Toz dumanın ardındaki gerçekler…
SELİN SAYEK BÖKE SELİN SAYEK BÖKE

Adını koymaya izin vermeyince, barış olsun istiyorum, diyenleri susturunca, milli birlik beraberlik için ortak yaşam alanlarını büyütelim, diyenleri yok sayınca gerçek değişmiyor. Gerçek orada duruyor. Ve o gerçeğe yeni gerçekler ekleniyor her gün. Kimisini uzak coğrafyalardan aniden atıldığı izlenimi veren twitter mesajlarından öğreniyoruz. Kimisini ise içinde yaşıyor olduğumuz ortamda bizzat deneyimliyoruz.

Konuşanı, düşüneni, kaygılananı yok sayan, bırak eleştirmeyi veya karşı çıkmayı soru sormayı dahi ihanet sayan yaklaşımın gerçekliğinden bahsediyorum. Öyle ki, sadece bugünümüzü değil, gelecek günlerimizi de altüst eden bir kaosun içerisinde bulduk kendimizi.

Kimin daha vatansever olup, kimin olmadığına iktidar karar veriyor; halk adına her şeye karar verme hakkını kendinde gören ve günden güne büyüyen bir pervasızlıkla… Sonucunda onun söyledikleri dışında geri kalan her şeyin hainlikle eşdeğer kılındığı bir kaosu doğurmayı göze alarak…

Her yer toz duman. Öyle bir toz duman ki gözümüzü aralayıp gerçeklere bakmaz, kulağımızı verip sesleri duymaz, birbirimize erişip omuz omuza veremez oluverdik.

Gözünü aralayanın, kulak kabartanın gördüğü gerçekler, duyduğu sesler, hissettiği yalnızlık ise çok ağır.

Toz bulutunun ardında ağır bir ekonomik kriz var. 12 aydır üst üste daralan sanayi üretiminin, Ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,6 azaldığı ve böyle üst üste daralmanın en son 2009 krizinde yaşandığının söylenemediği bir kaos… Son 1 yılda 1 milyon 65 bin kişinin daha işsiz kaldığı, resmi işsiz sayısının 4 milyon 596 bin kişiye ulaştığı, üstelik neredeyse bir bu kadar daha işsizin işsiz bile sayılmadığı… Bugünden ve yarınlarından kopartılan, ne işte ne de okulda olan gençlerin oranının yüzde 30’a ulaştığı bir kaos…

Bankalara 25 milyon liradan fazla borcu olan şirketlerin borç yapılandırması adı altında borç silme operasyonu hazırlandığı yatıyor o toz bulutunun ardında. Halkı yok sayıp rantı büyütmek adına tüm adımların toz bulutunun ardına gizlendiği bir gerçeklik yaşıyor olduğumuz.

Toz bulutunun ardında ağır bir sosyal ve ahlaki çöküntü var. Bal Üreticileri Birliği Başkanı’nın sahte bal üreticisi çıktığı, uyuşturucuyla mücadele etmesi gereken emniyet müdürünün uyuşturucu ticareti yaptığının anlaşıldığı gerçeği orada duruyor. Bunların ve dahasının haber bile olamadığı… Yani ahbap çavuş düzeninin tüm pervasızlığıyla arşa çıktığı bir yeni evredeyiz, bir kaos hali.

Ve o toz bulutunun ardında farklı düşündüğü için, hakim görüşe karşı çıktığı için düşmanlaştırılan, yok sayılan, ama toz bulutunun dağılması için sabırla ve ısrarla birbirine elini uzatmış bekleyenler var. İnsan Hakları Aktivisti-Hukukçu-CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu var mesela. Sezgin Tanrıkulu hakim görüşe katılmadığını ifade etti, hakim görüşü tam da ağırlık merkezinden eleştirdi. Elbette muktedirler bunu yanına bırakmak istemiyor. Muktedir düşünülmesin, sorulmasın, konuşulmasın istiyor. Bunun filizlenebileceği her umudu yok etmekte kararlı, uzun süredir böyle.

Nitekim bu sefer de gereken hemen yapıldı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, “görüşleri” nedeniyle “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini alenen aşağılama” suçundan Sezgin Tanrıkulu hakkında resen soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Bu gelişmenin ardından Sezgin Tanrıkulu’nun açıklaması daha da önemliydi. O, tam da bu günlerde unutturulmaya çalışılan asıl meseleyi hatırlattı hepimize. “Ömrüm, şu an iktidarda olanlar dâhil, aynı görüşte olmadıklarımın da düşünce ve ifade hürriyetini savunmakla geçti. Bugün aynı nedenle ben hedef alınıyorum. Ama ne başkasının ne de kendimin ifade özgürlüğünü savunmaktan geri adım atmayacağım” dedi.

Bu sözler, onlarca yıldır yapılan insan hakları savunusunun birikimi sadece kendisi için değil, daha önemlisi hepimiz için büyük önem taşıyor. Toz duman dağıldığında tekrar konuşabilir, tartışabilir, barış içinde bir gelecek kurabilir olma ihtimalimizi ifade ediyor.

Açık olan, kimsenin vatanseverliği, eninde sonunda birilerinin karnesine bağlı olmayacak.

Sorular sorulacak, akıl düşünecek. Sonra o sorular, o düşünceler sese, yazıya dönüşecek, korku iklimi öyle ya da böyle aşılacak, korku korkuya panzehir olacak. Hep oldu.