı öyküden daha uzun. En ince damarına dek girmiş dilimizin ustası Feyza Hoca. Gençlere, genç kalemlere öyküyü nasıl yazmaları gerektiğini dikte etmeden satır aralarında göstermiş bir bakıma.

Adalet Ağaoğlu’nun 'Karanfilsiz' adlı öyküsünü ele aldığı 'Dünya Gönlümüze Kalmaz' başlıklı yazısında “… Omuz askılarıyla sokaklarda dolaşan yoğurtçular yok, hallaçlar yok, nalbantlar, saraçlar, kalaycılar, yorgancılar, İzmirlilerin çerçi dediği seyyar tuhafiyeciler usulca çekip gittiler hayatımızdan. (…) El emeği isteyen nice uğraş, yenildi ve çekildi yaşamımızdan…” diye yazmış. Bu satırları ve kitaptaki öyküleri okuyunca bir an düşündüm ben de. Böylesi öyküler yazan öykücülerimiz de yok artık edebiyatımızda. Yeni yetişen genç kalemler de güzel öyküler yazıyor, haksızlık etmeyelim ama ustaların öykülerinin tadı yok ne yazık ki. Gönlümüzün bam telini titreten, toplumsal konulara dokunan kaç öykücü sayabiliriz ki geçmişle kıyaslayarak. Feyza Hoca’nın şu satırları söylemek istediklerimin en kısa özeti aslında: “Öykü yumuşak yumuşak okşamaz, başında ya da sonunda sarsar okuru. Bir tümceyle, bir ünlemle, bir sözcükle, kimi zaman susarak…”

'Öyküyü Okumak' öykü nedir, bir öykünün atmosferi, karakterleri, geçtiği zaman ve yer nasıl değerlendirilmelidir sorularının yanıtını gösteriyor. Ayrıca kitap, okura kendi okuma pratiğini yazarın analizleriyle karşılaştırma olanağını sunuyor.

'Öyküyü Okumak' öykücülerimiz için bir başucu kitabı öykü yazmaya yeni yeni soyunanlara da bir ders kitabı niteliğinde. Feyza Hepçilingirler’in duru Türkçesiyle anlatımı kitabı daha bir değerli kılıyor.