Şiirlerimde umudu büyütmeye çalıştım

10.03.2019 11:19 KÜLTÜR SANAT
MEHMET ÖZÇATALOĞLU 7 Şubat 2017’de yayınlanan 686 sayılı KHK ile ihraç edilen Eğitim-Sen Çaycuma Temsilcisi Gökhan Taner Günsan’ın ikinci şiir kitabı ‘Israrotu’ Meda Kitap’tan yayımlandı. Biz de kendisiyle şiir yolculuğunu konuştuk. • Şiir yolculuğunuz ne zaman, nerede ve nasıl başladı? Şiir yolculuğumu anlatırken ilk şiirimin yayınlandığı dergilerden söz ederek başlamayacağım; çünkü ne yazık ki dergilerle […]

MEHMET ÖZÇATALOĞLU

7 Şubat 2017’de yayınlanan 686 sayılı KHK ile ihraç edilen Eğitim-Sen Çaycuma Temsilcisi Gökhan Taner Günsan’ın ikinci şiir kitabı ‘Israrotu’ Meda Kitap’tan yayımlandı. Biz de kendisiyle şiir yolculuğunu konuştuk.

• Şiir yolculuğunuz ne zaman, nerede ve nasıl başladı?

Şiir yolculuğumu anlatırken ilk şiirimin yayınlandığı dergilerden söz ederek başlamayacağım; çünkü ne yazık ki dergilerle yolculuğum yorucu oldu. Gönderdiğimiz şiirlere geri dönülmemesi, dergilerin kendilerini belli çevrelerle sınırlandırması, eski dergilerde var olduğunu duyduğumuz-bildiğimiz editöryal titizliğin oldukça azalması, gönderilen şiirin niteliği üstünden değil de isimler üstünden yürütülen dergi yayın politikalarından dolayı şiir yolculuğumu, ilk kitabımdan başlatmak istiyorum. Dergilerle ilişkilerimin sorunlu ve yorucu olmasına rağmen ısrarcı ve şiirlerimin takipçisi olarak ve az dergide rastladığım şeffaflık ve ‘şiirdir esas olan’ tavrıyla birçok ulusal dergide şiirlerimi yayımlatabildim. O yüzden dergiler süreci, yolculuğa başlama değil de yolculuğa hazırlanma süreci oldu. Yolculuğa başlamam ‘Sakallarımı Kestim Kuşlara’ kitabımın Yasakmeyve Yayınları’ndan Haziran 2013’te çıkmasıyla oldu. Çünkü yolculuğa neden çıktığımı ve nereye varmak istediğimi, poetikamı oluşturduğum dönem, bu dönem.

• Israrotu’nun özel bir anlamı var mı? Neden Israrotu?

‘Israrotu’ kitabın tamamını kapsayan bir sözcük buluşu oldu. İçinden geçtiğimiz ağır süreçlerde savrulmak yerine yaşamda ısrar etmeyi tercih ettiğim için ‘Israrotu’ kitabın adı oldu. Bize yaşatılanlara rağmen, savrulduğumuz her yerde inatçı ve ısrarcı bir tohum gibi yeşermeye devam edeceğiz demenin şiirsel biçimi kitabımın adı.

• Kitaba adını veren şiir İlker Kılıçer’e ithaf edilmiş. ‘Şehir terbiyecisi/ dışından siliyordu camları vitrinleri’ dediğiniz İlker Kılıçer’in şiirinizdeki yeri ve önemi nedir?

İlker Kılıçer severek takip ettiğim bir mim sanatçısı, sokakları mimleyerek sanatın sessiz çığlığını, duymadığımız sözcüklerin gölgesinde kalan sesleri ortaya koyarak bazen mülteci çocuklarının yüzünde bir gülücük olarak ortaya çıkar, bazen çatılardan şiir atan bir dost olarak. Ancak benim şiirlerimdeki isimlerin benimle olan özel dostlukları değildir benim yazdıklarım, tam tersine onların yaşama karşı duruşları ve tavırlarıdır genelleştirmek istediğim. Onların yaşamda ısrarıdır, dünyaya bakışlarıdır. O yüzden İlker gibi insanlar sokakların şefkatidir.

• Kombinezon başlıklı şiirinizde ‘başkalarının yerine utandığım için/ yazdım bu şiirleri’ diyorsunuz. Kim bu başkaları?

Cevap maalesef ki edebiyat özelinde değil, ama söyleyeceklerimin muhatabı edebiyatçılar da vardır; çünkü ülkenin içinde bulunduğu çürüme her alanda kendini gösteriyor. Bu kadar kötülüğün olduğu dünyada, bu kötülüğü yapanlara yaratanlara öfkeleniyoruz, bazen de bu kötülüğe sessiz kalanların yerine utanıyoruz. Zaten tüm bunlar değil mi bizi yazmaya iten, rahatsızlığımızı sözcüklere yükleyen.

• Edebiyatımızda taşra/ merkez ayrımı var. Taşranın kendine göre sıkıntıları… Edebiyatın taşrasında bulunan bir şair olarak neler söylemek istersiniz?

Yazma ve üretim süreci olarak taşra-merkez ayrımına katılmıyorum. İnsanı merkeze alan, yaşama dokunan her sözcük veya her yapıt merkezdedir, ha belki görünür olmasında biraz zorluklar yaşanır, ama bu da zamanla aşılır. Fiziksel imkânlar olarak taşra ve merkez arasında farklılıklar var. Taşradaysanız etkinlikleri izleme, yayınevleriyle, yazarlarla ilişki geliştirmede zorluk oluyor. Belki böylesi daha iyi. Yine taşra-merkez ilişkisi biraz da insanların düşüncesindeki iktidar biçimleriyle ilgili. Kendini merkezde görüp edebiyatta ve sanatta iktidarı elinde tuttuğunu sanan çevreler var; fakat başta iletişimde teknolojinin yaygınlaşması, sonra Anadolu dergiciliği, düzenlenen kültür sanat etkinlikleri merkez-taşra ayrımını önemli oranda azalttı. Tüm bunlara rağmen, kendini ‘iktidar’ gören, merkezde sanan düşünceler pek azalmadı.

• Şiirlerinizde umudu okuyoruz dize dize. Toplumcu şiire inanan biri olarak bundan mutluluk duysam da örnekleri iyice azaldı bu tür şiirin. Oysaki şair umudu aşılamalıdır halkına.

Şiirlerimde umudu büyütmeye çalıştım; ama umut kadar bazen acılar bazen karamsarlıklar da oldu. Yaşamın içinde ne varsa şiirimin içinde onlar oldu. Ama yazmak istediğim şiiri yazdığımı söyleyemem. Şiir sadece umudu aşılamamalı, umudu aşmalı ve onu gerçekliğe dönüştürmeli. Dünü, bugünü aşarak yarının koşullarını yaratmalı. Aslında sosyalist gerçekçi şiirin örnekleri azalmadı, tersine yayımlanma sorunları arttı. Kitap çıkarma büyük dert; yayınevleri şiir kitabı basmıyor ya da masrafını istiyor. Diğer sorun görmezden gelmeler… Yazarını tanımadığı halde beğendiği bir kitapla ilgili eleştiri yazıları yazan kaç eleştirmen var. Herkes birbirine ısmarlama tanıtım yazısı yazmakla meşgul, herkes kendi çevresinden olanları parlatma uğraşında. Bir taraftan da dizenin ön plana çıkarıldığı, bütünlüğün geri planda bırakıldığı, anlamın küçümsendiği; anlamsızlığın yüceltildiği bir dönemden geçiyoruz. Yoksa koşulların bu kadar sertleştiği böylesi zamanlarda toplumcu sanatın gelişmemesi mümkün mü?