birgün

10° AÇIK

GÜNCEL 20.10.2021 09:13

Sorun sistemin kendisi

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne destek yüzde 25’lere kadar inmiş durumda. Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz, sistemi bir tür rekabetçi otoriterlik olarak tanımlıyor. Özsoy: Siyasi sadakati satın alınmış bir bürokrasi var. Bu şekilde elde edilen makamlardakilerin temel görevi hukuka uygun biçimde kamu hizmeti sunmak değil.

Sorun sistemin kendisi

Hüseyin ŞİMŞEK

Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin beraberinde onlarca sorun ürettiğini ve sorun çözme becerisinin bulunmadığını kaydetti. Siyasi sadakati satın alınmış, rejimin cihazına dönüşmüş bir bürokrasinin hâkim olduğunu belirten Boyunsuz, “Görevleri siyasi hegemonyanın devamı ve kaynakların grup içinde kalması” dedi.

İdari yapının çöktüğünü ifade eden Prof. Dr. Boyunsuz’un BirGün’ün sorularına verdiği yanıtlar şöyle:


“Türkiye’deki sistem, ABD, Şili ya da Uruguay’daki başkanlık sistemlerine bakıp karşılaştıracağımız bir sistem değil. Türkiye’de söz konusu olan bir tür neo-patrimonyal, rekabetçi otoriterliktir. Yarı demokratik koşullarda iktidara gelen AKP, seçim sisteminin de yardımıyla zaman içinde siyasal yapıda hegemonyacı bir hale dönüştü. İktidarını sınırlayan tüm kontrol, denge cihazlarını elimine etti. Bugün hesap vermeyen, denetlenemeyen, tek merkezde aşırı derecede yoğunlaşmış olan, devletin bütün kaynak ve kurumlarını da arzu ettiği gibi kullanan bu gücün hukuk devletini, rasyonel bürokrasiyi tasfiye etmesinin sonuçlarıyla yüzleşiyoruz. Örneğin kamu sorunlarını çözme becerisine sahip bir idari yapımız yok. Bu idari yapının çökük vaziyette olmasının sebebi de yaratılan bu hükümet sistemidir.”

SİYASİ SADAKAT

“Bu sistemde, bürokrasi liyakate dayalı oluşturulmadı. Siyasi sadakati satın alınmış, rejimin cihazına dönüştürülmüş bir bürokrasi var. Bizim gibi rejimlerde, siyasi sadakat karşılığında eşe, dosta, yandaşlara ödüller dağıtılır. İşe girmek, ihale almak, birkaç yerden maaş almak, hukuka aykırı birtakım işlemlerle kamu kaynaklarını yağmalayarak çıkar elde etmek, kullanılan ödül mekanizmasıdır. Bu şekilde elde edilen makamlardakilerin temel görevi hukuka uygun biçimde ve tarafsız kamu hizmeti sunmak değildir. Temel görevleri siyasi hegemonyanın devamı ve kaynakların grup içinde kalmasıdır. Bunun için kendilerinden hukuku göz ardı etmeye hazır olmaları beklenir. Bu arada kendi aralarında kaynak kontrolü için arada çatışmada yaşayabilirler.

Patronaj ağı tek bir reise bağlıysa da etkinliğini arttırmak isteyen farklı odaklar vardır. Sorun çözme, işleri idame ettirme becerisi bulunan bürokratlar varsa da ya da alınanlar iyi kötü bir şeyler yapabilecekse de böyle bir inisiyatifleri yoktur. Aşırı derece merkezileşmiş bir yapı söz konusudur. Tek kişilik yürütme içerisinde birçok şeyi doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı’nın belirlemesini öngörmektedir. Tüm bürokrasi tek bir merkezden onay bekler vaziyettedir. Gerekmediğinde çok hızlı, gerektiğinde de çok yavaş bir yapıyla karşı karşıyayız. Yani karar alırken istişare etmeyen, fazlaca düşünmeyen, etkili çıkar gruplarına hizmet eden ve bu yüzden de bazen çok hızlı olan bir merkez var.

Yönetim yapısında hukuki istikrar ve öngörülebilirlik yok. İstişare edilmeden, çoğu zaman keyfi, çıkar ve istekler doğrultusunda kararlar alınıyor. Ortak sorunlar bilinci ile alınmış kararlar olmuyor.”

sorun-sistemin-kendisi-934153-1.
Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz



KARAR VEREN DANIŞMAN

“Bakanlıklar artık yürütme organı üyesi sayılmıyor. Siyasal sorumlulukları yok, seçilmiş kişiler de değil. Anayasal açıdan Cumhurbaşkanı’nın kendi danışmanları ve politika kurulları ile konuşarak bir karar alması bekleniyor. Ancak süreç şeffaf değil. Kararların nasıl alındığı çoğu zaman kamuya açık olmuyor. Kesin olan bir şey var ki bakanlık bürokrasisinin hukuken çözüm üretmek üzere örgütlenmediği. Sadece uygulama açısından rolleri var. Cumhurbaşkanı’nın aldığı kararları uygulaması gereken kişiler olarak öngörülüyorlar, bu sebeple de sorumluluk alarak sorun tespiti, karar ve uygulama işlemleri yapamıyorlar. Bu süreçte tasfiye edilen askeri vesayetin yerinin de tarikat-cemaat eksenli çıkar odaklarıyla ikame edildiğini gözlemekteyiz. Bir nevi başka türlü bir vesayet denemesine şahit olunuyor. Bu alt çıkar odakları da zaman zaman birbiriyle çatışarak yargı ve askeri bürokrasi içinde kendi vesayetlerini kurma çabasındalar.”

DENETİM GÜÇLENMELİ

“Bu siyasal iktidar, başbakan ve bakanlar kurulu tarafından kullanılır. Bakanlar, seçilmiş kişilerdir ve yasama organının siyasal sorumlulukları vardır. Siyasi iktidar hukuk ile sınırlıdır. Kurumsal yollarla denetlenir ve gücü dengelenir. Bu nokta Türkiye için çok önemlidir. Parlamentonun ve kamuoyunun denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi bizim için bir zorunluluktur. Bakanların ve başbakanların kamu parasını nereye, ne şekilde harcadığını denetleyeceğimiz yöntemleri doğru biçimde belirlemeliyiz. Şeffaflığı güçlendirmeliyiz. İktidar ve muhalefeti aynı meclis çatısı altında sorunları müzakere eder hale getirmeli, toplumsal kutuplaşmayı düşürmeliyiz. Birlikte konuşmak, görüşmek, çalışmak zorundadırlar.”

ÇIKAR ODAKLI KOALİSYON

“Biz şu an başkanlık sisteminde çıkar odaklı AKP ve MHP koalisyonu ile yönetiliyoruz. Şimdiki seçim sistemi başkanlık seçimlerinde yüzde elli artı biri zorunlu kılıyor. Türkiye’nin siyasi parti sayısında bu bir nevi zorunlu koalisyon öngörüyor. Oysa parlamenter sistemlerde tek parti iktidarı oluşması parlamento çoğunluğuna bağlıdır ve bu da yüzde elli oyun altında çok daha kolayca oluşturulabilir. Koalisyonlar, iktidara gelme şansına sahip siyasi parti sayısı sebebiyle oluşur, kutuplaşma yüksekse de oluşmaları oldukça zorlaşır. İktidara gelme şansına sahip parti sayısı üç ve üzerinde ise koalisyonlar oluşuyor. Seçim sistemleri aracılığı ile iktidara gelme şansına sahip parti sayısı seçim barajı, çeşitli hesaplama yöntemleri ile azaltılabiliyor ama demokratik yöntemlerle bunu yapabilmenin de bir sınırı oluyor. Başkanlık sistemi iki ayrı seçim öngörüyor, yürütme ve yasama seçimleri. Yani başkanlık seçimlerinde öngörülen ‘yüzde elli artı bir’ kuralı üzerinde bu araçlar etkili olmuyor. Başkanlık seçimlerinde basit çoğunluk kabul edersek de seçmen çoğunluğunca desteklenmeyen bir kişinin tek başına yürütmeye hâkim olması durumu ortaya çıkıyor. Meşruiyeti çok kolay sorgulanır hale geliyor ve yasama ile çatışması da çok daha şiddetli oluyor.”