birgün

29° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 10.05.2020 10:10

Sınavlar ve toplum tasarımımız

Toplum tasarımını; daha düzenli bir toplumsal planlama ve daha yüksek verimlilik aracılığı ile toplumsal ilerleme arayan teknolojik ve rasyonalist bir yönelim olarak kurgulayan toplumlarda eğitim politikaları önemli bir işlev görür. Günümüzde yaygın bir uygulama alanına sahip bu yönelim, eğitim politikalarıyla üretilen eşitsizlikleri de perdeleyecek bir masumiyetle toplumsallaştırılır.

Sınavlar ve toplum tasarımımız

Ayhan Ural

Bu yazı ile Türkiye toplumunda sınavların bu denli olumlanmasını sağlayan unsurlar üzerine genel bir çözümleme hedeflenmiştir. Çözümlemenin temel sorusu, “Özellikle eğitim politikalarının yarattığı eşitsizliklerden etkilenen toplum kesimlerinin de büyük ölçüde desteğini alan ve yaygın olarak uygulanan sınavlar nasıl bu denli bir teveccühe mazhar olabiliyor?” şeklinde ifade edilebilir. Bu soruya yanıt verebilmek için öncelikle içerisinde bulunduğumuz toplumsal yapıyı ve dolayısıyla toplumsal ilişkileri açıklayabilmemiz gerekmektedir. Ayrıca, bu süreçte eğitim kurumunun toplumsal yapı içerisindeki işlevine ilişkin güncel örneklere de başvurulabilir.

Sosyal kuram, toplumu açıklama üzerine oldukça geniş tartışmalar sunmaktadır. Genellikle bu tartışmaların merkezinde yer alan eğitim kurumu, toplumu ve toplumsal ilişkileri doğrudan ve dolaylı bir şekilde etkilemektedir. Toplum tasarımını; daha düzenli bir toplumsal planlama ve daha yüksek verimlilik aracılığı ile toplumsal ilerleme arayan teknolojik ve rasyonalist bir yönelim (Spring 1997) olarak kurgulayan toplumlarda eğitim politikaları önemli bir işlev görür. Bu toplum tasarımında toplumsal istikrar, doğrudan ekonomik üretkenlik ile ilişkilendirilir. Toplum, verimli işleyiş hedefine sahip bir makine olarak görülür ve insanlar, değerleri toplumsal makinenin pürüzsüz işleyişine katkıları ile belirlenen insani kaynaklar haline getirilir. Dolayısıyla bu toplum tasarımının eğitim politikalarında öğrenciye -çocuğa- üzerinde çalışılacak ve toplumun iyiliği için biçimlendirilecek bir nesne olarak yaklaşılır. Günümüzde yaygın bir uygulama alanına sahip bu yönelim, eğitim politikalarıyla üretilen eşitsizlikleri de perdeleyecek bir masumiyetle toplumsallaştırılır. Eğitim sistemi içerisinde yapılan her türlü sınav, bu kusursuz toplum tasarımına hizmet ettiği algısıyla kutsanan bir eğitimsel araca dönüşür.

sinavlar-ve-toplum-tasarimimiz-729463-1.
Sınavların kutsanması ve eğitimin -beraberinde yaşamın da- yarışmacı bir görünüm alması, yeniden sınavlarda bir artışa, özgürlüklerin kısıtlanmasına, çocuk gönencinin tehdidine, bireyin tek boyutlu -yönlü- değerlendirilmesi anlayışına, benlik gelişimini engellenmesine, toplumsal soyutlanmaya, yoksun bırakılma ve özgeci davranıştan uzaklaşmaya yol açabilecektir. Açık bir şekilde görülmektedir ki her sınav, çocukluğa, gençliğe, insanlığa yapılmış en ağır saldırıdır.


Her fırsatta verimli ve düzenli işlediği ifade edilen bu toplum tasarımının kurduğu eğitim sistemi ve ürettiği eğitim politikaları; eğitimi, devletin öğrencileri topladığı, gruplandırdığı ve belgelendirdiği bir süreç olarak görmektedir. Bu sürecin yarattığı -yaratacağı- eşitsizlik ve ayrımcılıklar sınavlar aracılığıyla özenle örtülebilmektedir. Bu süreçte, eğitim politika ve uygulamalarından olumsuz etkilenenlerin -ezilenler- dikkati, daha çok sınavların kapsayıcılığı ve eşitliğine çekilmektedir. Maalesef bu da çoğunlukla başarılmaktadır. Oysa her türlü sınavın en temel işlevi olan sıralama ve seçme eylemi doğaları gereği eşitsiz, ayrımcı, dışlayıcı ve ötekileştirici sonuçlar doğurur. Ancak benimsenen toplum tasarımımız ortalama bireyi, kariyer yapmayı en yüksek amaç olarak gören bir düşünceye yönelttiği için bu süreçte girilen -yapılan- her düzeydeki sınavın eşitlikçi bir araç olduğu yanılsaması kaçınılmaz olur. Türkiye toplumu, özellikle 1980 sonrası neoliberal ve 2002 sonrası neomuhafazakâr ideolojilerin bireşimi bir toplum tasarımı ile bu deneyimi fazlasıyla yaşamaktadır.

MEB, 2018 Liselere Geçiş Sistemi’ne (LGS) ilişkin yaptığı açıklamalarda, mevcut öğrencilerin yalnızca yüzde 10’luk kısmının nitelikli okullara yerleştirileceğini, geriye kalan yüzde 90’nının ise niteliksiz okullara gideceğini duyurarak uygulamaya koymuştur. Benimsenen toplum tasarımına uygun olarak belirlenen bu yöntem, sonraki yıllarda da uygulanmaya devam etmiştir. İşin ilginç yanı ise bu eşitsiz uygulamadan olumsuz etkilenen toplum kesimlerinin herhangi bir rahatsızlık belirtisi gösterememiş olmasıdır. Bunun en başat nedeni ise nitelikli okullara öğrenci kabulünün sınavlar aracılığı ile yapılıyor olmasıdır. Eğitim sistemi içerisinde önemli bir yer edinen sınav sistemi -sınavlar- büyük bir rant alanı da yaratmıştır.

Temel eğitimin meslek yönelimli bir niteliğe dönüştürülmesi, meslek liselerinin özel sektöre devri gibi uygulamalar ile ticari -özel- okulların kamusal kaynaklarla desteklenerek yaygınlaştırılması sürecinde de sınavların sözde büyüsünden yararlanılmış ve yaratılan eşitsizlikler örtbas edilmiştir. Oysa sınavların yaratmış olduğu bireysel ve toplumsal travmaya ilişkin yığınla deneyime sahibiz. Konuya ilişkin bilgimiz, gözlemimiz ve yaşantımız azımsanmayacak kadar çok. Bazılarını anımsatmak isterim.

Sınavlarla yaratılan yarışma duygusu ve yüceltilen akademik başarı yönelimi bireyde -öğrencide- bedensel, duygusal, davranışsal ve düşünsel tahribatlar meydana getirmektedir. Kaygı, sömürü, yarışma, çatışma, dışlanma, incinme, istismar, ayrımcılık, aşağılanma, yabancılaşma, stres, güvensizlik, iletişimsizlik, sahtecilik, yanıltma, olumsuza odaklanma, aşırı kontrol, intihar, psikolojik ve fizyolojik şiddet gibi olgu, duygu, tutum ve davranışlar sınav süreci yaşantılarının olumsuzluklarına örnek olarak verilebilir. Yarışmacı eğitim anlayışı (Ural 2004; Ural 2006; Ural 2016) olarak betimlenen sorunlu bir eğitim yaşantısına dönüşen sınavların gölgesindeki eğitim toplum üyeleri arasında rakip tarzı bir yaşamı desteklemektedir. Roy ve diğerlerinin (1999) yarışmacı eğitimdeki rakip tarzının yüksek atılganlık, düşük iş birliği bulgusu, Beersma ve diğerleri (2003) tarafından da bir durumun rekabetçi yapılandırılmasıyla grup üyeleri arasında negatif ilişki olduğu bulgularıyla desteklenmektedir.

Sınavların kutsanması ve eğitimin -beraberinde yaşamın da- yarışmacı bir görünüm alması, yeniden sınavlarda bir artışa, özgürlüklerin kısıtlanmasına, çocuk gönencinin tehdidine, bireyin tek boyutlu -yönlü- değerlendirilmesi anlayışına, benlik gelişimini engellenmesine, toplumsal soyutlanmaya, yoksun bırakılma ve özgeci davranıştan uzaklaşmaya yol açabilecektir. Açık bir şekilde görülmektedir ki her sınav, çocukluğa, gençliğe, insanlığa yapılmış en ağır saldırıdır. Her sınav bireye -öğrenciye- sevilebilir olma duygusunu, utangaçlığı, çekingenliği, sessizliği -sessizlik kültürünü-, bağımlılığı, saldırganlığı, yeterli olma duygusunu, yeni deneyimlere kapalılığı, başarısızlık korkusunu, mükemmeliyetçiliği, ders ve ödevlere çok aşırı özen göstermeyi yeniden yaşatır. Düşünme, sorgulama, eleştirme, anlama, açıklama, kontrol etme ve yordama olanağından uzaklaştırır. Türkiye’de üniversiteyi bitirene kadar girilen sınav sayısının 739* olduğunu düşünürsek, nasıl ve ne kadar tahribata uğratılmış olduğumuzu anlayabiliriz.

sinavlar-ve-toplum-tasarimimiz-729464-1.

Bütün bu olumsuzluklar ve Bauman’ın (2017), ahlâki güdüler birçok bakımdan kazanma güdüleriyle çatışır, kazanmaya yönelik eylem, potansiyel rakiplerle ilişkilerde kendini düşünmekten ve acımasızlıktan yanadır, ahlaki eylem ise dayanışma, işbirliği ve paylaşma isteği gerektirir şeklindeki uyarısı ortadayken sınavların bu denli benimseniyor olmasının nedeni ne olabilir? Bu soru, yazının başında ifade ettiğimiz sorudur. Yanıtı ise çok basittir. Felsefemiz, ideolojimiz, hayallerimiz, ülkümüz, yaşam biçimimiz ve neticede hepsi; bizlere -ezilenlere- dayatılan, yaşatılan, benimsetilen toplum tasarımıdır. Hepimiz düzenli işlediğine inandırıldığımız bu toplum tasarımının içinde bize uygun görülen yerimizi alabilmek için koşullandırılmışız. Bu hedefe ulaşabilmek için sıralamanın, elemenin, seçmenin gerekliliği ve süreçteki sınavların geçerliği ve güvenirliği yaratmış oldukları eşitsizliklerden, dışlamalardan, ayrımcılıklardan, istismarlardan önemli ve öncelikli değildir.

Neoliberalizm, neomuhafazakârlık ve neofaşizm el ele kol kola vererek bütün yaşamımızı kuşatıp bilincimizi ele geçirdiği bir çağ ve toplum tasarımında, ya sınavların sözde büyüsüne kapılıp teslim olacağız ya da bilimsel, lâik, parasız, demokratik eşitlikçi eğitim hakkımızı elde ederek, insan onuruna yaraşır bir yaşam süreceğimiz bir başka toplumsal yaşamı kuracağız. Bir dönem popüler olan sonrasında diğer sınavlar -OKS, TEOG, YGS, LYS- gibi rafa kaldırılan seviye belirleme sınavı -SBS- sonrası intihar eden bir çocuğun ailesine bıraktığı mektuptan** alıntılanan aşağıdaki son sözleri, hepimize nerede duracağımızı açıkça göstermektedir.

Sevgili ailem!

Böyle olmasını istemezdim.
Ben de isterdim bu dünyada yaşamayı...
Ancak başarılı olamıyorum...
Sakın benim için ağlamayın.
Sizi seviyorum
Hiçte insani olmayan bu toplum tasarımını ifşa eden, karşı duranların (Marx 2020; Althusser 2003; Bourdieu ve Passeron 2014; Freire 1991; Bowles ve Gintis 1976 ; Willis 2016; ve Hepsi) yanındayız, bekliyoruz.
Dayanışmayla.

Kaynakça

Bauman, Zygmunt. (2017).
Sosyolojik Düşünme. Çeviri: Abdullah Yılmaz. Ayrıntı Yayınları. İstanbul.

Beersma, B. , Hollenbeck, J. R , Humphery, S. E , Moon, H. , Conlon, D. E ,Ilgen, D. R. (2003). "Cooperation, Competition, and Team Performance: Toward a Contingency Approach".

Academy of Management Journal, Vol 46 No 5, pp 572-590.

Roy J. Lewicki, David M. Saunders and John W. Minton. (1999). Negotiation. Irwin McGraw-Hill. San Francisco.

Spring, Joel. (1997). Özgür Eğitim. Çeviri: Ayşen Ekmekçi. Ayrıntı Yayınları. İstanbul.

Ural, Ayhan. (2004). Yarışmacı Eğitim Anlayışı. Üniversite ve Toplum Dergisi. Cilt: 4. Sayı: 1 (8).

Ural, A. (2006). Hafif Ağır
Denenceler. Detay Yayıncılık. Ankara.

Ural, Ayhan. (2016). Yarışmacı Eğitim Anlayışının Etkileri Üzerine Bir Çözümleme. Eleştirel Pedagoji. 43.(19-24).

*https://www.evrensel.net/haber/227703/ogrenciler-739-sinava-giriyor Erişim: 08 Mayıs 2020

**http://www.milliyet.com.tr/sbs-stresi-intihar-ettirdi/gundem/gundemdetay/11.06.2012/1552269/default.htm Erişim: 08 Mayıs 2020

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız