birgün

22° AÇIK

DÜNYA 26.03.2020 09:31

Sağlık krizi kapitalist sistemin ürünüdür

Sağlık krizi kapitalist sistemin ürünüdür

ELISA NOWAK
Çeviri : Gencay Sözüdogru

Korona salgını ortaya çıkışından yaklaşık iki ay sonra Federal Almanya için ciddi bir tehdit haline geldi. Geçtiğimiz günlerde Fransa, Danimarka ve İsviçre sınırları kapatıldı. Bölge ve şehirlerde kültürel yaşam tamamen durdu. Virüsün öngörülemeyen kalıcılığı, mevcut sistemin zorunlu mekanizmalarının işlevsizliğini açığa çıkardı. Açığa çıkan gerçek; pandeminin, kapitalizmin kendi içsel koruma mekanizmalarının zayıf yönlerini ve tehlikelerini ortaya çıkardığı anda kapitalizmin krizinin bir ifadesine dönüştüğüdür. Koronavirüs, sadece ortaya çıktığı yerden kaynaklanan soyut bir olgu olarak değerlendirilemez ve Çin Halk Cumhuriyeti’nde bir bölgeyi Batı yarımkürenin mevcut krizinden ve başarısızlıklarından sorumlu tutmak son derece mantıksızdır. Şu anda içinde bulunulan kriz, kendi özgürlük ve demokrasi anlayışı içerisinde kapitalist üretim tarzının bir sonucu ve ürünüdür. Toplumun yoksul kesimleri için bilinen bu özgürlük anlayışının aldatıcılığı hükümetlerin otoriter tarzıyla yeniden açığa çıkmıştır.

Virüs özellikle bağışıklık sistemi hastalığa zayıf bir tepki üretebilen ya da hiç üretemeyen yaşlı ve hasta bireyler için son derece tehlikeli. Ölüm oranlarının da giderek artması bekleniyor. Karantina uygulamaları rolü sözde bir toplumsal uzlaşıya dayanıyor gibi ifade edilse de bunun zorunlu bir araç olmamakla birlikte kapitalizmin temel işleyişinin de bundan başka bir çözüm üretemeyeceği ortadadır. Siyasi, ekonomik ve sosyal yaşamın pandemi nedeniyle kısa sürede çökmesiyle, piyasanın serbestliğinin zorunluluğu fikri de çöpe gidiyor. Faizsiz kredi ve tahvil çağrılarına hükümet olumlu yanıt vermekten son derece mutlu görünüyor ve Muhafazakâr Demokrat Ekonomi Bakanı Altmaier ekonomik gerilemeyi engellemek için kamulaştırmadan bahsediyor. Devletin ekonomi üzerindeki rolü çöküşe karşı tek seçenek olarak ortaya çıkıyor. Elbette bu sosyalist bir akılcı yaklaşımın değil, kriz ile birlikte kendini savunamayan kapitalist piyasanın DNA'sıdır. Altmeier elbette çalışanların ücretlerini değil, statükonun konsolidasyonu ile ilgileniyor. Dolayısıyla kamulaştırma çağrısı ekonomik sistemin kâr mantığını savunmak için düzenlenen otoriter bir mekanizma olarak açığa çıkıyor.

Bir yıl öncesine kadar medyada devlet hastanelerinin kapatılmasının veya özelleştirilmesinin sıkı bir gerekliliği üzerine baskın bir propaganda yürütülüyordu. Bugün alay konusu haline gelmiş olsa da Bertelsmann Vakfı gibiler üzerinden yürütülen bu türden çalışmaların daha o günden bilinmesi gerekiyordu ki, tıp merkezlerinin özelleştirilmesinin ve azaltılmasının , nasıl hızlı bir niteliksel çöküşe neden olabileceği son derece nettir. Pandemi yalnızca birkaç gün içerisinde bu türden yıkıcı politikaların etkilerinin nereye varabileceğini ve düzeltilemez hallerini açığa çıkarmaya yetti. Tıpta kamu gücünün yok edilmesi vahşi kapitalizmin bir sonucu ve şu anda yaşanan vahşet doğrudan bunun bir eseridir. Bu yüzden bu durumda gösterebildikleri tek reaksiyon bireysel yayılmayı durdurmaya çağıran karantinadan öteye gidemiyor. Bu haciz politikalarına yönelik herhangi bir eleştiri, sistem eleştirisini içermelidir, çünkü temel hedef bireyin baskı ile kontrolüne dayanmaktadır. İspanya örneğinde olduğu gibi sokağa çıkma yasasına karşı gelindiğinde orantısız cezalar uygulanmaktadır.

Kolektif bir dayanışma fikri önemsenmeli ve desteklenmelidir, ancak evde kalma sloganı giderek sertleşecek olan otoriter uygulamaların desteklenmesine yol açmamalıdır. Evde kalma talebi, girişimciler ve üst sınıfların bir kısmı için sorun yaratmayabilir, ancak ücretli çalışanlar için ya da eğitim kurumları kapatıldığı için evde kalmak zorunda kalan çocuk ve gençlerin aileleri için temelde daha büyük sorunlar yaratacaktır. Kapitalistlerin işten uzak durmaları halinde çalışanlara ödeme yapmakta isteksiz olacakları açıktır. Kültürel yaşamın fiili olarak son bulması özellikle kendi işletmesinin sahibi küçük esnafları dükkanlarını kapatmaya zorlayacaktır. Korona virüsü kapitalizmin gerçek karakterini açığa çıkaran bir faktördür. Ancak gerçek kriz korona değil, kapitalizmin kar mantığına boyun eğmiş devletlerin başarısızlığıdır.

Peki ne yapmalı? Yalnızca hastalığa ve etkilerine değil, bu durumu açığa çıkaran toplumsal koşullara da odaklanılmalı. Federal Almanya kendi mevcut egemenlik sistemi mantığı içinde anlaşılabilir olan ihtiyaç halinde orduyu devreye sokmaya hazırlanıyor, tam da bu yüzden tehlike sistemin kendi köklerinde gizli. İlk adım olarak evde kalmaya zorlanan herkes için yüzde yüz ücret ödenmesini sağlamak olmalıdır. Kamunun kurtarması gereken öncelik sermaye sahipleri değil, bütün tıp sektörü toplumun ihtiyaçları çerçevesinde kamulaştırılmalıdır. Buna ek olarak ABD Başkanı Trump'ın yapmak istediği gibi aşı ve ilaç çalışmalarından faydalanma girişimlerine son verilmelidir. Karantina nedeniyle şu anda açığa çıkan kolektif dayanışma ilişkileri kapitalizmin üstesinden gelmek için geliştirilmelidir. Ne koronayı ne tehlikeyi önemseyen bireyler, ne bencilce alışveriş yapanlar ne de kaos ve şiddetten kaçanlar değil, insanları öldüren kapitalizmdir. Şu anda önlem alanlar piyasanın kâr mantığı için kamusal alanı imha edenlerdir. Karantina kapitalizmin otoriter bir biçimde kendini savunmasıdır.

Kaynak: Der Freitag gazetesi

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız