Teoman: Duygusal ve pesimist bir adamım

30.01.2018 13:56 KÜLTÜR SANAT

Teoman, eski şarkılarından seçtiği 26 parçayı yeniden düzenleyerek ‘Koyu Antoloji’ adında yeni bir albüm hazırladı. Karar'dan Işıl Çalışkan'a konuşan Teoman “Bana şarkı yazdıran kalbimin karanlık tarafı zaten. Bu albümle şarkılarım geleceğe derli toplu kalsınlar istedim” diye konuştu.

Teoman'ın Çalışkan'la yaptığı söyleşi şöyle:



Yeni albümünüze eski ama hit olmayan parçaları aldığınızı söylemişsiniz. Ama Teoman şarkıları herkes tarafından biliniyor. Neye göre hit olmayan?

Bu tanımlamayı ben yaptım ama biraz eksik aslında. Söylemek istediğim şey, bu albüme parçaları seçerken ticari başarılarını kıstas olarak almadığımı anlatmaktı, şarkı yazarlığımın tarzını çok yansıtmasını ve yan yana bir bütünlük sağlamasını amaçladım. Yoksa bu albümün içinde en büyük hit şarkılarım olan ‘Paramparça’ ve ‘İstanbul’da Sonbahar’ gibi parçalarım da var.

Albüm isminden de anlaşılacağı gibi her şeyiyle koyu. Karanlık bir mesajı var. Bu değerlendirmeye katılır mısınız?

Karanlık sözler, karanlık prodüksiyon, ‘koyu’ adı oradan geliyor. Bana şarkı yazdıran kalbimin karanlık tarafı zaten. Albüm tutarlılığını düşünürken seçkinin bu özelliğine de yoğunlaştım.

Neden özellikle sözleri vurgulamak istediniz?

Sözleri vurgulamak isteğim bu albüme özel değil aslında. Diğer albümlerimde de konuya gereğince önem verdim. Ama bu albümün prodüksiyonuna karar verirken, cıvıl cıvıl bir albüm yapmamayı, evde sakin sakin dinlenmesini amaçladım. Bazı prodüksiyonlarımda müzik o kadar ön plandaydı ki, sözler güme gidiyordu. Bu albümü o problemi ortadan kaldırmak için de yaptım. Şarkılarım geleceğe derli toplu kalsınlar istedim ayrıca.

Gerçek bir rock star olmanın bir bedeli var mı?

‘Ün’ insana bazı kolaylıklar sağlıyor ama aynı zamanda çok büyük bir baskı da yaratıyor sahibinde. İnsanların gözlerinin önünde oluyorsunuz sürekli ve medya aygıtları sürekli sizi didikliyor. Rock star meselesi işi daha da zorlaştırıyor bu ünün yanında. Çünkü ben mesleğimi seçerken, bu mesleğin kimseye eyvallahı olmayan bir pozisyonu olması nedeniyle de yaptım tercihimi. Diğer meslekler gibi ast-üst ilişkisinin olmadığı, ya da olsa bile benim en üst pozisyonda olduğum bir meslekti bu. Ayrıca, toplum baskısı bir çok ünlüyü riyakarlığa zorluyordu. Ben onlardan biri olmak istemiyordum, işim zorlaşmış oldu.

Size göre müzik mesaj vermek zorunda mı?

Değil. Müzik, şarkılar vs. insanları farklı farklı açılardan etkiliyor. Müzik mesaj vermek zorunda olmadığı gibi, çok ciddi olmak zorunda da değil. Bir duygu aktarımı için faydalanıyoruz ondan.

Albümde de yer alan ‘İki Çocuk’u Erdal Eren’e yazmışsınız. Ne hissederek yazdınız?

Erdal Eren benim akrabam. Aslında hısmım, yengemin yeğeni. Çocukluğumdan beri Erdal Eren’in trajedisine aşinayım zaten. Çok uzun zaman bekledim onun şarkısını yazabilmek için. Erdal Eren’in ‘aşırı romantik’ yorumu bana uzaktı, onu bir kahraman olarak görmüyordum, Türkiye tarihinin kötü bir zamanına denk gelmiş bir kurbandı sadece. Bir türlü aradığım perspektifi bulamıyordum Erdal’ın şarkısını yazmak için. Sonra onunla ilgili yazıları okurken, Erdal’ın öldürdüğü söylenen Zekeriya Önge kalbime düştü ve ona büyük bir haksızlık yapıldığı duygusuna kapıldım. O jandarma eri de gencecik yaşında ölüp gitmiş bir çocuktu ve kimse ondan bahsetmiyordu, bir figürandı sadece. O yüzden de ‘İki Çocuk’ şarkımı ikisi için yazdım. Diğer türlüsü içime sinmiyordu. İki kurbanı anlattım.

“Suç yok, suçlu yok/ hayat böyle anladım/ aşk yok/ artık yok/ ama zamanla alıştım” bu sözler aşka bakışınızı mı gösteriyor?

Yıllar geçtikçe, ‘aşk’ kavramı sadece geçmişi anlatan bir kavram haline geldi benim için. İnsan zamanla o kadar çok duygunun yok olduğunu, değiştiğini görüyor ki, artık şüpheci oluyor o tarz duygulara karşı. Sürekli kendi kendine o kavramları sorgularken buluyorsunuz kendinizi.

İstanbul’un sonbaharı size şarkı yazdıracak kadar ne hissettiriyor?

Sonbaharı seviyorum. Mesela yaz benim mevsimim değil, çok sıkılırım yazları. Ben öyle denizi seyredip gözyaşı döken romantiklerden değilim ama İstanbul’u da seviyorum, sonbaharı da. En çok sevdiğim, doğduğum, yaşadığım, öleceğim kente bir şarkı yazmalıydım, şarkı yazarı sayıyorsam kendimi. Ayrıca, aslında İstanbul’a birçok şarkı yazdım, en ünlüsü ‘İstanbul’da Sonbahar’ oldu.

Tüm şarkılarınız kıymetli ama sizin gönlünüzdeki hiyerarşi nasıl?

Ben kontekst olarak daha bütünlüklü şarkılarımı hiyerarşide daha yukarılara koyuyorum. ‘Bugün’, ‘Ayna’, ‘Paramparça’, ‘Yalnız Kalpler Sütunu’ gibi şarkılarım diğerlerinden daha yukarıda benim için.

“Gökdelenlerden tükürdüm dünyaya/ ben hayatım boyunca/ bu yüzden kupkuru ağzım/ bak geçmedi yıllarca” sözleri nasıl hislerden doğdu?

Ben kendimi ilk bilmeye başladığım anlardan itibaren, dünyayı, hayatı sorgulayan biriydim ve onun içerisinde yer almamaya çok niyetliydim. Dışarıda kalacaktım, planım buydu. Bu plan benim diğer isteklerimle çatışınca biraz tutarsızlık oldu ama ünlü bir rock star olarak dünyaya dair fikirlerim pek de değişmedi. “ Gökdelenlerden tükürdüm dünyaya” sözleri benim dünyaya, gündelik hayata mesafeliliğimi ve onun hakkındaki negatif duygularımı anlatıyor.

2016’da filmlerin ve romanların artık sizi heyecanlandırmadığını ve birçok şeye ilginizi yitirdiğinizi söylemişsiniz. Hala bu düşünce devam ediyor mu? Bu düşünce sizi cezbedecek film ya da roman olmadığından mı yoksa ruh halinizden mi kaynaklanıyor?

İnsan değişiyor. Ben eskiden müzik, edebiyat ve sinemayla kuşatmıştım kendimi ve bunlar bana manevi açıdan çok şey verirler, hayatımı renklendirirlerdi. Artık öyle değil. Bunun iki nedeni var, birinci neden benim. Ben değiştim, artık ‘eski ben’ değilim. Bir de çağ değişti tabii, her yerden bir veri bombardımanına tutuluyoruz. Arz o kadar çok ve değişken ki, onlarla ilgilenmeye bile üşeniyoruz.

Müzisyen olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz?

İlk gençliğimde hep edebiyatçılara ve sinemacılara özendim ben. Onlardan birini yapmak isterdim herhalde.

Benim için şiirsel demek yeterli

Türkçe sözlü rock ile yabancı rock’ı kıyaslarsanız vermek istediği mesaj açısından sözler arasında bariz bir fark var mı?

Benim açımdan yok. Ben İngilizce sözler yazarken de, aynı ‘bireyci’ bakış açımı kullanırdım. Ayrıca, bir mesaj vermeye değil, kendimi anlatmaya yoğunlaşırdım.

Sözleriniz besteyle aynı oranda öne çıkıyor. Bu az sanatçıda olan bir özellik. Kendinizi şair olarak tanımlar mısınız?

Kendimi şair olarak tanımlamam. Edebiyat benim çok önemsediğim bir alan, dolayısıyla şiir de öyle. Şarkı sözünün zorunlu olarak bazı sınırlamaları oluyor. Şiirdeki kadar özgür değilsiniz. Ayrıca, şiir şarkı sözüyle karşılaştırıldığında daha majör bir sanat. ‘Şiirsel’ lafı yeterli benim için.

Melankolik bir ruh haliniz olduğu söyleniyor. Gerçekten öyle mi yaşıyorsunuz?

Duygusal ve pesimist bir adamım. Dolayısıyla da dünyayı öyle yorumlayan gözlerle görüyorum. Bu, değiştirmeye çalıştığım bir özelliğim. Ama küçücük şeylerle mutlu olan, dünyaya pozitif gözlerle bakan insanları kıskanarak geçecek hayatım.