birgün

25° AÇIK

Oyuncu Metin Zakoğlu, BirGün'e konuştu: Değişim rüzgârı seyirciden belli

Oyuncu Metin Zakoğlu, Nâzım Hikmet’in aşklarını konu alan “Sevdalı Bulut” isimli oyun ile seyirciyle buluşuyor. Zakoğlu, “Ülkedeki değişim rüzgârını seyircilerden anlıyorum. Yakında iyi bir değişim olacak ülkede” diyor.

KÜLTÜR SANAT 08.08.2022 06:30
Oyuncu Metin Zakoğlu, BirGün'e konuştu: Değişim rüzgârı seyirciden belli Fotoğraf: BirGün
Abone Ol google-news

Işıl ÇALIŞKAN

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”, ”Bir Delinin Hatıra Defteri”, “Edepsiz Komedi” gibi gösterileriyle seyirciyle buluşan oyuncu Metin Zakoğlu şimdilerde Nâzım Hikmet’in hayatını konu alan “Sevdalı Bulut” ile sahnede. Nâzım Hikmet’in şiirlerinden, anılarından, aşk mektuplarından, Orhan Kemal ile yazışmalarından, sürgün döneminden kesitler içeren oyuna Nâzım’ın sözleri üzerine bestelenmiş türküler eşlik ediyor.

Metin Zakoğlu’nu bilen “evde tiyatro”suyla bilir. Yıllardır seyircisini evinde ağırlayan Zakoğlu, tiyatroya getirdiği yenilikçi tavrı ile farklı gösterilerle izleyiciyle buluşmayı sürdürüyor. Biz de fırsattan istifade edip Zakoğlu ile bir araya gelip oyunculuk serüvenini konuştuk.

“Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”, “Bir Delinin Hatıra Defteri” gibi oyunlarınızla seyirciyle evde buluşuyorsunuz. Evde tiyatro yapmanın avantaj ve dezavantajları neler?

Avantajı çok fazla bir defa. Yaşadığım ev olduğu için maddi anlamda çok rahatım. Bunun için artı bir para ödemiyorum. Seyirciler de kendi evlerinin rahatlığında bir oyun izliyorlar. Bir evin L koltuklarında şık bir ortamda ve çok sınırlı sayıda insanla beni izliyorlar. Koronavirüs dönemi için de çok avantajlı oldu.

Ben ilk evde tiyatro yaptığımda çok eleştiri gelmişti "Evde tiyatro mu olur?" diye. Pandemide herkes evde tiyatro yaptı. Dezavantajı ise seyirci ile ilişki o kadar yakın ki, olumlu duygusunu hissettiğiniz gibi olumsuz duyguyu da hissediyorsunuz. Bazen muhalif, hicivsel esprilerimle ilgili benimle aynı fikirde olmayan insanlar da oluyor. Ve o biraz seni demoralize edebiliyor. Klasik tiyatroda önünde dördüncü duvar oluyor. Büyük salonda olsa mimiğine kadar görmezsin.

10 yıldır “Edepsiz Komedi” isimli gösteri ile de seyirci karşısına çıkıyorsunuz. Komedinin edepsizi nasıl oluyor?

“Edepsiz Komedi” dememin sebebi bel altı hikâyelerin olması. Bir kabare aslında. Tabii ki politik hicivler oluyor. Seyirciyi koltuğundan sadece güldürerek gönderen değil aynı zamanda sarsan bir komedi. Sistemin yanlış olduğunu eleştirdiğimde de sarsıyorum. "Ben nereye oy vermişim adam haklı" ya da "Ben doğruyum o haksız" düşüncesiyle karşılaşıyor. Bu da bir edepsizlik. Bizde komedyenler sistemin çarkında yürüyorlar. Daha büyük kitlelere hitap etmek için. Açık hava tiyatrosunu doldurmaya çalışıyorlar. Orada 4 bin kişiye oynamak için de herkese hitap ediyor. Ben 30 kişiye oynuyorum evde. Dolayısıyla kendi çizgimi koruyarak ve omurgalı bir şekilde cesaretle sözlerimi söylüyorum. Bunun adına da edepsizlik diyorum. Hani derler ya "Edepsizlik yapma, büyüklerine karşı gelme" diye, ben edepsizlik yapıyorum. Ekşi Sözlük’e gir. Yarısı beni aşağı taşır yarısı yukarı taşır.

Özellikle sosyal medyada linç kültürü adı altında komedyenler çok sayıda eleştiriye maruz kalıyorlar. Kendinizi tüm bunlardan nasıl koruyorsunuz?

Kendi yolumda ilerliyorum ben. Hiç kimseyi beğenmemek diye bir şey olabilir mi? Hiç kimseyi beğenmiyorlar. Ülkede her şey parayla satın alınmış gibi. Her şeyin bir trolü var. Sanatçının kendine ait eleştirmeni var bu ülkede. Paran varsa, gücün varsa herkes sana biat edebiliyor. Paranı verdiğin zaman her şeyi satın alabiliyorsun. Daha çok para harcayan daha çok gündem oluyor. Ama tarih onların hiçbirini hatırlamayacak. Onlar tarihin çöplüğünde yok olacaklar.

SİLAH ÇEKENLER OLDU

Politik hiciv de yapıyorsunuz. Son dönemde ülkede sanatçılara yönelik baskılar ekstra artmış durumda. Kendinize otosansür uyguladığınız oluyor mu?

Hiç olmaz. Hatta otosansür uygulayayım diye yakınlarım bile bana baskı yapardı. Çocuğunu düşün ailemizi düşün. Geçen hafta Bodrum’da adamın biri öldürüyordu beni. Yaptığım bir espri yüzünden şişeyi kaptı sahneye fırladı. Bütün seyircilerin önünde oldu. Esprim ters geldi ona. Oysa ki onunla alakalı bir şey değildi. Hâlâ üzüntümü üzerimden atamadım. Seni izleyenlerin arasında böyle bir şey yaşayınca susmak zorunda kalıyorsun iş büyümesin diye. Susmak beni çok rahatsız etti. Saldıranlar, silah çekenler oldu. Bunlarla hayatım boyunca çok karşılaştım. Bütün bunlara rağmen ertesi gün o seyirciye yaptığım espriyi yine yaptım. Sahnede çok cesur biriyim. Gündelik hayatta da çekingen biriyimdir. Komedyenlerin de cesur olması gerektiğini düşünüyorum.

Günümüzde insanlar en çok neye gülüyor?

Düşünen insanı, eğitimli insanı sevmiyor bugünkü politik düzen. Elektriğe zammın Allah’tan geldiğini söylüyor bu ülkenin Diyanet Başkanı. Düşünebiliyor musun? Bunu diyen adama inanan halkın hangi kültürle beslenmesini bekleriz biz? Benim seyircim bunlardan bağımsız olan kesim. Ben beraber büyüyebileceğim insanları yarattım yıllarca emek harcayarak. Dün yaklaşık 500 kişiye oynadım Göztepe Özgürlük Parkı’nda. Çok karma bir düşünce vardı. Bütün herkes kayıtsız şartsız ayakta alkışladı. Ülkedeki değişim rüzgârını seyircilerden anlıyorum. Yakında iyi bir değişim olacak ülkede. Olduktan sonra belki 3-5 yıl bocalasak da güzel günler göreceğiz.

NÂZIM’IN BİLİNMEYENLERİ

Nâzım Hikmet’in Sevdalı Bulut’unun 3 Haziran’da prömiyerini yaptınız. Hangi yönlerini ele aldınız?

Sevdalı Bulut, Nâzım Hikmet’in çocuklar için yazdığı bir hikâyedir. Ben o hikâyenin içinden sadece bir bölümü aldım. Genco Erkal da yıllarca Sevdalı Bulut adıyla bunu çok güzel sunmuştu. Ben Nâzım Hikmet’in bilinmeyen yönlerini anlatıyorum seyirciye. Tabii onun olağanüstü sosyalist tarafını koruyarak sevdiği kadınlarla ilişkisini anlatıyorum. Münevver ile evliyken pat diye Vera’ya âşık oluyor. Piraye’ye âşık hapislerde onu ziyaret eden Münevver’e âşık oluyor. Hep böyle böyle ilişkileri ayrılıklarla bitiyor. Fakat çok enteresan öyle büyük bir ozan, bunlardan öyle bir besleniyor ki ayrıldığı kadınlar bile ona kızamıyor ve aşklarını sürdürüyor. Bir tek Münevver’de bir gerginlik var. Ben de kendime biraz benzetiyorum onu. Bir şair çok sık âşık olabilir.

Bilinmeyen hangi yönleri öne çıkıyor?

Mesela Nâzım Hikmet’in 11 yaşında Mevlana’ya yazdığı şiiri çoğu insan bilmez. O şiiri okuyorum. Ve tabii ki bestelerini, şarkılarını okuyorum. Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar diyerek de bitiriyorum.

Nâzım Hikmet’i ele alırken hassasiyetleriniz nelerdi?

Onun komünistliğini korumak en büyük hassasiyetimdi. Bu dünyada yaymak istediği insan eşitliğini, adaleti, kardeşlik birliğini korumak hepimizin namus borcu olmalı. O konuda dört dörtlük bir insan. Çok büyük bir mücadelesi var. Ve tabii şiire getirdiği devrim.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun