birgün

14° AÇIK

Sürgün Eros

Evet, Sürgün Eros’tur Cemal Süreya, okuyla kendini vurmuştur; acısını, sevincini, iniltisini bizlere bırakarak…

BİRGÜN PAZAR 09.01.2022 09:21
Sürgün Eros
Abone Ol google-news

Aydın Afacan

Eros neden hep çocuk olarak tasvir edilir? İlk doğan, ilk var olanlardandır, başlangıçta yer alır. Eros’a birçok ‘şecere’ uydurulmuştur aslında. Her şeyi imgelem içinde çözüme kavuşturan mitolojik düşünce bile Eros’u tam olarak denetleyememiştir. Başka deyişle, hayal gücü bile yetmemiştir onu konumlandırmaya! Kısaca, doğduğundan beri insanın başına bela olmuştur Eros. Bazısı onu bir tanrı olarak konumlandırırken bazısı da ‘ortalama bir daimon’ olarak görür. Bazı mitoslarda yeryüzü ile birlikte var olmuş veya bir ‘ilk-doğan’(protogenos) iken yine birbirinden farklı bazı anlatılarda farklı tanrıların çocuğu olarak gösterilir. Antik Yunanın ‘insan biçimli’ (antropomorfik) tanrı tasavvuruna dayanan resimlerde Eros da zaman içinde ‘okçu bir çocuk’ olarak yer etmiştir. Ortak nokta çocukluktur kısacası. Öyle ise aşk bir ‘çocukluk iksiri’ midir? Şiirlerde o kadar yoğun dile geldiğine göre…


Şair ve sonsuz çocukluk…

Nereye gitse ardından giden çocukluğudur: Şiirinde, yazısında olur olmaz yerde baş gösteren, en olmadık soruları soran odur. İğvadan çekinmeyen; gündelik işlerin, sıradan şeylerin içinden ‘el değmemiş hayal beldelerine’ uzanan, acı içinde bile gülümseyen, her yerde şefkat ve rikkat bekleyen odur çünkü: “Bir dostluk hastalığı senin şiirin/ Sümbül diye genzine bastırırsın akrebi”… Yaşı ne olursa olsun, hayattan koparken hep çocuk yaştadır bazı şairler. Cemal Süreya bu bağlamda tipik örnektir. Neden bu denli çocuktur Şair? Her şeyden önce hayal gücü içinde varlığını hep koruyan iki ‘belde’ vardır: Çocuk imgelemi ve mitsel imgelem! Temelde ‘insanlığın çocukluğu’ var bir bakıma. Öyle ya da böyle ‘çocukluk’ hiç tükenmeyen bir hazine odası gibidir. Kimi zaman başa türlü belalar açan kimi zaman da dünyayı katlanılır, yaşanılır kılan bir şeydir. Cemal Süreya’nın ‘onca çocuk’ kalmasında çalınmış çocukluğunun payı büyük olmalıdır. Tüfeklerin gölgesinde yapılan kamyon ve vagonlar dolusu o sürgün yolculuğu… Bunun anlamını bir iki ‘vagonlar dolusu insan’ fotoğrafı gören herkes bilebilir, sezebilir. Ve şu: “Gurbet yavrum garba düşmektir gurbet…”

O yolculuk ona ömrü boyunca eşlik etmiştir. Bir de zamanı neredeyse silen, bütün zulüm anlarını birleştiren bir an vardır, bilince ve bilinç dışına belli belirsiz bir ‘resim’ olarak yerleşen an: ‘Tarih öncesi köpeklerin havladığı’ an… (Popüler kültürün yağmaladığı birçok alanda olduğu gibi, bu çarpıcı ‘an’ın birçok yayında gereksiz ve anlamsız bir ‘haşviyat’ nesnesi durumuna gelmesi başka bir sorun elbette.) Onun sürgünü, o anın, çalınmış çocukluğun, sürgünde ölümlerin, geri kalan hayata dair çizgilerin silinmeye çalışılmasının, acı belleğin ve tabii ki aşka, aşklara, çalışma hayatına, her bakımdan yoğun ‘taşınmalara’ yayılan bir sürgündür. Şairin bütün yeryüzüne yayılmış bir sürgün, ‘Ülke’de şöyle yazar: “Saat Çini vurdu birden: pirinççç / Ben gittim bembeyaz uykusuzluktan / Kasketimi eğip üstüne acılarımın / Sen yüzüne sürgün olduğum kadın / Karanlık her sokaktaydın gizli her köşedeydin / Bir çocuk boyuna bir suyu söylerdi. Mavi. / Birtakım genç anneleri uzatırdı keman /Sen tutar kendini incecik sevdirirdin”…

Bulunduğu makamı bir yana iterek grevcilerin arasına karışan bir sonsuz çocuk; evet, ısrarla talep ettiği şey çocukluğudur!

Eros’un yanıbaşındakiler…

Georges Bataille’ın erotizmdeki trajik ve lirik biçimlere dair vurgusu Cemal Süreya şiirinde birçok bakımdan yankılar bulabilecek nitelikte bir vurgudur. Onun lirizmi yine Bataille’daki erotizm-ölüm bağlantısına dair izler de taşır. ‘Dört Mevsim’ ve diğer birçok şiirindeki gibi, ‘ölüm bir kafiye arar ve bulur’… Evet, ‘Dört Mevsim’ sevişmektir onun şiiri ve ‘kokular gibi’, ‘son kezmiş gibi’, ‘ağular gibi’, ‘çarşılar gibi’ sevişmenin hemen yanına ve her mevsime bitişen ölüm (… mezarına gömsünler sizi)… Yalnız, Cemal Süreya’nın ‘trajik’ eros, Bataille’ın derinliklere vurgu yaptığı bazı noktalardan farklı konumlanır, o biteviye ‘Dersim Sürgünü’nü seyreltir bir bakıma…

Eros, beden üzerinden coğrafyaya ve doğaya da yansıtılmıştır: “Saçlarını tarasa baştanbaşa Rumeli”; “Bütün elbiselerim üstümde / Kandan ve kavaktan”… Diğer yandan siyaset ve gündelik pratiklere dair söz dağarı da aşka bitişir onda: Aşk, ‘yıkıcı, bölücü, hain, yasadışı, soyguncu, kökü dışarıda ve işgalci’dir. ‘Yürürlüğe girmek’ gibi durumun bile sevişmek için kullanılması örneğin: “Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun/ Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez/ Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor/ Bütün kara parçalarında/ Afrika dahil”…

surgun-eros-965348-1.
Cemal Süreya

Cemal Süreya şiirinde, bazı yerde gizlenmiş olsa da Dionysos da o lirik damarın içinde Eros’un yanı başındadır. Baştan çıkmaya hazırdır şair; çıkarmaya da! Kendi kurduğu oyunu dağıtan bir oyunbozan: En lirik dizelerin ardından onların yarattığı atmosferi bir anda yerle bir eden bir dize, ‘Göçebe’deki şu bölümün son buradaki son dizesinde olduğu gibi: “Ay kana kana batıyor / Eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta/ Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim/ Jandarma daima nesirde kalacaktır/ Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine/ Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça/ Patronunun karısını zimmetine geçirip/ Amasya’dan Kars’a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla/ Alevilikten konuşuyoruz uzun süre/ Yanımdaki hep bir gazetede Marilyn Monroe’nun resimlerine bakıyor/ Marilyn Monroe öldü diyorum ona/ Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi/ Şimdiyse Cennette Nietzsche’nin metresi olması gerekir”.

‘Kan var bütün kelimelerin altında’

Sürgünü açısından bazı bakımlardan mitolojik Adonis’le akrabadır şair. Ömrü gelincik gibi en parıltılı yerde sonlanmıştır belki. Yeryüzündeki kısacık serüveni yeniden-doğuş mitosunun ‘dionisyak’ coşkusuyla doludur. Ne demişti ‘Dersim Sürgünü’ Eros: “Şiir, insan bilincini daha ilerde bir yere atacak, insana yeni duyumlar, yeni nitelikler kazandıracaktır. Var mıdır böyle bir hayat? Vardır böyle bir hayat. Olacaktır. Nerval’in çıldırmadığı, Mayakovski’nin kendine kıymadığı, Lorca’nın kurşuna dizilmediği bir hayat...”

Evet, Sürgün Eros’tur Cemal Süreya, okuyla kendini vurmuştur; acısını, sevincini, iniltisini bizlere bırakarak…

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol