birgün

15° ORTA ŞİDDETLİ YAĞMUR

EKONOMİ 11.10.2020 10:16

Pandemi döneminde tarım

Son 20 yılda Türkiye’de benimsenen yanlış tarım politikalarının yanı sıra kapitalizmin neoliberal politikalarıyla aile çiftçiliği tahrip edilmiştir. Yaşadığımız kriz gıda kıtlığının neden olduğu bir kriz değildir ancak önlemler alınmaz ve planlama yapılmazsa yakın zamanda gıda krizi yaşanabileceği unutulmamalıdır .

Pandemi döneminde tarım

Orhan Sarıbal - CHP Milletvekili - Ziraat Mühendisi

Çin’de başlayarak tüm dünyaya yayılan Koronavirüs Salgın Hastalığı (Covid-19) son yüzyılda görülen en bulaşıcı ve ölümcül hastalıklardan biri oldu. Hastalığa karşı aşı ve ilaç geliştirilmesi ile ilgili umut verici gelişmeler olmasına karşın, henüz test edilmiş ve uygulanmaya başlanmış bir aşı ve ilaç bulunamadı.

Hastalıkla ilgili belirsizlik, geleceğe yönelik tahmin ve plan yapmayı zorlaştırıyor ve olası tüm ihtimallere hazırlanma zorunluluğunu ortaya koyuyor.

690 milyon kişi aç

Ülkemizde ve uluslararası konjonktürde sağlık sektörü kadar tarım ve gıda sektörünün de kritik öneme sahip olacağı görülüyor.

Bu nedenledir ki, tüm dünya ülkelerinde sağlıkla ilgili çalışmalara paralel olarak gıda üretimi için de önemli adımlar atılıyor. Ülkelerin aldıkları sıkı önlemlerle birlikte uluslararası kurumlar da COVID-19’un tarım ve gıdaya etkileri üzerine tüm ülkeleri uyarmaya devam ediyor. Dünya Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) tarafından yapılan açıklamalarda özellikle gıdanın uluslararası ticaretine vurgu yapılırken, aynı zamanda ülkelerin gıda güvenliğini sağlamaları gerektiğine dikkat çekiliyor; Küresel ticaret ve gıda güvenliği bakımından istenmeyen sonuçları en aza indirecek önlemlerin gerekliliğine vurgu yapılıyor.

FAO verileri dünyada 690 milyon kişinin açlık çektiğini gösteriyor. Aynı verilere göre 3 milyar kişi de sağlıklı beslenme koşullarına sahip değil. Dünyada açlık çekenlerin nüfusu son 5 yıldır artış gösteriyor. Bu olumsuz tablo ile birleşen COVID-19 salgını ile açlık çeken nüfusa 132 milyon insanın eklenme riski taşıyor.

Covid-19’un küresel ve ulusal ölçekte açığa çıkardığı sorunlarla Türkiye de diğer birçok ülke gibi güçsüzleşmiş bir tarım ve gıda sektörüyle yakalandı.

***

İlk olarak meseleyi önce makroekonomik göstergeler açısından ele alalım. Artan karantina tedbirleri, seyahat kısıtlamaları ile tarımda çalışan mevsimlik emek gücündeki azalma, döviz kurunda yaşanan artış, girdi ithalatında yaşanabilecek darboğazlar, teşvik eksikliğiyle üretimdeki daralma ve yüksek maliyetler gibi veriler nedeniyle tarım ve gıda üretim sürecinin aksadığı artık bilinen bir gerçektir. Son 20 yılda Türkiye’de benimsenen yanlış tarım politikalarının yanı sıra kapitalizmin neoliberal politikalarıyla aile çiftçiliği tahrip edilmiştir. Bu politikalar, küçük üreticileri tasfiye eden, tarımda şirketleşmenin önünü açan uygulamaların yanı sıra toplumsal ihtiyaçları gözeten bir geleneksel gıda üretimi planlamasının da olmaması ve her toprak parçasının enerji ya da inşaat sektöründen gelecek rant kapısı olarak görülmesi ekolojik dengenin hızla bozulmasına yol açmıştır.

Küçük çiftçilik tasfiye ediliyor

Öte yandan son yirmi yılda gıda üretiminin ithalata bağımlı yapısı yerleşik bir hal almış ve tarımsal üretimden gıdaya uzanan üretim süreci döviz kuruna bağlı üretim girdileriyle daha maliyetli hale gelmiştir. Yüksek girdi maliyetleri, piyasa koşullarına bırakılan tarım politikaları, endüstriyel gıda üretimi ve şirket tarımı, bir yandan doğada tahribat yaratırken diğer yandan da küçük çiftçileri tarımdan uzaklaştırmış ve üretimde gıda güvencesi/güvenliği sağlanamamıştır. Enflasyonla mücadele adı altında tarımsal ürünlerin fiyatının ithalatla düşürülmesi, yüksek döviz kuru ve yüksek enflasyon dolayısıyla tarımsal maliyetlerin yükselmesi, düşük ve etkisiz teşvik mekanizmaları kooperatifleşme karşıtı yaklaşımlar ile birleşince çiftçiler zarar etmeye başlamış ve üretimden çekilmek zorunda kalmıştır.

Diğer yönden, meselenin bir de Emek piyasası açısından değerlendirilmesi gereklidir. Türkiye’de tarımsal üretiminin emek gücü küçük aile çiftçileri ve mevsimlik tarım işçilerine dayanmaktadır. COVID-19’un yayılmasına karşı alınan önlemlerin mevsimlik tarım işçilerinin hareketliliğine kısıtlama getireceği bilinmesine rağmen hem bu kesim için hem de gıda stoku ve üretim planlamasına dair tedbirler alınmamış; gecikmeli olarak alınan önlemler ise eksik, plansız ve denetimsiz bir şekilde uygulanmaktadır. Buradan kalkışla tüm gıda zincirini sekteye uğratmamak için COVID-19 önlemlerine uygun koşullarda mevsimlik tarım işçilerinin taşınma, barınma ve çalışma koşulları etkin biçimde planlanmasının önemi açıktır.

Tarımsal üretimdeki yaşlı nüfus sorunu COVID-19 salgını ile daha görünür hale gelmiştir. Çoğunlukla 60 yaş üstü ileri yaş grubundan oluşan küçük aile çiftçisinin en önemli sorunu COVID-19 salgınında risk altındaki hassas yaş grubunu kapsamasıdır. Bu nedenle tarımda yaşlı nüfusun ihtiyaçlarının karşılanmasını ve gelir kaybına uğramamaları için riski en alt düzeye indirecek önlemlerle üretime katılması adına planların ve teşviklerin yapılması gerekmektedir.

Türkiye, tarımsal üretim açısından çok kritik bir dönemden geçmekte. İçinde bulunduğumuz dönem tarım ürünlerinin bazılarında ekim ve dikim zamanıyken bazıları için de hasat zamanı. Bu süreçte emek gücünün organize edilmesi, üretimin devam etmesi için kritik önem taşımakta. Tarım işçilerinin, mevsimlik işçilerin ve çiftçilerin üretim sürecinde yaşayabileceği salgın riskine karşı tüm tedbirler alınmalıdır. Doğaya ve insan sağlığına tehdit teşkil edecek tüm unsurlar bertaraf edilmelidir. Tarımsal üretim süreci halk sağlığı düşünülerek organize edilmelidir. Aksi takdirde bu dönem üretimdeki aksama, gelecek dönem hasadını etkileyeceği gibi uzun dönemde gıdaya erişimi tehdit edecek, fiyatlarda belirsizlikler yaratıp haksız kazançlar elde edilmesine neden olacaktır.

Tarımda kriz çözümsüz değil

Meseleyi iyi analiz ettikten sonra çözüm önerilerini de sunmak her şeyden önce bir yurttaşlık ödevidir. Covid-19 salgınında mevsimlik işçilerin tarımsal üretime sağlıklı katılımı sağlanırken, aile çiftçiliğinin sürdürülebilmesi için yaşlı çiftçilerin sağlık koşulları hassasiyetle izlenmeli her iki emek kesimi için de hijyen koşulları yeniden değerlendirilerek tedbirlerin genişletilmesi tarımın geleceği açısından elzemdir.

Öte yandan, gıda ürünlerinde tarladan sofraya kadar giden tedarik zincirinde; ürünlerin depolanması ve merkezlere ulaşmasıyla hallere, yerel pazarlara, manav, market, dükkân, restoran, kafe ve lokantalara giden süreçte birçok çalışan emek vermektedir. Bu alanlarda çalışan birçok işçi Covid-19 sürecinde işsiz kalırken bazıları da üretime ara vermek zorunda kalmıştır. Bu tedarik zincirinin her hangi yerinde çalışan emekçi sınıfının sosyal güvenceleri sağlanmalı; bu sektörü yeniden hareketlendirmek için özel bir teşvik sağlanmalıdır. Tarımsal üretimdeki çalışanlar gibi gıda sağlayıcıları için de Covid-19 süresince çalışmalarına devam etmeleri herhangi bir gıda krizi yaşanmaması için önemlidir. Gıda dağıtımı için gereken, gıda lojistik sağlayıcıları/taşıyıcıları ile market ve satış kanallarında sağlıklı çalışma şartlarının düzenlenmesini ve bu düzenlemenin takip edilmesi gereklidir. Kısa zamanda çevrimiçi platform kurularak tarım ve gıda ürünlerinin nerede oldukları nereye dağıtılacağının gözlenebileceği bir altyapı çalışması yapılmalıdır.

Diğer bir çözüm önerisi olarak, Covid-19 salgın sürecinde tarımsal üretim için krediler ve teşvikler arttırılarak tarım üreticileri piyasanın belirsizliklerinden korunmalıdır. Tarım üreticileri piyasanın bu belirsiz koşullarına terk edilmemeli ve planlı düzenlemelerle üretim sürecinde tohum, gübre, mazot, zirai ilaç destekleri artırılmalı ve üretilen ürünlerin alım garantisi sağlanmalıdır.

Planlama şart

Tüm bunlara ek olarak da Covid-19 sonrası süreç acilen planlanmalıdır. Çünkü içinde olduğumuz iklim değişikliği sürecinde kuraklık, aşırı ve kısa süreli sağanaklar, sel, hortum, dolu gibi sıra dışı veya beklenmedik felaketler daha sık yaşanıyor ve yaşanacaktır. Bitki türlerinin ve böcek türlerinin değişen iklim koşullarına bağlı olarak coğrafi yaşam alanlarını terk ettikleri ve farklı coğrafi bölgelere doğru göç ettikleri de bilinmektedir. Dolayısıyla şu an yaşanmakta olan Covid-19 salgını da bir sürpriz veya gelip geçici bir kriz durumu olarak görülmemelidir.

Tam aksine, yıllardır akademik literatürde dile getirilen bir olası salgın ya da yaygın kriz halinin olasılık olmaktan çıkıp gerçekleştiği bir durum olarak algılanmalıdır. Üstelik bu tip kriz durumları ile önümüzdeki yıllarda daha sık karşılaşabileceğimiz ve meselenin sadece belirli hastalıklarla sınırlı olmayıp genel olarak enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığında bir artış olacağı şeklinde anlaşılması hayati önem taşımaktadır.

Yaşadığımız kriz gıda kıtlığının neden olduğu bir kriz değildir, ancak gerekli önlemler alınmazsa ve planlama yapılmazsa yakın zamanda gıda enflasyonu ve gıda krizi yaşanabileceği unutulmamalıdır. Tarım sektörünün stratejik konumu nedeniyle tüm tarafların katılımı sağlanarak planlama yapılmalıdır. Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde mevcut Tarım ve Gıda Kurulu ihtiyaçları karşılamaktan uzaktır. Tarım ve Gıda Kurulu, salgının ülkede ve dünyadaki seyrine ve evrimine göre kısa, orta ve uzun vadede alınması gereken önlemleri belirlemek, disiplinler arası ve tam yetkileri olan bir kuruluşa dönüştürülmelidir.

Tarım ve gıda üretim sürecinde bulunan tüm bileşenlerle dayanışma içinde en kısa zamanda ve en az kayıpla bu felaketi atlatılması bu önlemlerin tam ve eksiksiz ele alınmasıyla mümkündür. Cumhuriyet Halk Partisi, halk sağlığı ile başlayan bu krizin devamında gıda egemenliğine bağlı ikincil dalga ile yeni bir kriz yaşanmaması için gerekli tedbir ve önlemlerin alınması yönünde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde atılacak yasal adımlar ve uygulamalara bütün gücüyle destek vermeye hazırdır ve öncü adımları atmıştır.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız