Parayı değil, Yeşilçam’ın şerefini ve onurunu kazandım

01.09.2019 10:10 BİRGÜN PAZAR
Kahkahalarıyla hayatımızı şen eden oyunculardan Tuncay Akça, “Her şeyde büyük emek vardı. Şimdi teknolojinin imkânı var ama samimiyet yok. Emeksiz yemek olmaz diye boşuna denilmiyor. Emek, sevgi, hoşgörü olacak ki o yemeğin zevkini alacaksınız” diyor.


Birdem Demir

Hepimiz onu oynadığı filmlerdeki şen kahkahasıyla biliyoruz. Hababam Sınıfı’nda Bacaksız, Gülen Gözler’de Çırak Tuncay, Bir Yudum Sevgi’de Cemal’in kardeşi, Bizimkiler’in manavı ve daha bir sürüsü. Tuncay Akça’dan bahsediyoruz. Yeşilçam’ın tüm samimiyetinin sirayet ettiği oyunculardan birisi. Son olarak Hababam Sınıfı oyuncusu Faruk Şavlı’nın cenazesinde “Hepimiz bir bir gidiyoruz. Geçen ay Umur Bugay’ı kaybettik” cümlelerini kurdu. İstedik ki tüm bu kayıpların ardından Akça’dan o yılları dinleyelim. Biz sorduk, o anlattı. Ortaya da bugünü geçmişle mukayese ettiğimiz hoş bir sohbet kaldı.



► Öncelikle biraz hayat hikâyenizden bahsetmenizi rica edecektim. Nerede doğdunuz, sinema ile nasıl tanıştınız, Hababam Sınıfı ile yollarınız nasıl kesişti?
1963 İstanbul Süleymaniye’de doğdum. Ama çocukluğum Kadıköy Fikirtepe’de geçti. Sinemaya ortaokul döneminde başlamış oldum. Adile Sultan Kasrı’nda Hababam Sınıfını çektik o dönem. Sinemaya da ilk Hababam Sınıfı ile tanıştım. Mahmut Hoca’nın hastane sahnelerinden biri de aslında bizim okulda çekilmişti. Orada başladık. Ben orada ayakkabılarını boyarken tesadüf olarak bir kahkaha attım. O şekilde de sinemaya girmiş oldum.

► Hababam Sınıfı çok bilinen ve çok sevilen bir işti. Siz de onunla birlikte bir popülarite kazandınız. Peki bu size nasıl hissettirdi?
44 sene geçti. Ben hala hiç büyümedim. Hala Hababam Sınıfı’nın o gülen ufak çocuğu olarak kaldım. İnsanların gönüllerinde taht kurmuş oldu bu, ne güzel. Hâlâ gelirken bile otobüste, belki kadıncağız benden çok küçük ama “Siz Hababam Sınıfı’nın o gülen küçük çocuğu musunuz” diyor. Benim telefonumun zil sesi de hala Hababam Sınıfı müziğidir. Oradan da beni anımsayabiliyorlar. İnsanlarla trende, metroda Hababam Sınıfı’ndan bahsederek 44 senedir değişik ilişkiler kuruyoruz.

► Şu anda neler yapıyorsunuz? Çalışıyor musunuz?
Ben Ataşehir Belediyesi’nden emekli oldum. Sinemadan sigortalı olamadık. 90’lı yıllarda çıkan yasadan yararlandım. Koskoca sinemada 1254 gün yararlanabildim. O esnada tabii param da yoktu. Daha sonra sağ olsun, Kültür Bakanı Suat Çağlayan Bey bir güzellik yaptı ve benim sigortamın ödenmesine katkıda bulundu. Bu işe de ön ayak olan Çağdaş Sinema Oyuncular Derneği’dir. Benim o 1254 gün yararlanmamda da çok büyük emeği olan kişi Füsun Demirel’dir. Çok saygı duyduğum bir isim. Benim için sinemada da Adile Naşit, Münir Özkul gibi çok kıymetli. Paramın ödenmesinde de Rutkay Aziz’in başkanlık dönemi olduğu için onun ön ayak olmasıyla hükümet tarafından bana ödendi. Daha sonra arkadaşlarım, işyerleri beni bir yerlerden sigortalı gösterdiler. Ben biraz geç evlendim. Bu sırada da sigortanın önemini gördüm. Çünkü ilk çocuğum oldu, Cumhurbaşkanımız ben hastaneden senetleri kaldırdım dedi ama bana o dönem hastane bir senet imzalattı. İşlerimin çok kötü olduğu bir zamandı. Halk Ekmek’te çalıştım. Paramı biriktirim. Elektrik, su paralarıyla beraber hastaneye olan borcumu da ödedim. Böyle sıkıntılar yaşadım. Ve sigortanın önemini orada anladım.

parayi-degil-yesilcam-in-serefini-ve-onurunu-kazandim-618816-1.

► Bu anlattıklarınıza göre çok da kolay olmamış tabii ki ama çok da sevilen bir oyuncusunuz. Devletin sanatçılara bir desteğinin olduğunu düşünüyor musunuz? Çünkü anlattıklarınıza öre çok da bir destek görmemişsiniz sanırım.
Sevgili Suat Çağlayan bana bir güzellik yaptı ama sadece bana da değildi zaten. Belirli yerlerde yardımlar oldu. Ben bunu çok da devlete bağlamıyorum. Ben mesela eski Yeşilçam oyuncuları dönemindenim. Hala onlardan aldığım terbiye ile öğrendiklerin ile hareket ederim. Ama çok hataları olan arkadaşlarım oldu.

► Ne gibi hatalardı onlar?
Mesela sigortanın peşine düştüler ama birbirlerini tutmadılar, dik durmadılar. Dayanışma göstermediler, gösteren yerlerde de kırılma noktaları oldu. Ben bu işin siyasi boyutunda değilim ama bence sanatçı toplumun önderi olmalı. Siyasi duruşu da olmalı. Herkes diyor “Sanatçının siyasetle işi olamaz”. Asıl sanatçının olmalı. Siyaset öyle yalan söylemek falan değildir. Siyaset toplumu uyandırmaktır aslında. Bir hareket başlatmaktır. Mustafa Kemal’in Anadolu’ya çıkışı, bu kahramanlığı bile bir uyanıştır. Bizim de sanatçı olarak bir hareket yapmamız lazım. Hani bazen diyoruz ya bir Mustafa Kemal çıkmalı diye. Bence bu sanatçının içinden çıkmalı. Söylemi, duruşu, yaptıkları ile uyandırmalı. Olaya sadece cinsiyet gözüyle de bakmayacaksın. Bu kadın, erkek herkes olabilir.

► Yani her sanatçının bir siyasi görüşü olmalı mı diyorsunuz?
Ben olaya sağ-sol olarak da bakmıyorum. Şimdi mesela İlyas Abi (İlyas Salman), hatalarıyla, sevabıyla, günahıyla kendi hesap verecek. Ama onu yargılayan insanlar var. Yahu siz Allah değilsiniz ki. Sana göre yanlış belki ama ona göre doğru. Sen bir adalet terazisi de değilsin. Sanatçının duruşu farklı yerlere çekilmemeli. Yani sağcı veya solcu fark etmez önemli olan doğru ve dik durması bence.

parayi-degil-yesilcam-in-serefini-ve-onurunu-kazandim-618817-1.

► Ben eski Yeşilçamcılardanım demiştiniz. Şunu sormak istiyorum, geçmişteki sinema sektörü ile şu anki arasında ne gibi farklılıklar var biraz ondan bahsedebilir misiniz?
Ben eski Yeşilçam’ın son ikinci kuşağıyım. Çocuk oyuncu olarak geldim ve Adile Naşit ile Ertem Eğilmez’in çocuğu olarak geldim. O dönemde keyifli bir Yeşilçam gördüm. Düzgün, seviyeli yerler gördüm. Yeşilçam’ın ustalarını gördüm. Onlar bize her zaman, “İbadet de gizli, kabahat de gizli. Bizim her zaman güzel taraflarımızı alın, çirkin taraflarımızı almayın “ derlerdi. Çok güzel insanlardı. Erol Taş bana sürekli “Biri sana bir şey diyor mu? Hemen kafasını koparayım” derdi. O mecazi bir anlamdaydı tabii, bizim için bir şemsiyeydi onlar. Abilerimiz olarak kollamaydı. Onlar bizim abilerimiz, babalarımız, amcalarımız, annelerimiz, ablalarımızdı.

► Peki, şu anki sinema sektörü ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Bir dayanışma var mı?
Derler ya eskilere rağbet olsaydı, bitpazarına nur yağardı diye. Şimdi eskilere rağbet var, bit pazarına nur yağıyor. Günümüzde güzel, yetenekli insanlar da var. Ben oyunculuk penceresinden baktığım zaman çok az insan çıkacağını düşünüyorum. Çünkü eskiden yönetmenler sinema camiasını bilirdi ve bizi serbest bırakırlardı. Biz karakterimizi kendimize göre oynardık. Kostümleri kendimize göre yapardık. Şimdi hepsi birbirinden ayrı. Ben eskiyi daha çok seviyorum. İnsanlar beni gördüğünde aileleri ile birlikte hala Yeşilçam filmlerini izledikleriniz söylüyor.

► Sizce insanlar o samimiyeti mi özlüyor? Herkes hala size ilgi gösteriyor, neler hissediyorsunuz?
Biz paraya tamah ederek yapmadık o işleri. Samimiyete, sevgiye, hoşgörüye karşı emeğimizi veriyorduk. Kıskançlık belki yine vardı ama böyle ortada değildi. Paparazziler yoktu mesela. Bu kadar yalancılık, yalakalık yoktu. Şimdi samimiyet yok. Bugün televizyonda oynayanlardan 3 isim zor sayar insanlar. Ama sor Yeşilçam’ı 60 isim birden sayarlar. Şimdi sadece genç yakışıklı/güzel isimler bilinir. Bizimkiler dizisi mesela, kaç yıl ekranlarda oynadı. Bu dizi bir apartman klasiğini anlatıyordu, aile yaşamlarını anlatıyordu, çatışmaları anlatıyordu. Ama mesela bir apartmanda neyi anlatabilirsin ki?

► İnsanların daha çok ayrıştığını mı düşünüyor musunuz?
Bu yönetimden kaynaklanıyor. 17-18 yıllık bir yönetimde bir ayrıştırma dili oluşturuldu. Herkese samimi bakacaksın. Sen sadece partinin değil, tüm Türkiye’nin yöneticisisin. Bu halkın içinde de var ama. Ben çocuk oyuncu olarak girdim sektöre. Tutunmak zordu aslında ama ustalarım vardı yardımcı olan, örnek olan. Onlardan öğrendiklerimiz ile yapamaya çalıştık işimizi. Her şey elimizin altında değildi mesela. Senaryolar öyle bilgisayardan çıktı alınıp verilmezdi bize. 6 tane daktilo ile yazılırdı onlar. Her şeyde büyük emek vardı. Şimdi teknolojinin imkânı var ama samimiyet yok. Emeksiz yemek olmaz diye boşuna denilmiyor. Emek, sevgi, hoşgörü olacak ki o yemeğin zevkini alacaksınız.

parayi-degil-yesilcam-in-serefini-ve-onurunu-kazandim-618818-1.

► Biliyorsunuz ki Yeşilçam oyuncularından birçok değerli isim hayatını kaybetti. En son da Faruk Şavlı… Sanırım sizin de dostunuzdu. Başınız sağ olsun.
Dün cenazesine gittim, namazını kıldık. Bütün dostlarına, çocuklarına, ailesine baş sağlığı ve sabırlar diliyorum.

► Bir de şunu sormak istiyorum, Yeşilçam oyuncuları genelde unutulmaktan, hatırlanmamaktan bahsediyorlar. Bu nasıl bir süreç, nasıl bir psikoloji yaratıyor insanlarda?
Ben aslında olaya böyle bakmıyorum. Çünkü insanlar eski Yeşilçam’a şu an dönüş yapıyorlar. Çünkü şimdiki sektör biraz yalan olduğu için orada zevki arıyorlar. Oyuncuları şimdi daha çok hatırlıyorlar. Şimdi oyunculuk yapanlar bile yaşamayan isimleri onlara anlatmamı istiyorlar. Onları örnek alabilmek istiyorlar. Bugün bir oyuncu çıksın, Müjde Ar’ın o dişiliğini yakalayabilirler mi? Onun oyunlarını oynayabilirler mi? Bugün bir Fatma Girik’in bir erkek oyuncuyu sırtında taşıdığı sahneyi hiçbir oyuncu yapamaz. Orada ayrı bir oyunculuk, ayrı bir karakter vardı. Belki şu an sektörde olmadıkları için hatırlanmadıklarını zannediyor olabilirler ama herkes onları hala söylüyor, anıyor.

► Büyük isimlerle çalıştınız, hepsinden de bahsettik zaten ama toparlamak gerekirse size neler kattılar? Hayatınız nasıl şekillendi, sizi nasıl etkilediler?
Ben şunu söyleyeyim, para kazanmadım. Ama o insanlarla çalışmanın şerefini ve onurunu kazandım. Önce iman terbiyemi aldım, sonra aile terbiyemi aldım, sonra da onlardan usta-çırak terbiyemi aldım. Eskiden büyüklerimiz bizi bir mesleğe verirken ustaya “eti senin, kemiği benim” derdi. Bu şekilde ben de onlardan çok şey öğrendim. Sanatçı ölür ama perde kapanmaz. Ben dev bir Adile Naşit ile dev bir Münir Özkul ile çalıştım. Daha sonra yürüyen bir kütüphane olan Ertem Eğilmez ile çalıştım. Ben hâlâ diyorum sanatta bir yere geldim demiyorum ama en güzel ustaların içinden yetiştim. Benim ustalarım bana sevgiyi, samimiyeti, insanlığı anlattılar. Sinemada para kazanamadım ama o insanların sevgisini kazandım. Para kazanamadım ama aldığım harçlıklar ile 1 Mayıs Mahallesi’nde gençlerin uyuşturucu kullanmamaları, aileleriyle iyi olmaları gerektiğini öğreterek spor kulübü kurdum.

► Biraz o kulüpten de bahsedebilir misiniz?
O spor kulübünü ciddileştirdim amatör yaptım. Biz beraber bir ekiptik ama en çok kaynağı aktaran bendim. Ama herkesin emeği vardı.

► Hala kulüp başkanlığını sürdürüyor musunuz?
Ben son dönemdeydim şimdi başka kardeşimize bıraktık. Ama ben çamurlu, topraklı sahalardan aldım katkılarla birlikte bu hale getirdik. Benim yüzde 85/90 emeğim vardır orada. Birçok sporcu yetiştirip kulüplere de yolladık. Bana “Sahaya senin ismini verelim” dediler. Ama hayatını kaybeden bir arkadaşımız vardı. O sahaya onun isminin verilmesi gerektiğini söyledim. Belki oralar yarın öbür gün gökdelenler ile dolacak. Ama o ismin yaşamasını istedim ben.

► Sinema ile ilgili geçmişe dayalı unutamadığınız anlar var mı?
Arzu Film’de filmi daha yeni çekmişiz, negatif hali yani ham, dublajı bile yapılmamış halini Ertem Eğilmez’in odasında Adile Naşit, Münir Özkul, Şener Şen, Kemal Sunal gibi isimler ile birlikte yerlerde, minderlerde oturup izlediğimiz günler… Unutulmazdı benim için. Stüdyolarda filmlerin montajlarının yapılması için harcanan emek günlerini unutamıyorum. Çünkü ben oralarda hep bire birdim. Yeni Lale Stüdyosu’nda Ertem Eğilmez bana çıraklık yaptırdı. Sinemanın mutfağından tutun da en üst köşesine kadar getirdi. Ben yönetmen değilim, istesem çekerim ama yerimi bilirim. Ben minderde de otururum, tahta sandalyede de otururum. Çünkü buralarda bir taraflarım acıyacak. Acımadan emek olmaz.

► Biraz da kitabınızdan bahsedebilir miyiz? Tam olarak başladınız mı bilmiyorum ama ismi ne olacak?
Kitap benim Yeşilçam’daki anılarımı anlatacak. İsmini ise Hababam’ın Gülen Çocuğu koymak istiyorum. Aydın Ilgaz ve kızına soracağım. Onlar ‘Hababam Sınıfı’ ismini pek kullanmak istemiyorlar. Tabii ki bu eseri yazan bir Rıfat Ilgaz var ama bunu perdeye aktaran da bir Ertem Eğilmez var. Rıfat Ilgaz olmasaydı Hababam olmazdı ama Ertem Eğilmez olmasaydı da bunu bu kadar çok kişi bilmezdi. Evet, yaratıcılık ayrı bir şeydir ama emek vermek, katkı sunmak da önemlidir. Başındaki adamdan setindeki emekçisine kadar herkesin ayrı bir katkısı vardır. Ben onlar ile çalışmaktan, yaşamaktan, ayrı ortamda nefes almaktan çok mutluyum. Onların şerefi yeter bana. Bizim ustalarımızın mezarları çok atıl durumda. Ben genellikle onların mezarlarını geziyorum. Adile Naşit’in mezarında da bu durumu gördüm. Bunu Ataşehir Belediyesi ile konuştum. Hemen tadilatı yapıldı, çiçeklendirildi. Ama önce yeğeninden de izin aldık tabii. Halit Abi’nin mezarını bir önceki Kadıköy Belediye Başkanı yapmıştı ona da çok teşekkür ederim. Daha sonra Münir Özkul’un mezarının yapılması ile de birçok kişiyle görüştüm. Buradaki olay benim yapmam değil herkesin el vermesi gerektiğidir. Sevenleri, belediyelerimiz yardımcı olmalı. En ufak bir kırılmış taşını bile yapsalar bu güzel bir şey. Vefat ettiler kenara atıldılar şeklinde olmasın. Bir gidip o mezarları ziyaret etmenizi istiyorum. İnsanlar oralara gitsinler, eski Yeşilçam’ı bir ansınlar.

► Son olarak BirGün gazetesi okuyucularına söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?
Çok mücadele ediyorsunuz. Okurlardan gazeteyi almalarını ve destek vermelerini istiyorum. Gazeteler zor şartlar altında çıkıyor, biliyorum. Kaleminden de ödün vermeyecek tabii kimse. Biraz insanları sevelim, birleştirici olalım. Buradan başka gidecek bir yerimiz yok. Bakın Suriyelilere kucak açtık. Ama bize bunu yapacak kimse yok. Çünkü bizim her şeyimiz burada, buradan gidemeyeceğiz. Biz duygusal insanlarız. Ne kadar birbirimize kızsak da birbirimizden kopmayız. Et ile tırnak gibi olmuşuz. Koparabilir misin? Onun için biz birbirimizi sevmeye mecburuz. Gidecek başka bir yerimiz yok.