birgün

15° AÇIK

BİRGÜN EGE 03.06.2020 10:33

Salgın döneminde kriz ve özel tiyatrolar

Tiyatrolar, oyuncuları TV ünlüsü değilse seyirci bulmakta da çok zorluk çekiyorlardı. Üstüne COVID-19 salgını onları trajik sona götürüyor.

Salgın döneminde kriz ve özel tiyatrolar

PROF. DR. SACİT HADİ AKDEDE*

Bütün dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını, 1929 büyük ekonomik buhranı olarak tanımladığımız iktisadi krizin olumsuz iktisadi ve sosyal etkilerini şimdiden göstermeye başladı. COVID-19’un neden olduğu krizle, 1929 krizinin ve hatta savaşların tiyatrolara etkisi bakımından çok önemli bir farkı var: 1929 krizinde ve dünya savaşları zamanında tiyatrolar kapanmamıştı, şimdi kapandı. Tiyatrolar, resmi olarak açılsa bile, hem salgının tiyatroya gitmeyi caydırıcı etkisiyle hem de yaz sezonuna girilmiş olması nedeniyle, seyirci bulmakta zorluk çekeceklerdir (Açıkhava tiyatrosu gösterileri hariç). Özel tiyatrolar bu salgından en olumsuz etkilenen kültür ve sanat kuruluşlarıdır. Özel tiyatroların çoğu zaten, kaynak yetersizliğinden dolayı, çok büyük yapımlara imza atamıyorlar, oyuncularını ve diğer sanatçılarını sigortalı çalıştıramıyorlar, az sayıda oyuncu gerektiren metinleri sahneliyorlar, küçük mekânlarda oyunlar oynuyorlar, oyunlarını sergileyecek sahne bulamıyorlar, oyunlarının tanıtım ve reklamını gerektiği gibi yapamıyorlardı. Oyuncuları TV ünlüsü değilse seyirci bulmakta da çok zorluk çekiyorlardı. Üstüne COVID-19 salgını onları trajik sona götürüyor.

Ekonomik krizin zararlarını en aza indirmek için ne yapılabilir? Özel tiyatro oyuncuları büyük bir ihtimalle hükümetin açıkladığı kısa çalışma ödeneğinden ya da yardımından yararlanamamaktadır. Bunun yanında birçok özel tiyatro “kadro” (ensemble) tiyatrosu olarak değil de “yapım” (prodüksiyon) tiyatrosu olarak çalıştığından, tiyatroların düzenli, sürekli ve ücretli kategorisinde çalışan sanatçı sayısı çok fazla değildir. Diğer bir deyişle, şu anda, daha önce sigortasız çalıştıkları için birden işsiz, gelirsiz ve devlet desteksiz kalan çok sayıda sanatçı vardır. Asıl zor durumda olan sanatçılar bunlardır. Bu kesime yardım yapılması gerektiği çok açıktır. Bu yardımı yapabilecek olan sivil toplum ya da demokratik kitle örgütleri ne yazık ki mevcut değildir. Kültür-Sanat vakıfları ya da dernekleri, kooperatifleri, platformları, birlikleri, vb. ne yazık ki yeterli sayıda değildir ve var olanlar da yeterli düzeyde mali yardım yapabilecek konumda değildirler. Oyuncular sendikasının bu oyuncular ve sanatçılar için yapabileceği bir yardım var mıdır araştırılmalıdır. Bu salgın vesilesiyle ekonomik kriz ortamında, ekonomik olarak örgütlü ve dayanışma halinde olmanın önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Bir ödenekli tiyatronun (devlet ve belediye) kadrolu sanatçısı olmayan ve ünlü olmayan oyuncu ve sanatçılar, çok sık sahneye çıkma fırsatı bulamayan, iş buldukça çalışan, uzun süre işsiz kalan, ikinci bir iş yapan kişilerdir. Bu sanatçılar büyük bir oranda aile desteği ile yaşamaktadırlar. Ya da belli bir süre sonra oyuncu veya sanatçı piyasasından çıkmaktadırlar. Asıl zor durumda olan sanatçıların bunlar olduğunu ve bu sanatçılara belediyelerin daha kolay ulaşabileceğini belirtip, özel tiyatroların gelirleri ve giderlerine ilişkin bazı önerilerde bulunalım.

Gelir elde etmek için iki ana yol vardır: hizmet bedeli (bilet satışları, kantin, kafe büfe, vb. mal satışları) ve tiyatroya yapılan yardım ve bağışlar. Şimdi salgın nedeniyle sezon bittiğine göre bilet satışlarından bir gelir gelmeyecektir. Bunun yanında özel tiyatrolar kendi aralarında daha önce örgütlenip (birlik, platform, kooperatif, vb.) oyunlarını online gösterebilme altyapısına sahip olsalardı, şimdi bu ortamda oyunlarını online olarak gösterme ve gösterimler için düşük de olsa bir fiyat uygulayabilme olanağına sahip olabilirlerdi. Bu gösterimler sırasında da bağış toplama kampanyası düzenleyebilirlerdi. Bunu yapabilecek tiyatrolar belki şu anda vardır. Küçük özel tiyatroların böyle bir altyapısı olmayabilir ve bu konuda o tiyatrolara teknik yardım yapılmalıdır. Bilet satışları bakımından, bir diğer yol, özel tiyatroların bazı demokratik kitle örgütleri, vakıf ve dernekler, sendikalar adına oyunlarını temsil etmesi ve toplu satışlardan gelir elde etmesi durumudur ( sezon açıldığında uygulanabilecek bir durum). Bu aslında toplumsal dayanışma örneğinin tiyatrolar özelinde uygulanması halidir. Örneğin bir eğitim sendikasının her hafta bir oyuna toplu bilet alarak gitmesi gelir yaratılması bakımından önemli olacaktır. Bağış meselesine gelince… Türkiye’de sanat kurumlarına bağışlar büyük holdingler tarafından büyük kültür ve sanat vakıflarına ya da büyük özel tiyatrolara (ünlülerin sahibi olduğu tiyatrolara) yapılmaktadır. Küçük özel tiyatrolara yapılan bağışlar neredeyse sıfırdır. Bu bağış geleneğinin oluşması için yeni sezonda tiyatrolarda kampanyalar yapılmalı, kamuoyunun dikkati bu yöne çekilmelidir. Tiyatrolara yapılan bu bağıştan vergi kesilmemeli ve bağış yapan da yaptığı bağış tutarını “kanunen kabul edilen gider” kategorisine belli bir yüzdeyle yazabilmelidir. Bu teknik ayrıntılar kolay çözülebilecek konulardır.

Özel tiyatrolar artık önümüzdeki sezonu planladıklarına göre geçmiş dönemden gelen vergi borçlarına ilişkin faizler silinmeli, vergi borçları uzun dönemli bir ödeme planına bağlanmalıdır. Tiyatroların birikmiş elektrik faturaları ertelenmeli, çok uzun döneme yayılmalı ya da silinmelidir. Halkın elektrik faturalarındaki yüzde ikilik TRT payı belediyelere bırakılmalı ve kültür ve sanat faaliyetlerine ayrılmalıdır. Bu durum bütçenin adem-i tahsis ilkesine aykırı olsa da, bu ilke çok hayırlı bir iş için değiştirilmiş olacaktır.

Bilet fiyatları üstündeki KDV yüzde 1 düzeyine çekilmelidir. Tiyatroların gelirleri ticaret kanuna göre ticari gelir sayılmaktadır. Devlet tiyatroları ile rekabet eden özel tiyatrolar, gelir vergisi ya da kurumlar vergisi mükellefi olmaktadırlar. Devlet tiyatrolarının bilet gelirleri kurumun toplam maliyetlerinin ancak yüzde dördünü karşılamaktadır. Devlet tiyatroları hiç gelir ve kurumlar vergisi ödemez iken, özel tiyatroların özellikle küçük özel tiyatroların bu vergileri ödemeleri haksız rekabet koşulları yaratmaktadır. Toplam net geliri belli bir miktarı geçmeyen küçük özel tiyatrolar için gelir vergisi oranı vergi tarifesinin ilk dilimine uygulanan orandan daha da düşük bir oran olmalıdır.

Tiyatrolar, eğer fuayelerinde veya müştemilatlarında kafe, lokanta gibi yeme içme hizmeti sunmuyorsa, salon kira giderlerinin tamamını ya da belli bir yüzdesini devletten geri alabilmelidirler. Özel tiyatroların birikmiş olan stopaj ve sigorta ödemelerine işletilen faizler bu kriz ortamında tiyatrolara ekonomik kaynak yaratmak amacıyla bir defalık silinebilir.

Devletin küçük işletmeler için Halkbank aracılığı ile verdiği kredilerden Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne oyun başvurusu yapmış her tiyatronun faydalanmasının önü açılmalı, sigorta ve vergi borcu bulunan tiyatrolar da bu yardıma başvurabilmelidir.

Tiyatroların en önemli giderlerinden biri reklam ve tanıtım giderleridir. Belediyeler reklam panolarını ücretsiz olarak özellikle küçük özel tiyatrolara açmalı, onların oyunlarının duyurulmasına yardımcı olmalıdır.

Seyircilere düşen görevler de vardır. Elinde bileti olan seyircilerin, iptal edilen tiyatro oyunu için bilet parasını geri almamaları (ilgili tiyatro özellikle küçük, ayakta durmaya çalışan, bağımsız bir tiyatro ise)… Sezon açıldığı zaman, sezon biletlerini sezon başında topluca almaları, seyircilerin de tiyatroları desteklemeleri bakımından oldukça önemlidir. Ayrıca bu kriz ortamında evinden çalışan oyuncuların ve sanatçıların düzenledikleri online workshoplara veya kurslara seyircilerin evlerinden abone olarak katılmaları oyuncuları ve sanatçıları desteklemek için yapabilecekleri işlerdendir.

Kriz ortamında Netflix üyelikleri ve gelirleri hem dünyada hem de Türkiye’de çok artmıştır. Diğer bir deyişle krizde her sektör kaybetmek zorunda değildir. Burada netflix bir anda durumdan istifade eder konuma gelmiştir(windfall gain). Netflix’in (Spotify da benzer durumdadır) hem Türkiye’deki sanat derneklerine veya vakıflarına bağışta bulunması için yazılar yazılmalı ve kamuoyu oluşturulmalıdır hem de bu birden elde gelirden KDV hakkıyla hesaplanmalı ve toplanmalıdır. Bu verginin belli bir yüzdesi şehirlere kültür ve sanat alanında harcanmak üzere aktarılmalıdır. Vergi sistemimizde windfall gain vergisi yoktur, bununla beraber kurumlar vergisinin toplanmasına özen gösterilmelidir.

*Bakırçay Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız