birgün

25° KAPALI

ÇALIŞMA YAŞAMI 18.02.2020 09:14

Sendikalar Suriyeli işçileri gündeme almak zorunda

“Suriyelilerin içinde bulundukları insanlık dışı koşullar, sadece göçmen hakları ve insan hakları gibi konulara duyarlı çevrelerin sorunu olamaz. İşçi sınıfının önemli bir parçası haline gelen Suriyelilerin soruniarı, tüm sendikaların gündemi olmak zorunda”

Sendikalar Suriyeli işçileri gündeme almak zorunda

Sevgim Denizaltı

Antep, Suriye’den en çok göç alan kentlerden biri. Bu durum kentin işçilerini ve sınıf mücadelesini nasıl etkiledi? “Suriyeliler gitsin” demek çözüm mü? Sendikalar insanlık dışı koşullarda çalışan göçmen işçiler için ne yapıyor ya da yapmıyor? Tüm bunları DİSK Tekstil Gaziantep Bölge Temsilcisi Mehmet Türkmen ile konuştuk.

ANTEP’TE İŞÇİLERİN YARISI KAYIT DIŞI

Antep’deki tekstil işçilerinin durumuna ilişkin bilgi verir misiniz? Kaç işyeri, kaç işçi var; kaçı kayıt dışı çalışıyor?

Antep bölgenin en büyük sanayi kenti. Başta tekstil, gıda ve plastik-kimya sektörü olmak üzere yüzlerce fabrikanın bulunduğu, 150 bine yakın işçinin çalıştığı, Türkiye’nin en büyük Organize Sanayi Bölgesi’ne (OSB) sahip bir kent. OSB dışındaki diğer sanayi bölgelerini ve kayıt dışı çalışan işçileri de dâhil edince, toplamda 500 bine yakın işçinin çalıştığı tahmin ediliyor. Bu işçilerin, OSB dışındaki bölgeler ağırlıklı olmak üzere, neredeyse yarısına yakını kayıt dışı çalıştırılıyor.

Antep’teki işçilerin çalıştığı işkollarına baktığımızda en büyük oranı tekstil işçileri oluşturuyor. OSB’de 500’e yakın tekstil fabrikası bulunuyor. OSB’deki 150 bine yakın işçinin neredeyse yarısı tekstil fabrikalarında çalışan işçiler. Bu fabrikaların büyük çoğunluğu iplik ve halı üretimi yapıyor. OSB dışındaki bölgelerde, kenar mahallelerdeki merdiven altı atölyelerde kayıt dışı çalışanları da hesaba katınca, Antep’te 100 binden fazla tekstil işçisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Suriyeli işçilerin oranı nedir? Kaçı kayıt dışı?

İşçilerin çoğunlukla sigortasız, 12 saat, düşük ücretle ve son derece kötü koşullarda çalıştırıldığı sanayi bölgelerinde Suriyeli işçilerin oranı oldukça yüksek. Bu bölgelere nazaran sayısı az olmakla birlikte, OSB’de bulunan küçük ve orta büyüklükteki fabrikalarda da sigortasız kaçak çalıştırılan Suriyeli işçi sayısı da hiç az değil. 50 ila 200 arası işçinin çalıştığı bazı fabrikalarda Suriyeli işçi sayısı yerli işçilerden fazla.

OSB dışında, özellikle konfeksiyon atölyelerinin bulunduğu Ünaldı, terlik ve ayakkabı üretiminin yapıldığı Nizip Caddesi ve sayacıların olduğu KÜSGET gibi bölgelerde Suriyeli işçilerin (ve elbette çocuk işçilerin) oranı yarı yarıya. Bu bölgelerin bazılarında Suriyeli işçi oranının yerli işçilerden fazla olduğunu söylemek mümkün.

OSB’de çok az sayıdaki fabrikada çalışma izni alınarak sigortalı çalışan ve sayısı onlarla ifade edilecek kadar az olan Suriyeliyi saymazsak, geri kalan on binlerce Suriyeli işçinin tamamı sigortasız, asgari ücretin altında ve son derece ağır koşullarda çalışıyor.

Bu verilere dayanarak Suriyeli göçünün, kayıt dışılığın bu denli yaygınlaşmasında ve koşulların daha da kötüleşmesinde temel etken olduğunu söyleyebilir miyiz?

Antep’te sigortasız, 12 saat ve düşük ücretle çalışma Suriyeliler gelmeden önce de çok yaygındı. OSB dışındaki bölgelerde daha önce de kayıt dışı çalışma hâkimdi.

Suriyelilerin gelmesiyle birlikte, daha önce buralarda çalışan yerli işçilerin yerini, çok daha düşük ücretlerle ve çok daha ağır koşullarda çalıştırılmak kaydıyla Suriyeliler aldı.

Suriyelilerin gelişiyle birlikte burada zaten büyük oranda yoksulluk içinde yaşayan işçi ve emekçiler için yaşam koşulları haliyle daha da zorlaştı. Birkaç yıl içinde nüfusu nerdeyse üçte bir oranında artan bir kentin bundan etkilenmemesi zaten mümkün değil. Ve gelenlerin tamamına yakınının beş parasız, ekmeğe muhtaç, her şeylerini geride bırakarak savaştan kaçıp gelmiş, çaresiz insanlar olduğunu düşününce, bu kentin zaten yoksul olan emekçilerinin olanı da yeni gelen ve çok daha yoksul olan yüz binlerce Suriyeli mülteci ile paylaşmak durumunda kalması, kentteki yoksulluğu daha da büyüttü kuşkusuz.

GERİCİ VE IRKÇI EĞİLİMLER ARTTI

Tam da bu nedenle pek çok yerde emekçi kesimlerin tepkilerini Suriyelilere yönelttiğine tanık oluyoruz. Antep'te neler yaşandı, yaşanıyor?

Suriye’deki savaşın ve göç akınının başladığı ilk zamanlarda halkın Suriyelilere yönelik yaklaşımı daha yardımsever ve dostçaydı. İlk zamanlarda halk, AKP’nin Esad rejimine sürekli 3-5 aylık ömür biçen propagandasının da etkisiyle Suriyeli ‘misafirler’in bir süre sonra ülkelerine döneceğini düşünüyordu. Ancak yıllar geçtikçe durumun öyle olmadığı anlaşıldı ve halkın Suriyelilere tepkisi de değişmeye başladı. Ev kiralarının fırlaması, işsizliğin artması ve Suriyeli işçilerin yoğun olduğu pek çok sektörde işçi ücretlerinin düşmesi gibi sorunlar, özellikle işçiler içinde Suriyelilere yönelik düşmanlığın ve ırkçı eğilimlerin artmasına neden oldu. Ulusal medyanın, yerel basının, kimi siyasilerin, ırkçı ve milliyetçi çevrelerin ülkenin ve kentin her sorununu Suriyelilere bağlayan ayrımcı söylemleri de kent genelinde Suriyelilere yönelik düşmanlığı körüklemekte çok önemli bir rol oynuyor.

Bu düşmanlık, Antep’teki sendikal mücadeleyi nasıl etkiliyor?

Örgütlenme faaliyeti yürütürken yüz yüze geldiğimiz işçilere bu durumun sorumlusunun Suriyeliler olmadığını, Suriyelilere düşmanlığın çözüm olmadığını, halklar arasında düşmanlığın, ırkçılığın ve milliyetçiliğin en çok işçi sınıfına zarar verdiğini anlatmak, işçileri işçi sınıfının enternasyonal fikrine kazanmak elbette kolay olmuyor. İşçilerin güncel siyasal konularda sahip oldukları politik görüşleri ne yazık ki çoğunlukla hâkim burjuva sınıfların gerici fikirlerinin etkisi altında şekilleniyor.

ISRARLA ANLATMAKTAN BAŞKA ÇARE YOK

Sendikalara ve emek örgütlerine ne görev düşüyor bu konuda?

Türkiyeli işçi ve emekçilere gerçekleri anlatmak, bu gerici ve ırkçı eğilimlere karşı daha çok mücadele etmek dışında bir yol yok. Ev kiralarının bu kadar artmasının sebebinin evsiz yurtsuz kalmış Suriyeliler değil; onların bu çaresizliğini fırsata çeviren ev sahipleri, fırsatçı müteahhitler olduğunu... İşsizliğin ve ücretlerin düşmesinin sorumlusunun, aç kalmamak için en düşük ücretle her işi yapmaya razı çaresiz Suriyeli işçiler değil, onların bu çaresizliğinden yararlanıp ücretleri düşüren, yerli işçiyi atıp yerine Suriyeli işçiyi yarı ücretine köle gibi çalıştıran patronlar olduğunu... ‘Suriyeliler çalıştırılmasın’, ‘Suriyeliler evlerine dönsün’ demenin çözüm olmadığını... Ve tek gerçek çözümün de, bu sömürü düzeninin üstünü örtmek için halkları, işçi ve emekçileri birbirine düşman etmelerine izin vermeden; Türk, Kürt, Arap demeden işçi sınıfı ve emekçiler olarak birlik olup mücadele etmek olduğunu ısrarla, sabırla anlatmaktan başka yol yok. Bu görev de şüphesiz en başta sınıftan, emekten yana güçlere ve en çok da sendikalara düşüyor.

Peki, sendikalar üzerine düşeni yapıyor mu?

Bu soruya evet yanıtı vermek çok zor. Oysa Suriyeli mültecilerin içinde bulundukları insanlık dışı koşullar ve uğradıkları ayrımcılık, sadece göçmen hakları ve insan hakları gibi konulara duyarlı olan çevrelerin sorunu olamaz. İşçi sınıfının artık önemli bir parçası haline gelen Suriyeli mültecilerin sorun ve talepleri, tüm sendikaların ve emekten yana güçlerin de gündemi olmak zorunda.

sendikalar-suriyeli-iscileri-gundeme-almak-zorunda-689629-1.

Neden gündemlerinde değil? Suriyeli işçilerin sendikal mücadeleye dâhil olmasının önündeki engeller neler?

Mülteciler için hâlâ bir mülteci mevzuatının bile olmaması, büyük çoğunluğunun oturma izninin ve hiçbir yasal güvencesinin bulunmaması en büyük sorun. En küçük bir hak arayışında, bir haksızlığa itiraz ettiğinde, hatta bazen hiçbir şey yapmadan, bir suç işlemeden bile anında sınır dışı edilme korkusuyla yaşıyorlar. Dolayısıyla çalışma izni de olmayan Suriyeli işçilerin, ücretini alamama vb haksızlıklar karşısında bile haklarını arayabilecekleri yasal koşullar yokken, sendikalarda örgütlenip mücadele etmelerini beklemek şu koşullarda fazla iyimser bir beklenti olur. Kayıt dışı çalışan işçilerin sendikalara üye olması da teknik olarak mümkün değil zaten.
Ama bu durum sendikaların Suriyeli işçilerin çalışma ve yaşam koşullarına ve onların da Türkiyeli sınıf kardeşleriyle birlikte örgütlenmesi sorununa sırtını dönmesinin bahanesi olamaz, olmamalı. Geçtiğimiz yıllarda saya işçilerinin grevleri gibi örneklerde, Suriyeli işçilerin yerli işçilerle omuz omuza mücadele ettiklerini gördük. Sigortasız, kölelik koşullarında çalıştırılmalarının engellenmesi, oturum haklarının tanınması ve çalışma izni almalarının sadece patronların başvurusuna bağlı olmaması vb. talepleri sendikaların daha çok dillendirmesi ve bu taleplerin pratik bir mücadele konusu haline gelmesi gerekiyor.

Siz Antep’te neler yapıyorsunuz peki?

DİSK Tekstil İşçileri Sendikası’nda bölge temsilcisi olarak göreve henüz beş ay önce başladım. Sendika olarak henüz bu konuda ciddi bir çalışma yaptığımız söylenemez. Şu ana kadar bu konuda yapabildiğimiz tek şey, üyelerimizle ve örgütlenme çalışması içinde yüz yüze geldiğimiz işçilerle toplantılarda bu sorunu gündem yapmak ve biraz önce söz ettiğimiz içeriğe uygun tartışmalar yürütmek. Ancak önümüzdeki dönemde sendika genel merkezimizin de desteğini alarak, özellikle mülteci işçilerin çalışma koşulları, bütün Suriyeli işçilerin çalışma iznine sahip olarak sigortalı ve yerli işçilerle eşit ücretle çalışması, yerli işçilerle ortak örgütlenmelerinin imkânları gibi tartışmaların yürütüldüğü çalıştay, toplantı vb. çalışmalar yapmayı planlıyoruz. Sadece tartışma düzeyinde kalması değil, aynı zamanda bu çalışmaların ortaya çıkardığı sonuçlara uygun olarak mülteci işçilerin örgütlenmesi için somut adımların da atılması gerekiyor elbette ve bunun için de üstümüze düşen görevi yerine getirmek için elimizden geleni yapacağız.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız