Vedat Özdemiroğlu: Mizah, korku imparatorluğuna karşı en güçlü silahtır
Birgün Birgün Birgün Birgün
Mizah Türkiye’de yaşayanlar için her zaman sığınacak bir liman olma özelliğinde. Özellikle her dönem iktidarların topluma ve muhalefete yönelik baskıları düşünüldüğünde bu durum kesinlik kazanıyor. Son günlerde AKP’nin yerel seçimlerdeki mağlubiyetinin en belirgin olduğu yer olan İstanbul’da belediye başkanlığı mazbatasının kime verileceği ise en önemli gündem konumuz. Daha doğru deyişle seçimi kaybeden AKP’nin İstanbul Büyükşehir […]

Mizah Türkiye’de yaşayanlar için her zaman sığınacak bir liman olma özelliğinde. Özellikle her dönem iktidarların topluma ve muhalefete yönelik baskıları düşünüldüğünde bu durum kesinlik kazanıyor.

Son günlerde AKP’nin yerel seçimlerdeki mağlubiyetinin en belirgin olduğu yer olan İstanbul’da belediye başkanlığı mazbatasının kime verileceği ise en önemli gündem konumuz. Daha doğru deyişle seçimi kaybeden AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na mazbatasını vermeme inadı mizahçıların da gündeminde. Ülke meselelerine yönelik çıkışlarıyla bilinen Vedat Özdemiroğlu, Türkiye’de mizah denilince aklımıza gelen ilk isimlerden. Tek kişilik gösterilerinden yazdığı kitaplarına her alanda memleketin tarihine ve bugününe ilişkin çarpıcı anekdotlar sunan Özdemiroğlu’yla mazbata krizinden mizahın Türkiye seyrine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

• Mazbata mesele memleket meselesi haline geldi nasıl yorumluyorsunuz bu süreci?

Şimdi tamamen hukukun devre dışı bırakıldığı bir süreç yaşıyoruz. Bunu bir kere kabul etmemiz gerekiyor. Ortada hukuki bir işleyiş kalmadı. Nedir bu işleyiş, ilk sayım sonucunda mazbata verilir daha sonra da itirazlar değerlendirilir. İncelemeler yapılır ve bunun sonucunda gerekirse mazbata geri alınır. Şöyle söyleyeyim şu an bahsedilen fark iktidar partisinin lehine olsaydı bu tartışmalar yapılmıyor olacaktı. Türkiye’nin imajını bozmak için özel olarak uğraşsanız bu kadar başarılı olamazsınız bunlar başardı yönetimi bu nedenle tebrik ediyorum!

• Türkiye’de siyasal baskıların topluma yansımalarını bir aydın olarak nasıl yorumluyorsunuz?

Bir korku toplumu yaratmaya çalışıyorlar. Bu da bakış açılarıyla alakalı. Kurmak istedikleri toplum modeliyle alakalı. Bu modelde düşünen sorgulayan insanlara yer yok. Öfkeleri de buradan kaynaklanıyor aslına bakarsanız. Tebaa kültürünü yaygınlaştırmak istiyorlar bunu kendine aydınım diyen herkesin görebileceğini zannediyorum. Bir de bakıldığı zaman ‘inançlı’ olduklarını iddia etmelerine rağmen bu yorumları da bir garip. Sevgiden ziyade korkuya ve korkutmaya dayalı bir inanç var bugünün yönetenlerinde. Bu haliyle yönetim tarzlarına da yansıyor. Yurttaşa bakışlarına da yansıyor. Milleti için var olan bir devlet anlayışı yerine varlığımızı anbean borçlu olduğumuz bir aygıt gibi bir devlet anlayışına sahipler. Yurttaşlar edilgen konumda. Bu sağcıların en belirgin özelliğidir aslında toplumu bireyi devlet karşısında edilgen ve ufak göstermek. Bu yol faşizme çıkar.

• Mizah bugünün Türkiye’sinde ne anlama geliyor?

Mizah sadece bugün değil her zamanın Türkiye’sinde zeka ile tepki anlamına geliyor. Şöyle bir temel ayrım vardır. Mizahın kurgusu dalga geçmek üzerine kuruludur. Alay etmek şeytani bir tercih olabilir kimi zaman. Mizahçı daha ziyade dalgacıdır. Otoriteyle dalga geçerken de zekasıyla yapar bunu. Aslında iyi espri dediğimiz şey ses çıkararak söz söyleme halinin entelektüel ve ironi anlamında yüksek düzeye ulaşmasıdır. Espri yapamazsak küfür etmek zorunda kalırız o zaman da haklıyken haksız duruma düşeriz. Mizah zaten küfür etmemek için üretilmiştir. Güncel bir ekleme yapacak olursam sosyal medyaya çok zaman ayırmamakla beraber her gün takip ediyorum o mecrayı. Anadilimi konuşan insanların yüksek zeka ortalamasıyla gurur duyuyorum. Türkiye halklarının bu anlamda oldukça yetenekli olduğunu söylemek isterim.

• Türkiye’deki mizah dergilerini ve yayınlarını nasıl buluyorsunuz?

Türkiye yokken mizah dergileri vardı İstanbul’da. Nur içinde yatsın Teodor Kasap’ın ilk mizah gazetesi Diyojen’den beri İstanbul yazar-çizerinin böyle bir mesaisi vardır. Hemen hemen tüm mizah dergilerinin ofisi İstanbul’da olmuştur şehrin kimliğine işlemiştir bu durum. 1870’lerde başlamıştır bahsettiğimiz bu süreç. O günden bu yana hemen her hafta mizah dergisi çıktı. Gelinen süreçte mizah için ‘Geleneksel el sanatımız’ ya da ‘zihin sanatımız’ diyebiliriz.

• Mizahın bir tanımı var mı? Varsa nedir?

Mizah mazlumun silahıdır. Mizahın birçok tanımı vardır aslında. Ya da şöyle diyeyim mizahın tanımı başlı başına bir mizah konusudur. Bu sinir bozucu olabilir bazen ama tanımlardan en dikkat çekeni mazlumun silahı olmasıdır. Çünkü zalimin elinde nesnel anlamda silah varken mazlumun elinde şiir deyiş gibi direnme araçları vardır. İşte mizah da bunlardan bir tanesidir. Bir cevap aracıdır. Daha da net bir tanım yapacak olursak bence mizah ünlem demektir. Felsefe soru işareti edebiyat da noktadır.

• İktidara yakın kesimlerin muhalefeti eleştirme üzerinden geliştirdikleri bir mizah anlayışları var siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Dünyanın hiçbir yerinde mizahın öncelikli konusu muhalefet değildir. Bu muhalefet eleştirilemez demek değildir. Ama birinci öncelik bu değildir. Sistem mizahı yaptığınız zaman örneğin CHP’nin sisteme bağlı olduğunu söyleyebilir bu sistem eleştirisi içerisinde onu da eleştirebilirsiniz.

• Türkiye tarihine bakıldığında önemli mizahçılar bunu hayata geçirmiş durumdalar zaten…

Bunun için Türkiye tarihine bakmak gerekiyor tabi. CHP’nin sol olarak göründüğü güzel ülkemde 12 Eylül 1980 darbesinin sosyal demokratlardan sosyalistlere kadar her kesime nasıl saldırdığı bir gerçektir. 1980 yılı ülkemiz için bir dönüm noktasıydı. Aynı yılın Ocak ayında 24 Ocak kararları ile Türkiye tümden bağımsızlığını kaybetti iktisadi olarak piyasaya bağımlı hale gelirken 12 Eylül’de de bunun devamı getirilerek benzeri Güney Amerika’da olan zulümler yaşandı. Bunca soruna rağmen Türk halkının pratiği teorisini geçiyor. Toplumun çok önemli desteği ile büyükşehirler alındı. Türk ve Kürt halkları başta olmak üzere halkların işbirliği ile oldu bu. Aynı işbirliği rahmet içinde yatsın Attila İlhan ile Ahmet kaya arasında sanat alanında olmuştu. Estetik bir işbirliğiydi. Demokratik olarak örgütlü bir direnişten başka çaremiz yok. İstanbul zaten bizimdi bir kez daha aldık hayırlı uğurlu olsun.

• Sanatçı ile toplum arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız, Türkiye’de bu ilişki hep tartışmalı biçimde yürüyor, biraz da siz tartışmak ister misiniz?

Sanatçı mı toplum mu ikilemi varsa eğer ben toplum derim. Yani sanatçıyı toplumdan ayrı bir yerde konumlandırmıyorum tam ayrım nerede başlıyor bitiyor onu da kestiremiyorum. Elimde okuduğum kitap ne olursa olsun gidip esnaf lokantasında yemek yiyorum yani sanatçı dediğin kişinin toplumun içinde olması onun bir bileşeni olması gerekiyor. Elbette estetik bir kaygı ile hareket eder sanatçı. Ancak dediğim gibi estetiğin ve zekanın gelişmesi evrimsel bir sürece işaret ediyor. Bu da sanatçı-toplum diyalektiğini gösteriyor.

• İçinde yaşadığımız dönemin bir de anayasal boyutu var tabi

Lafı dolandırmaya gerek yok, 1961 Anayasası demokratik ve sosyal haklar açısında en gelişmiş anayasadır. Bireysel anlamda da toplumsal olarak da en gelişmiş anayasamızdır diyebiliriz. Kazanılmış haklar itibariyle ülkemizi geliştirecek bir anayasadır. Ne 12 Eylül’ün postal kokan anayasası ne de şimdiki despot anaysa bizim taleplerimizi karşılayabilir.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız