birgün

15° AÇIK

Sistemler cezayla ayakta duramaz

Yeni romanı Kıyamet Park’ı konuştuğumuz Alper Canıgüz “Hiçbir sistem sadece cezayla ayakta duramaz. Ödül mekanizması da olmalı” diyor. Kitapta çevre talanına da değinen Canıgüz, “En çok zarar gören alanlardan. Kendiliğinden hikâyenin bir parçası oldu” ifadelerini kullanıyor.

YAŞAM 12.12.2021 08:07
Sistemler cezayla ayakta duramaz
Abone Ol google-news

Mustafa KÖMÜŞ

Alper Canıgüz’ün son romanı Kıyamet Park geçen haftalarda yayımlandı. Kitap sıra dışı bir dedektif olan Alper Kamu’nun yeni macerasını ele alıyor. Fakat bu kez Kamu’nun bir rakibi de var: Altan. Roman bir bayi toplantısı sırasında işlenen suçları anlatıyor. Canıgüz’le Kıyamet Park’ı ve Alper Kamu’yu konuştuk.

Kıyamet Park’ı yazma sürecinden bahseder misiniz?
Alper Kamu hikâyeleri arasında başka bir roman yazıyorum. 2017’de Kan ve Gül çıktı. O çıktıktan sonra Kıyamet Park’ı yazmaya başladım. Kan ve Gül’ün uzun metraj film senaryosunu yazdık. Henüz gerçekleşmedi, olur diye bekliyoruz. Gizli Ajans kitabının dizi senaryosu için çalıştık. Neticede yazım sürecine sekte vurdu ve uzun aralar verdim. Araya sıkıntı ve başka işler de girdi böylece yine 4 yılı buldu. Eskiden başka işler de yaptığım için yazmak uzun zaman alıyordu. Bu işleri bıraktım ve daha hızlı yazabilirim diye umuyordum ama araya başka işler girdi yine 4 yılı buldu. Neticede kitap çıktı.

Sıra dışı bir dedektif karakteriniz var: Alper Kamu. Onu biraz anlatmak ister misiniz?
Birazcık bu kara polisiye geleneğinin Türk karşılığı Alper Kamu. Polisiye biraz gerçekçi edebiyatın düşüşe geçtiği dönemde yükselişe geçmiştir. Gerçekçi gibi gözüken polisiyeler bile aslında gerçek dışıdır. Hafızayı çok zorlayan karakterlerdir. Polisiye janrının kendisini dramanın bir parçası olarak kullanan eserler ortaya çıkmaya başladı. Bizim Alper Kamu da 5 yaşında ama entelektüel becerileri gelişmiş, okumayı çok seven orta sınıf bir memur ailesinin çocuğu. Ayrı bir hayal dünyası var. Bir şekilde bela onu buluyor ve birtakım adli ve ailevi sırların peşine düşerek bunları çözüyor. Genelde bulduğu çözümler pek mutluluk getirmiyor. İntihara meyilli bir çocuktur ve bu mevzu sürekli kafasını kurcalar nitekim ilk çıkışı da kısa bir öykü olarak çıktı. İntihar diye bir öykü yazmıştım. Çocuğun intiharı. Trajik denebilecek bir mevzusu var. Sonra bu karakter kafamda bir saplantı haline geldi. Onda anlatacak çok şey olduğunu fark edip konuşturmak istedim o karakteri. Annesi, babası, varoluş problemleri. Penguen dedektif, kedi dedektif olunca 5 yaşında bir dedektif olabilir diye düşündüm ve alıp o intihara meyilli çocuğu polisiye paradigmasının içerisinde yerleştirerek yazmaya başladım.

Alper Kamu’nun bir rakibi var. İndigo bir çocuk. Bu da romana heyecan katıyor…
Bütün büyük dedektiflerin düşmanı olur. Sherlock Holmes, Moriarty olayında olduğu gibi. Artık zamanı gelmişti. Biz karakterin hep iç sesini takip ettiğimiz için onun hep açıklarını görmesi, eleştirmesi, zekâca üstünlüğü kabul ettiğimiz şeyler. Bu sefer baltayı taşa vursun istedim. Altan böyle girdi kitaba Tahmin edemediği, öngöremediği, kendisinden daha eğitimli, yaşça büyük ve daha zeki bir çocukla rekabet etmesi hoş oluyor diye düşündüm. Bizimki daha orta sınıf mahalleden geliyor, diğeri kolejli, iyi eğitimli vs. Zaten bir yerde kendisi de söylüyor: Bu çocukla konuşurken kendimi Watson gibi hissediyorum.

İlk cümleleriniz kitaplarınıza vurgu yapıyor gibi geliyor, özellikle dikkat ediyor musunuz?
Ediyorum, onların benim açımdan fonksiyonu önemli. Hakikaten enerjik girişler olsun istedim. Bir yanıyla da akıl dışı bir şey söyleyip kabul ettirdikten sonra bu koşulda anlaştıktan sonra okuru suç ortağı haline getirmek de işe yarar. Çok akıl dışı bir şeyi belki de iknacı bir tarafı olabilir diye düşünmeye başladığınız zaman onun arkasından gelen bütün akıl dışı yolculukta sizin rehberliğinizi kabul etme ihtimali artıyor anladığım kadarıyla. Polisiyede de öyle bir şey vardır, yazılmamış kurallar vardır okurla yazar arasında, okur bundan hoşlanırsa hikâye devam eder. Aklına yatmıyorsa bırakır.

Popçu bir karakter yaratmışsınız. Bir de şarkı yapmışsınız ona...
Buna ön ayak olan kişi Harun Tekin’dir. Bu hikâye biliyorsunuz beyaz eşya bayii toplantısında geçiyor ben de bilirim o toplantıyı reklamcılık yaptığım dönemden, katılmışlığım vardır. Müzisyen de gelir kâh ses sistemini kontrol eder, kâh konser verir. Bizim şirket de düşük profilli bir şirket, çok ünlü getiremiyorlar, 90’larda tek parçayla ünlü olmuş ve sonra da artık pek de yaptığı işler ilgi çekmeyen ama hâlâ o şarkıyla hatırlanan insanlar. Böyle bir karakter olabilir diye düşündüm. Çok yüksek profilli değil bir şarkıyla ün kazanmış iyi bir müzik eğitimi almış ama piyasa kurallarına uymak için o döneme uygun şarkı yapmış ve işte aradan da 25 yıl geçmiş. İşte bu Taygun karakteri de “Bomba gibiyim” parçasıyla ün yapmış ve buraya da davet etmişler. Bir de Eurovision ile ilgili derdi var oraya katılmak istiyor mu kıskanıyor mu ya da kızıyor mu belli değil. Bunu Harun’a anlattım, yazarken. Harun biz yaparız sana şarkıyı dedi. Güzel bir iş çıktı ortaya.

Yer yer çok politik öğeler içeren cümleler kullanıyor Alper Kamu. Örneğin aileyle ilgili cümle...
Bütün totaliter kurumlar ile meselesi var. Kitabı yazdığım döneme göre söz konusu dönemin baskı araçları nerede yoğunlaştıysa onlar hikâyeden hikâyeye değişiklik gösteriyor. Okulla, inançla, aileyle ilişki bunlar hep dert ettiği mevzulardır. Aile zaten hep meseledir Alper Kamu kitaplarında. Burada da onun dışında çevre katliamı meselesi önemli yere oturur. Sadece sistemin ceza mekanizmalarını değil, ödül mekanizmalarını da inceleyen bir tarafı var. Az gelişmişliğin getirdiği meseleler. Bunları görüyorsun işaret ediyorsun ve diyorsun ki nasıl oluyor da çözülmüyor, hepimize dert işte, hep beraber yaşıyoruz fakat bir türlü dışına çıkamıyoruz. Bir noktada hiçbir sistem ceza mekanizmaları ile ayakta durmaz, hoşumuza gitse gitmese de ödül mekanizmaları da vardır. Aslında herkes her şeyi biliyor ama ne alacağına bakıyor, biraz o tarafa kafa yoran tarafı var hikâyenin.

Çevre katliamında da söz ediyorsunuz. Biraz bunu açar mısınız?
Otel olması sebebiyle çok uygun ve çok da gerçek bir taraftan. Bu tip ortam farklı dünyalardan insanları bir araya getirir. Çok zengin iş adamları, gazeteci, orman korucusu var. Bunun bir araya geldiği mekânda toprağa dönük saldırı kendini gösteriyor hikâyenin içinde. Son yıllarda en çok zarar gören alanlardan biri olduğu için, gündemimde yer alıyor. Bu kadar yüksek rant getiren şey iyi de bir suç işleme motifi, o şekilde geldi hikâyede yerini buldu.

***

Artık hepimiz daha yoksuluz

Dolar artışının basılı yayınlara ciddi etkisi oluyor. Bu durum sizi nasıl etkiliyor?
Bir yurttaş olarak tabii ki etkiliyor, artık hepimiz daha yoksuluz. Kitap fiyatlarına yansıdığını da biliyorum. Çok yakın bir arkadaşımın kitabı çıktı. Yayıncı kâğıt olarak satsak daha çok kar ederdik demiş. Fakat yazı motivasyonunu benim açımdan engelleyen bir tarafı yok. Ben bu işi severek yapıyorum, kafamın her tarafı hikâyeler ile doludur. Ama bu ülkenin bir yurttaşı olarak elbette sıkıntısını çekiyorum. Niye böyle olduğunu da anlamıyoruz, niye böyle bir durum var ortada, bir şey deniyoruz diyorlar bakalım biz de denek olarak göreceğiz. Bunun sürdürülebilir olması akla yatkın değil. Şaşırtıcı da bir tarafı da yok zaten bu yoksullaşmanın. Bunun neticede ekonomik bir yıkımla sonuçlanacağı söylenen bir şeydi.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol