birgün

25° AZ BULUTLU

BİRGÜN PAZAR 17.05.2020 11:42

Sinema ve sosyal mesafe

Festival sadece film izlemekle ilgili değil bunu birlikte yapmakla, seansların öncesinde ve sonrasında sohbet etmekle, ‘büyülü fener’in sihrini inatla sürdürmekle, film kataloglarıyla, söyleşiler ve etkinliklerle de ilgilidir. Hatta eğer Walter Benjamin’in söylediğinin aksine sanat olarak sinemanın da bir aurası varsa o filmin ilk gösteriminde o salonda olmakla ilgilidir bu.

Sinema ve sosyal mesafe

Murat Tırpan

Bugünlerde denk geldiğim bir fırının dağıttığı tanıtım broşürünün üzerinde “Bugüne dek hep siz bize geldiniz, şimdi biz size geliyoruz” yazıyordu. Bunu görünce aklıma hemen film festivallerimizin durumu geldi, dünyada ve bizde büyük küçük birçok festival de bugünlerde benzer bir şey söylüyor. Ama filmlerini Youtube gibi streaming platformları üzerinden bize getiren festivallerle ekmek getiren fırıncı çocuk arasında önemli bir fark var, ekmeği nerede yediğiniz önemli olmayabilir ama festival dediğimiz şey temelde zeminle, mekânla ilişkilidir. Latince (festa/feast) ‘bayram günü, şenlik’ anlamına gelen, etimolojisinde ritüelistik, dinsel bir kutsama anlamı barındıran festival nihayetinde birlikte yaptığımız bir şeydir.

Sinemanın sosyal mesafeyle gel-gitli bir ilişkisi vardır. Sinema insanlarla aramıza büyük bir sosyal mesafe koyarmış gibi görünür, çünkü filmler sayesinde çoklukla iç dünyamıza döneriz, kendimizle ve beyazperde gördüklerimizle tek başınayızdır. Bir filmi defalarca izleyip kendi dünyamıza kapanabiliriz ama öte yandan sinema gerçekte sosyal mesafeden azadedir. Birdenbire mesela Bulgaristan’daki bir hurdacı ile aramızdaki tüm sosyal mesafe yok oluverir. Bütün kamusal mekânların kapandığı bu günlerde özellikle vurgulayabiliriz ki sinema Lefebvre'nin 'Mekânın Üretimi' üzerine yazarken belirttiği gibi gibi ışıktan mürekkep “temsili mekânları”, “deneyimlenen mekânlar” haline getirir. Hem mekânla hem de mekânla birlikte varlık bulan öteki insanlarla bir araya geliriz film izlerken. Öte yandan sinema salonunun büyülü atmosferini bu hale getiren temel şeylerden biri de yüzlerce insanın bir arada olmasının getirdiği 'aura'dır. Dilimizde ‘sinema’ kelimesinin Batı dillerinden biraz farklı olarak (İng: Movie Theatre) hem film sanatının kendisini hem de bunu gerçekleştirdiğimiz mekânı anlatıyor olması da bu açıdan manidardır. Ayrıca festival sadece film izlemekle ilgili değil bunu birlikte yapmakla, seansların öncesinde ve sonrasında sohbet etmekle, ‘büyülü fener’in sihrini inatla sürdürmekle, film kataloglarıyla, söyleşiler ve etkinliklerle de ilgilidir. Hatta eğer Walter Benjamin’in söylediğinin aksine sanat olarak sinemanın da bir aurası varsa o filmin ilk gösteriminde o salonda olmakla ilgilidir bu.

Online film festivallerinin en heybetlisi Tribeca Enterprises’ın 29 Mayıs’tan itibaren Youtube ortaklığı ile düzenleyeceği Berlin, Cannes, Sundance, Toronto, Tribeca ve Venedik Film festivallerinin seçkisinden oluşacak We Are One: A Global Film Festival isimli etkinlik olacak gibi görünüyor. Etkinliğin adı tam da az önce bahsettiğim meseleyi çözerek bir yanılsama yaratmak için konmuş gibi: Hepimiz biriz. Ama pek de öyle değiliz, yatağımızda uzanmış laptopumuzu açarak bir festivale katıldığımızı sanmak çok naifçe değil mi? Bir online film festivalinde film izlemenin torrent ağlarından indirdiğiniz bir filmi evde izlemekten çok da büyük bir farkı var mı? Online yapılacak söyleşiler, etkinliklerden mi bahsediyorsunuz? Zaten Youtube üzerinde bu tür içerikten bol ne var? Mesela Pawlikowski ile yapılan bir etkinliği Youtube’dan canlı seyretmekle daha sonra yine aynı kanaldan izlemek arasında heyecan verici bir fark yok. Buna şunu da ekleyelim bahsettiğimiz böylesi büyük bir online etkinlikte bile sadece küratoryal seçkiler mevcut, büyük film festivallerinde açılış yapmaya hazırlanan yeni ve iddialı filmlerin dahil edilmesi pek mümkün değil! Fransa'daki Cannes Film Festivali’nin, Karlovy Vary’nin iptali ve eylül aylarındaki Venedik ve Toronto'daki festivallerin geleceği konusundaki belirsizlik, medyaya ve halka yeni filmlerini tanıtmak için hazırlanan film yapımcılarının ve önemli stüdyolarının beklemesine neden olmuş durumda. Ayrıca elbette kimse korsan dağıtıma imkân vermek de istemiyor.

Dolayısıyla fırıncı çocuk bize gelebilir ama biz eninde sonunda festivallere gitmek zorundayız. Elbette eve kapanılan günlerde bir nebze heyecan verici, iyi niyetli ve geleneği sürdürmekle de ilgili çabalar bunlar ama festivallerin geleceğinin değişmekte olduğu anlamına gelmiyor. Bizdeki İşçi Filmleri Festivali, Uçan Süpürge, Türsak Çocuk Filmleri Festivali, Documentarist İstanbul Belgesel Günleri ve en son on beş filmlik bir seçki göstereceğini açıklayan İstanbul Film Festivali’nin etkinlikleri daha çok gelecekte aynı zeminde buluşup film izleyeceğimiz günler için bir işaret ve teselli olarak görülmeli. Bu seçkilerden birkaç film izlemek, sinema deneyiminin Netflix’ten ibaret olmadığını unutmamamız için de işe yarayabilir.

İstanbul Film Festivali’ne dair en önemli anılarım iki binli yılların başında İzmir’den tüm paramı biletlere harcadığım için otostop çekerek İstanbul’a gelip birkaç gün boyunca tek başıma çılgınca film izlediğim günlere dairdir. Festivale katılmak için çektiğim acı sinemanın verdiği hazzın yanında vız gelirdi her seferinde. O zamanlar Youtube var olsaydı yine de öyle davranırdım muhtemelen, çünkü düşünüyorum da asıl ‘orada olmak’tı beni sinemacı yapan. Hitchcock’un sessiz bir filmini VHS kayıttan değil de bir orkestra eşliğinde yüzlerce kişiyle Emek Sineması'nda izlemekti büyüyü başlatan. Bugün yıllar sonra, artık festivallerin beni davet ettiği zamanlarda bile bir festivale katılıyor olmak diri tutuyor heyecanımı.

Bugünlerde filmler ne yazık ki vizyona giremiyor. Sözlük anlamı; görüş, öngörü, önsezi, hayal gücü, rüya olarak açıklanan vizyon, sinema alanında bir filmin -her anlamda- görüşümüze girmesi, düş gücümüzü harekete geçirebilmesiyle ilgili. Elbette hem ticari hem de entelektüel bakımdan vizyonu geniş ve dar filmler de var. Ama evimizdeki telefondan, laptoptan ya da en fazla bir TV ekranından film izlemeyi festivalin getirileriyle karşılaştırdığımızda filmin ve bizim vizyonumuzu önemli ölçüde daralttığı ortada. Dolayısıyla acilen şenliklerimize ihtiyacımız var.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız