Türkiye’nin Sri Lanka fantezisi

03.01.2016 09:28 BİRGÜN FİKİR
Peki Türk hükümeti bu savaşla neyi başarmayı umut ediyor? Erdoğan, PKK’nin artık diyalogun bir parçası olmadığını, çünkü politik sürecin dışına çıktığını söyledi. Süreç parlamentoya getirilmediği için meşru bir konu gibi görüşülemedi

VIJAY PRASHAD / @vijayprashad

Yazdan beri, Türk devleti PKK’ye ve örgütle bağlantılı olduğundan şüphe duyduğu herkese bir çok cephede savaş açtı. İnsan Hakları İzleme Örgütü ve yerel gazeteciler güneydoğudaki sokağa çıkma yasaklarını ve baskıları savaş olarak tanımlıyordu. Türk jetleri Irak’taki PKK üslerini bombaladı. Suriye’deki YPG üslerine yapılan saldırılar Türk saldırılarıyla ilişkilendirildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve HDP lideri Demirtaş arasında, ‘otonomi’ üzerinden dönen tartışmalar, Türkiye Kürtleri’nden gelen tüm taleplerin gayri meşru ilan edilmesi çabasıydı. Hükümet İmralı Sürecini başa sarmış ve 1980’lerin kara günlerine geri dönmüş gibi gözüküyor.

Peki Türk hükümeti bu savaşla neyi başarmayı umut ediyor? Erdoğan, PKK’nin artık diyalogun bir parçası olmadığını, çünkü politik sürecin dışına çıktığını söyledi. Süreç parlamentoya getirilmediği için meşru bir konu gibi görüşülemedi. Bununla beraber, Erdoğan’ın, -her şeye rağmen- Parlamentoda temsiliyeti olduğu için HDP’yi ciddiye aldığı zannedebilir. Fakat Erdoğan Demirtaş’ın ‘vatan haini’ olduğunu söyleyerek HDP’nin de rolünü reddetti. Yani, meşru olmayan Kürt sesinin diyaloga dahil olabilmesi için izin gerekiyor. Çıkan sonuç, Türk devletinin Kürt muhalefetine karşı savaşında bütünlüklü bir zafer aradığı.

Devletin memnuniyetsiz azınlıklara karşı zafer kazandığı örnekler neler? Cenevre Sözleşmeleri‘yle sağlanan savaş kısıtlamalarının öncesinde de çok fazla örnek vardı. Amerikan Yerlileri’nin katli bilinen bir vaka. Kısıtlamalar, Amerikan Yerlileri örneğinin tekrarını olanaksız kıldı. Artık bir halkı yok etmek olanaklı değil - her ne kadar İsrail, Filistinliler’e yönelik politikalarında uluslararası hukuka karşı koymak için ellerinden geleni yapsalar da.

Son yıllarda, Türkiye’nin en çok paralellik gösterdiği ülke Sri Lanka. Sri Lanka’nın yönetici eliti Tamil azınlığının isteklerini bastırmaya çalışıyordu. Bu istekler devlet içinde talep edilen haklardan, otonomiye, oradan da ayrılığa kadar uzanıyordu. Her bir talep reddedildiğinde, Tamil partileri bir başka talebi seslendirmeye başlıyordu. Tamiller’in liberal bir çözüm arayan ana politik güçleri kendilerini devletle daha militan bir yapı olan Tamil Kaplanları arasında buldu. Tamil Kaplanları silahlı bir mücadele sürdürerek Tamil özgürlük hareketini yönlendirdiler. 2002’de en başarılı dönemlerini yaşayan Kaplanlar 2009’da açıkça yenilmişlerdi.



1976’dan 2002’ye kadar, Tamil Kaplanları devlete karşı sert bir askeri mücadele yürüttü. Gerilla taktikleri ve terörist faaliyetler 2002’de, Kaplanları, Tamillerin yaşadığı Kuzey ve Doğu eyaletlerinin dörtte üçünü kontrol edebilir hale getirdi. İki taraf da eylemsizlik içinde görünüyorlardı. Norveç’in mevcut ateşkesi izlemek için sürece dahil olmasıyla ciddi bir barış süreci başlatıldı. Dört yıllık görüşmelerin ardından 2006’da taraflar masadan kalktılar.

Yeni seçilen Cumhurbaşkanı Mahinda Rajapaksa, 2006’da sadece Tamil Kaplanları’nı değil sempatizanlarını da hedef alarak tüm cephelerde savaş açtı. Ordu, bütün ağırlığıyla Kaplanlar’ın peşine düştü. Hava saldırıları Kaplanların gücünü yerle bir ederken, liderini de öldürdü. Binlerce sivil öldü. Devlet yardım kuruluşlarına Kaplanların bölgesini terk etme emri verdi. Tamil bölgesinde hayatta kalan sivillerse Kaplanlar’ın ‘suç ortağı’ olarak görülüyordu. Ordu hastaneler de dahil olmak üzere tüm sosyal altyapı alanlarını bombaladı.

Kaplanların büyük bir kısmının yok edilmesine ve BM’nin ateşkes çağrılarına rağmen, devlet savaşı sürdürdü. Yüzbinlerce insan ormanlara sığındı. Onbinlerce sivil tutuklandı ve kamplara yerleştirildi. Ordu kuzey ve doğu eyaletlerinin işgalini sürdürdü. İktidar, Tamil karşıtı Sinhala milliyetçiliğini ve radikal Budizmi cesaretlendirdi. “Ulusal çözüm” yerine, otoriter bir çözüm vardı.

BM İnsan Hakları Konseyi’nin kınamaları devleti engelleyemedi. Hesap vermeyi reddettiler. Fakat Sri Lanka’nın bu çözümü dahi bir fanteziden ibaretti. Tamiller hâlâ varlıklarını sürdürüyorlar. Devlete karşı kin ise büyüdü. Fiili işgal sonlandı, ama şu an kuzeyde altı sivile bir asker düşüyor. Ordu ana mülk sahibi ve yatırımcı oldu; bölgedeki turizm alanlarının işletilmesi dahil…

2009’daki vahşi sıkıyönetimin anıları hafızalardaki yerini kuruyor. Eğer bu ızdırap ulusal diyaloğun bir parçası olmazsa Tamil mücadelesi yeniden alevlenecek. Eski Tamil Kaplanları’nın silahlı gücü, ‘Crusaders for Democracy’ (Demokrasi Savaşçıları) adında bir platform kurdu. Şimdi seçimlere katılmayı teklif ediyorlar. ‘Crusaders for Democracy’, daha eski bir grup olan Tamil Ulusal Birliği’nin yanı sıra çalışmak, fakat onları daha net bir politik çizgiye çekmek istiyor. 2009’da yaşananlara rağmen gelişen Yeni Tamil politikalarının başlangıcı burada görülebilir.

Bu deneyimden ne öğrenilebilir? Savaşın uzun vadede başarıya ulaşamayacağı. Devlet önünde sonunda azınlıklarıyla anlaşmaya varmak zorunda kalacaktır, ister haklar, ister otonomi bağlamında olsun. Masaya dönmek için ezici bir savaşa girmek yerine neden masada kalıp anlaşma için bir yol aranmasın?

Çeviri: Ömür Şahin Keyif