Türküler öyle kolay baş edebileceğiniz bir düşman değil

20.10.2019 09:27 BİRGÜN PAZAR
"Ezginin Günlüğü tabii ki kendi içerisinde kadro değişiklikleri yaşayacak, dönem değişiklikleri yaşayacak ama her seferinde ülkedeki en aktif müzik dinleyicisini yakalayabilmiş bir grup."

Burak Abatay

Ezginin Günlüğü, 40. yaşına doğru ilerlerken kadrosunda birtakım yenilikler oldu. Solo işleriyle tanıştığımız Mahmut Çınar, grubun yeni erkek vokali olurken davulcu Güven Şancı da 1991’de girip 2001’de ayrıldığı gruba uzunca bir süre sonra geri döndü. Ayrıca Deniz Bayrak da grubun yeni gitaristi oldu. Kadın vokal olarak Deniz Sujana’nın, flütte Cafer İşleyen’in, saksafonda Can Göktürk’ün, bas gitarda Erkan Gürer’in ve piyanoda ise Nadir Göktürk’ün yer aldığı grupla Göktürkler’in evinde bir araya geldik. Grubun yeni çalışmalarını, 40 yıllık felsefesini ve bugüne adaptasyonunu konuştuk.

► Gruba yeni giren isimlerle beraber nasıl hissediyorsunuz? Nasıl gelişti bu süreç?
Deniz Bayrak:
Mahmut Çınar, birkaç yıldır kendi çalışmalarında da birlikte çalıştığımız birisi. Gruptaki arkadaşlığın, dostluğun evveliyatı herkeste çok uzun yıllara dayanıyor. Can’ın 2-3 yaşındaki halini biliyoruz, ben Nadir abiyle ‘91 yılında tanıştım. Mahmut da kendi hikâyesini anlatır ama bu albümün sürecinde Mahmut’la çalışmıştık, birkaç parçasında da gitar çalmıştım ben. Gruplara girip çıkmalar genelde arkadaşlık ilişkileri üzerinden oluyor. Çok da güzel şarkılar yazıyor. Ezginin Günlüğü’ne de çok yakışacağını düşündük.

► Hüsnü Arkan’ın ayrılması, Murat Kurt’un girmesi, Kurt’un ayrılıp sonra Çağrı Çetinsel’in girmesi, Eylem Atmaca’nın ayrılması ardından Deniz Sujana’nin girmesi… Bir süredir en azından vokal anlamında işlerin rayına oturmaması gibi bir şeyden söz edilebilir mi?
D.B:
Ben Ezginin Günlüğü’nü, ilk albümü çıktığından beri dinliyorum, hayranıyım. Hüsnü Arkan’a kadar imza atmış çok fazla solistleri de oldu. Ezginin Günlüğü’nde solist değişimi yeni bir şey değil. Onun dışında bunu tam bir ‘rayına oturmama’ gibi değerlendiremeyiz ama Ezginin Günlüğü dönemleri olan bir grup. Mahmut’la da yeni bir dönem başladı diyebiliriz.

Nadir Göktürk: Grubun çok uzun bir geçmişi var. Bu arada o kadar çok eleman değişikliği oldu ki grubun. Fakat solistler göze çarpıyor yoksa onun dışında gitarcılar değişmiştir; o bu değişmiştir… Fakat insanın dikkatini en çok solistler çekiyor. En önde onlar bayrak olarak göründükleri için… Bu çok doğal bir şey. Zaman içinde herkesin farklı düşünceleri, farklı hayalleri, farklı zorunlulukları olabiliyor. Bu yüzden tercihleri değişebiliyor insanların. Aslında bu değişiklikler sürekli oluyor ama dediğim gibi solistler göze çarpıyor.

SON DÖNEMDE TAM BİR UYUM SAĞLANAMADI

► Hüsnü Arkan’dan sonra solistler çok sık değişiklikler oldu ama.
N.G:
Pek çok insan geldi gitti. Feyza’yla (Erenmemiş) çalıştık, bir süre Ebru’yla (Kalabas) çalıştık, sonra Eylem’le (Atmaca) çalıştık. Mesela orada da çok değişiklik oldu ama Hüsnü daha uzun kaldı. Bu son dönemde değişiklikler biraz fazla oldu; demek ki tam bir uyum sağlanamadı.

► Bu sizde tereddüt yarattı mı zaman içerisinde?
N.G.:
Başından beri grupta olduğum için gözlemleri en fazla olan benim sanırım. Dinleyicilerin belli alışkanlıkları oluyor; yani belli bir şarkıyı belli bir sesten dinlemeye alışmış oluyor. Sonra o değiştiği zaman, bir müddet yadırgıyor ama o yeni ses kendi tarzıyla geldiği zaman ona da alışıyor. Mesela Hüsnü (Arkan) geldiği zaman bizim kemik dinleyici kitlemiz hiç benimseyemedi ama bir süre sonra Hüsnü yerini buldu. Bu sadece Hüsnü’yle sınırlı bir olay değil; bütün arkadaşlar için geçerli bir şey.

►Peki, Ezginin Günlüğü’nün nasıl bir dinleyicisi var? Nasıl bir dinleyici kitlesi vardı ve şuan nasıl?
Mahmut Çınar:
Ben 90-91 öncesi döneme de yetişmiş bir dinleyiciyim. Çok severek, kasetlerini bulup, çekip, kaydedip dinleyerek büyüdük. Şu anda gözlemlediğim kadarıyla kendimi de onlara dahil edebilirim. Ben grubun her dönemini seven; bir dinleyici olarak en azından kendini adapte etmeye çalışan bir dinleyici oldum. İstavrit albümüyle; Oyun’la simgeleşen değişiklik aslında benim de yadırgadığım bir şeydi. Çünkü belli bir tarz değişikliği söz konusuydu. İlk kez video kliplerin çekilmesi; çok kitlesel kanallarda gösterilmesi mesela… Sonra ona alıştığımı fark ettim. Aslında toplumun her kesiminden, her yaş grubundan dinleyiciye sahip bir grup Ezginin Günlüğü. Çünkü çok popüler olmuş bazı şarkıları var. Bu popüler şarkılar 7’den 70’e biliniyor. Ama biraz önce Nadir abinin sözünü ettiği o kemik dinleyici bence çok süregiden bir dinleyici. Konserlerde gördüğümüz ise şu: çok genç bir dinleyici, üniversite öğrencisi ama bu her dönemde böyle. Bence grubun başarılarından biri de bu. Kendi kuruluşundan bu yana kadar 20’li yaş kuşağını hep yakalayabilmiş bir grup. Bu bizim müzik tarihimizde çok örneği olan bir şey değil. Bazı müzik gruplarını ya da bazı sanatçıları bazı dinleyiciler dinler; ve o kitlenin yaşamıyla birlikte o müzik sönümlenir. İlk soruna da cevap olabilecek bir şey bu. Ezginin Günlüğü tabii ki kendi içerisinde kadro değişiklikleri yaşayacak, dönem değişiklikleri yaşayacak ama her seferinde ülkedeki en aktif müzik dinleyicisini yakalayabilmiş bir grup.

► Peki, bu nasıl oluyor, yani bunun üzerine kafa yoruyor musunuz?
N.G.:
Bu tip değişikliklerde aslında içinde yaşadığımız toplum değişiyor. Kurulduğumuz dönem 12 Eylül dönemiydi. Bir sürü insan yasaklanmıştı, Ezginin Günlüğü daha sol kesime, daha demokrat kesime cevap veren bir gruptu. 90’lardan itibaren şöyle bir değişiklik var: özel televizyon kanalları kuruldu. Biz mesela TRT’ye hiç parça göndermemiştik, denetime tabii tutuyorlardı yayınlamak için. Özel kanallar çıkınca başka kanalarda bizim işlerimiz yayınlanmaya başlandı. Bu bir farklılık yaratıyor tabii. Yani insanlara ulaşma yolları değişti, toplumsal yapı değişti. Bunların getirdiği şeyler var, esas olay bence orada. Mesela biz 80’lerden sonra sadece konser salonlarında konser yapıyorduk. Sonrasında barlarda falan da çalmaya başladık. Neden? Bir kere konser salonu da kalmadı Türkiye’de. İnsanların beklentileri, alışkanlıklar da değişti. Tabii bu arada müzik tarzımız da ona göre değişiyor ama temel unsurlar bence aynı kaldı. Dünyaya bakışımız, yaklaşımımızla ilgili bir değişiklik olmadı, aynı yolda gidiyoruz ama yeni kuşaktan ‘Annem ve babam vasıtasıyla Ezginin Günlüğü’nü tanıdım’ diyenler var.

turkuler-oyle-kolay-bas-edebileceginiz-bir-dusman-degil-639095-1.



Grup çok evrensel bir müzik yapıyor

► Mahmut Çınar’ın dediği dediği enteresan da bir yer. Müzik değişiyor, tarzlar değişiyor, popüler olanlar değişiyor. 18-19 yaşlarında bir çocuk rap dinlerken neden Ezginin Günlüğü’nü de tercih edebiliyor?
M.Ç.:
Çünkü grup çok evrensel bir müzik yapıyor bence. Bunu abartmak için söylemiyorum hakikaten. 80’li yılarda Nadir abinin bahsettiği o politik müziğin zorunlu olarak sönümlenmesi; Ezginin Günlüğü’nün de bir cevap olarak türkülerle ortaya çıkması. Çünkü türküler öyle kolay kolay baş edebileceğiniz bir düşman değil. Aslında tüm dünyada benzer şeyler yaşanıyor. Latin Amerika geleneği… Türkü söylemek o dönemde bir direniş haline geliyor sözler çok net bir biçimde politika içermese de. 90’lı yıllarda yine paradigma değişiyor. Bu kez ciddi bir pop müzik patlamasıyla karşı karşıya kalıyoruz ki ben bugünden o döneme baktığımda o dönemi verimli bir dönem olarak görüyorum. Bir sürü kötü şeye rağmen bir sürü şeye de vesile olmuş bir dönem. Bir şekilde Ezginin Günlüğü politik mesajlar veren, bunu kendi müziğine yedirebilmiş şarkılar da yapmaya da devam ediyor ama o büyük pop müzik patlamasının içinde önemli ve güzel bir yere sahip oluyor. Şimdiyi düşünüyorum; müzikteki yeni dalgalar, indie müziğin, alternatif müziğin patlaması; yeni genç grupların ortaya çıkması ama bu müziği dinleyen insanların çoğunun hala Ezginin Günlüğü dinliyor olması… Bunların hepsi aslında bir evrensel istiklal meselesi. Grup söylemek istediği şeyi her zaman söyleme konusunda diretince, piyasa koşullarına uymaktansa piyasa koşullarını kendine uydurmayı başarınca her yaşta her kuşaktan dinleyici bulmayı başarıyor. Yüzyıl boyunca da dinlenir diyorsun bu müzik.

Deniz Sujana: Aslında sadece mesaj değil de, müzikalite açısından da ele almak lazım konuyu. Müzikalite de çok evrensel, sadece Türk enstrümanlarını değil, Batı müziğini icra eden enstrümanlar da var düzenlemelerin içinde. Dolayısıyla pop müzikte şimdi yeni yeni kullanılan enstrümanlar aslında Ezginin Günlüğü’nde ta ne zamandan beri kullanılıyor.

► Evet, şarkı sözleri büyük bir etken. Mesela Grup Yorum çok net politik şarkılar yaparken Ezginin Günlüğü de politik olarak algılanabiliyor. Gizli saklı ama tanıyanın çok iyi bildiği bir duygu bu.
N.G.:
Politik diye bir müzik var; bizim müziğimiz tam o kategoriye giren bir müzik değil. Ama bu apolitik olduğu anlamına gelmiyor. Kendi içinde felsefesi, düşüncesi, zaman zaman mesajları olan bir müzik. Bizim müziğimizde sözler çok ön planda; sözlere göre bizim müziğimiz şekilleniyor aslında. Bir de tabii yaşadığımız coğrafya, yaşadığımız coğrafyanın insanı, müziği, bunun dünyayla uyum sağlaması…

M.Ç.: Benim çok sevdiğim bir anlatma biçimi o. Hayatımda hiç doğrudan politik müzik dinlemedim; dinlemeye de çekindim. Ama mesela Ezginin Günlüğü’nün yaptığı gibi kendi içerisinde bir dünya görüşü olan, bir hayat felsefesi olan ama bunu bir aşk şarkısına, bir ayrılık şarkısına ya da işte yaşamın coşkusuna dair bir şarkıya sokabilmek, bunu böyle içten içe onun içerisinde anlatabilmek biraz da şuna dayanıyor: Nadir abilerin kuşağı çok romantik bir sol görüşle beslenmiş bir kuşak. Bir Neruda şiiriyle, Nazım’ı biraz daha politik bulabilirsin. O dönem bu kuşağın okuduğu şiirler de doğrudan ‘hadi yumruklar havaya, saldırıyoruz’ şiirleri değildi. Bu müzik böyle bir gelenekten besleniyor bence. Bunda söylediğim bütün şairlerin, Ezginin Günlüğü’nün kurucuları da dahil darbeler ve muhtıralar süreçlerinden geçmiş olmasının da büyük etkisi vardır. Ve bütün bu muhtıralar ve darbeler süreçleri insanlara doğrudan politika yapmamanın yollarını öğretir. Bütün bu şiirler de böyle yazılır. Nazım’ın mesela en politik şiirlerinin en rahat olduğu zamanlarda politik şiirler yazması; rahat olmadığı zamanlarda bir aşk, özlem şiiri yazıyormuşçasına politik şiirler yazması aslında buna bir örnek.

Yeni şiirler bugün neden bestelenmiyor?

► Bugün yeni şiirlerin bestelenmemesi meselesine nasıl bakıyorsunuz? Şairler bestelenmeye uygun olmayan şiirler mi yazıyor yoksa dönem artık böyle bir dönem mi?
D.B.: Günümüzdeki bu durum ise üretim biçimleri çok değişti yani şarkıların ifade biçimleri de çok değişti. Daha önce şarkılarda kullanılmayan kelimeler, cümleler de işin içine girdi, sektör değişti. İnsanlar kendi şarkılarını üretiyorlar, kendi söyleyeceklerini söylüyorlar ama bunu zannediyorum ki toplum da çok fazla okumuyor da, takip de etmiyor. Yani tirajlara baktığında da böyle kalabalık bir ülke için satışlar çok çok düşük. Edebiyata düşkün bir ülke olduğumuzu da düşünmüyorum. Gözlemlediğim kadarıyla özellikle yeni kuşak kendi şarkısını söylemek istiyor.
Can Göktürk: Bestelenmeye uygun bir şey olmayabilir de, her şiir bestelenmeyebilir, şarkı olmaya müsait değildir. Belki denk gelmemiştir bu iki şey, tamamlamıyordur birbirini.

► Deniz, sen şarkı yapıyor musun ya da beste yapıyor musun?
D.S.:
Aslında evet. Selim Atakan’la beraber bazı çalışmalar yapıyoruz şu anda. Sözleri bana ait, besteleri Selim Atakan’a ait.

***

Yeni bir tribute albüm hazırlığı var

► Yeni dönemde neler yapacaksınız? Var mı bir dağılım, başladınız mı albüme?
M.Ç.:
Bir albüm hazırlığı var şu anda. Biliyorsun, ‘Çeyrek’ Ezginin Günlüğü için yapılmış bir tribute albümdü. Şimdi yeni bir tribute albüm hazırlığı var. Şu an ilk planda bu var. Onun dışında grupta şarkı yazan herkes oturup şuanda kendi çapında bir şeyler yapıyor. Nadir abi yazıyor, üretiyor, Deniz’in besteleri var, Cafer’in bestesi var, Can bir şeyler yazıyor, belki Deniz bir şeyler yazacak; ben birtakım şeyler üretmeye çalışıyorum. Onlar şu an herkesin kendi heybesinde. İlk gündem değişikliğinde oturulacak ve bütün bu eserler, şarkılar üzerinde konuşulacak, çalışılacak. Sonra da herhalde çok uzamadan bir albüm fikri tekrar gündeme gelecek. Ama hala bir intibak sürecindeyiz. Çok güzel konserler çalıyoruz, birazcık bu konserlerle aslında grup Deniz Bayrak’ın, benim yeni varlığımıza dinleyici alışıyor. Onu görüyoruz. Bir süre daha herhalde böyle geçecek. Yani bir süre daha böyle geçer diye düşünüyorum, burada bizim sosyal medyayı daha aktif kullanmamızın bir payı olacak. Kadrodaki bu değişim dinleyici tarafından kabul edilecek, seyirci ikna olacak, eğer olabiliyorsa. Ki bizim konserlerden aldığımız izlenim bu. Çok güzel geri dönüşler alıyoruz hakikaten. Daha sonra bu yeni kadro yeni bir üretimle dinleyicinin karşısına çıkacak.