birgün

26° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 19.07.2020 08:17

Şeriat talimleri

Benim en çok dikkatimi çeken şey nedense hâlâ milliyetçilik. Şu ya da bu şekilde seküler tayfanın malum “Saray çetesinin” icraatlarına eklenmesini sağlayan şey milliyetçilik çünkü. Kitlelerin böyle hadiselere dahletmesinde hâlâ bu kadar etkili olabiliyor milliyetçilik. İnanın, Ayasofya örneği, milliyetçiliğin şeriat girişimlerine nasıl hizmet etmekte olduğunun güzide bir örneğidir.

Şeriat talimleri

Yasin Durak

Dil öğrenmek zordur, gerçekten zordur. Bazen bir dili konuştuğunuzu sanırsınız, aslında konuşamıyorsunuzdur. Bazen bir dili konuşabilmek için o dilde düşünmeniz gerekir. Hani o feministlerin “eril” dile karşı çıkışları vardır ya, bu yüzdendir misal… Her neyse, konumuz bu değil. Ben yavaş öğrenenlerdenim. Dile ve matematiğe kafam hiçbir zaman basmadı, zor öğrendim hep. Bundan sırf, lise öğretmenlerimden Hikmet Özgöbek benim bu problemimi fark ettiği zaman bana bir İngilizce-İngilizce sözlük vermişti. Çok da işe yaramıştı, gerçekten, hâlâ da işe yarıyor. Mesela Zack Snyder’in o filme neden Sucker Punch adını koyduğunu böyle anlayabildim ben, hatta filmin içinde geçen bir cümleyi bile [orijinaliyle] “If you don’t stand for anything, you’ll fall for nothing!”

Hani diyorum; belki “karşı hegemonya” filan diyerekten şu “dinci” lehçeyi kullananların ya da İmamoğlu olabilmek için “ince ince” imamın ta kendisi kesilenlerin mesela, belki diyorum bir İslamcı-İslamcı sözlüğü gibi bir şeye ihtiyacı vardır. Böylece o dili konuşurken nasıl öyle düşünmeye başladıklarını, “kitleleri” kazanmaya çalışırken kendilerini nasıl kaybettiklerini kavrayabilirler. İşbirlikçiler!

Ayasofya! Cami ol(durul)du. İbadete açılmadı, cami ol(durul)du! Bunun anlamı laikliğin bile isteye ihlalidir. Bu, kendi iktidarının el yordamıyla sürdürülebilirliğinden gayrı bu ülke için bir kaygı duymayan o “Saray çetesinin”, o malum “dünya sistemini” (ki o da batsın) boş vererek kendi iç siyasi hesaplarına yüzünü dönmüş olduğunun kanıtıdır. O çete ki sırf yargılanmamak için hukuku, sırf eleştirilmemek için basını, sırf iktidarda kalmak için de “bireyi” feshetmiştir. O “çete” ki bu ülkenin başına gelip gelebilecek en büyük beladır ve bunun çıktılarını zaten hep beraber yaşamaktayız. O çetedir ki bu ülkeyi cehalete terk etmiştir!

“Siyasal İslam”; böyle demekteler… Ben bu kavramı hiçbir zaman kullanmadım, İslam benim (gibiler) için zaten hep “siyasaldı”. Hani birileri “Osmanlı barışı” filan yaparken de öyleydi, birileri “yeryüzü sofraları” kurarken de… Geçmiş dosyaları açmayalım, lakin işin ilginç tarafı, İslamcılar için de İslam’ın zaten hep siyasal olmasıydı, hatta onlar için “Müslüman” olmak ile “İslamcı” olmak aynı şeydi ya; haklıydılar da! Anlayın artık, ortada bir savaş var, tarafınızı seçin! Ve dikkat edin, en çok kültür konusunda tedirginler, çünkü tam da “bu diyarın kültürüyle” ciddi derecede çeliştiklerinin en çok onlar kendileri farkındalar. Her ne kadar başkaları bunun farkında olmasa da…

Yani gerçek şu: Ekrem İmamoğlu, Muharrem İnce, Kemal Kılıçdaroğlu ve hatta kendini utanmadan “sosyalist” diye tanımlayan birileri bu Saray çetesinin “kültürün ta kendisini” temsil ettiği iddiasını çok fazla ciddiye almış durumdalar; pesimistler, “hâkim kültür” ile “kültürün kendisi” arasındaki farkı kavrayamadıkları için sırf ve dahi “hegemonya” nosyonunun ne olduğunu bilmedikleri için (işin aslı sanırım Gramsci ya da Thompson okumuyorlar) faşist coşkunsal vebadan nemalanmak peşindeler. İşte bu yüzden, Ayasofya’nın cami ol(durul)masına alkış tuttular! Zavallılar! Suç ortakları!

Sorun ortada: Hani Marx demişti ya “milliyetçilik alçakların son sığınağıdır” diye, işte dincilik de “ilk” sığınaktır alçaklar için. (Ayfon afyon afyon…) Hemen ona sarılırlar, ister İslamcı olsunlar, ister milliyetçi, ister sosyal demokrat geçinsinler, ister Kemalist, isterlerse de sosyalist… Alçaklar!

Bu saçmalıklar silsilesinde benim en çok dikkatimi çeken şey nedense hâlâ milliyetçilik. Şu ya da bu şekilde seküler tayfanın malum “Saray çetesinin” icraatlarına eklenmesini sağlayan şey milliyetçilik çünkü. Kitlelerin böyle hadiselere dahletmesinde hâlâ bu kadar etkili olabiliyor milliyetçilik. İnanın, Ayasofya örneği, milliyetçiliğin şeriat girişimlerine nasıl hizmet etmekte olduğunun güzide bir örneğidir. Gerçekten…

Sırf yıllardır milliyetçi pusatlarla süslenerek savunulduğundan asla “Kemal’e” erememiş olan laiklik yine milliyetçi pusatlarla yok ediliyor gözümüzün önünde. Savunma yürürken verilen hukuki karar hem bunun hem de bu ülkede hukukun Saray'a amade olduğunun bir kanıtındır. (Elbette ki yürüyüşe devam!) Bazen direnmek, herkesin vazgeçtiği o anda direnmek, o kolayca teslim olacağı sanılan son kaleyi canı pahasına savunmaktır ya, işte laiklik o kaledir bugün. Emin olun! Hani bir vakit kafaya aldığımız Kemalist teyzeler haklı çıkıyorsa bugün bir bir durup düşünmek gerek bir şeyleri… Gerçekten.
Her neyse… Özetle; hani yandaşlardan biri yazdı ya “Muhafazakâr dünyanın siyasal ve tarihsel kodlarını bilmeyenlerin... Muhafazakârların Ayasofya bayramını anlaması mümkün değildir” diye, ben biliyorum o kodları, ben anlıyorum ve onun da neden faşizme böyle ortak olduğunu da çok iyi biliyorum. Çok kişi oluyor zaten. Olmaya devam edecekler de…

Mülkü ele almak isteyen üvey babasını öldürmeye çalışırken yanlışlıkla çok sevdiği küçük kız kardeşini öldüren “taş bebeğin” hikâyesiyle başlamıştı Sucker Punch. Tımarhaneye kapatıldı. Orada tacize uğradığı için orayı bir kerhane gibi algılamıştı. Jungcu bir çıkış aradı. Yanlış yaptı. Ama ben Sucker Punch deyiminin ölmek üzere olan o güçsüz-çaresizin can havliyle savurduğu fiskesi olduğunu öğrendim Hikmet hocamın verdiği İngilizce-İngilizce sözlükten. Belki de çıkış budur. Yalan yok, etkilendim. Düşündüm. Hani o çok övdüğümüz Prometheus var ya; işte ateşi çalmak için ejderhayla yüzleşmek şarttır anlayın artık! Direniş en başta “kendini” savunarak başlar ve bencil olmadan da “birey” olunabilir! Evde içki üretmek zamanı değil bu zaman, evine kum torbası asmak zamanıdır. Bu ülke bir tımarhane, diğer delileri örgütlemeliyiz. Gerçek bu. “İhtiyacınız olan bütün silahlara sahipsiniz, kendinizi savunun!”

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız