Yakup’un merdivenleri

10.11.2019 09:42 BİRGÜN PAZAR
Merdivenin altındakiler tekinsizdir, merdiven altı dilimizde illegal, kötü olanı anlatan bir sözdür. Hem merdiven altından geçmek uğursuzluk getirmez mi? Orası bilinçaltının karanlık dehlizleridir, çoğu zaman bastırılanın geri dönmek üzere beklediği zindanlardır.

Murat Tırpan

Joker filminin muhtemelen en dramatik anı karakterin Bronx’ta Shakespeare ve Anderson caddelerini birbirine bağlayan merdivenlerin üzerinde dans ettiği sahnedir. Peki bu sahnenin önemi nereden kaynaklanır, neden hızla filmden bile çarpıcı hale gelmiştir? Hikâyenin başından itibaren Joaquin Phoenix’in canlandırdığı Arthur Fleck karakteri bizim için hayat mağduru acınacak bir tiptir ama işte merdivenlerdeki o büyülü anda kostümüyle, tavrıyla bildiğimiz, tanıdığımız Joker’e dönüşmüştür. Her şeyin değiştiği bir noktadır bu.


Sinemada büyük bir karakterin dönüşümünün yaşandığı anlar, eğer sinematografi ve dramanın zamanla-mekanla birlikteliği etkili bir şekilde başarılabilirse hızla ikonikleşirler. Bu sahne de öyle olmuştur. Bunu mesela söz konusu merdivenlerin, filmin vizyona çıkmasının hemen akabinde şehrin yeni cazibe merkezlerinden biri haline gelmesinden, her gün yüzlerce kişinin ‘Joker pozu” verip bunları sosyal medya hesaplarında paylaşmasından anlıyoruz. Selfie çekenlerin her biri sosyal medyaya bir konum işareti bırakmaktan çok merdivenlerde durup birer Joker’e dönüşme fantezisini kurmaktadır aslında.

Bu tür bir sahne biz ‘eğitimli’ sinema izleyicilerine hiç de yabancı değil. Bu tür mekânlar olarak merdivenler daha birçok filmde dönüşüm anlarının yaşandığı yerler olarak karşımıza çıkarlar. Tam da Mikhail Bahtin’in “eşik kronotopu” olarak tanımlayabileceği şeye benzerler, Bakhtin’e göre eşikler, bir edebi eserde dönüm noktası veya kopuş kronotop(zaman-uzam)’udur. Edebi metinde yoğun duygulanımların yaşandığı zaman ve mekândır. Sinema tarihinin en bilindik örneğine bakalım, 1925 yılında Rus sinema dâhisi Sergei Eisenstein Potemkin Zırhlısı’nda Çarlık askerlerinden kaçan Rus halkını Odesa basamaklarından aşağı koşturmuştu. ‘Diyalektik montaj kuramı’nın bir özeti sayılabilecek bu klasik sahnede merdivenler bir dönüşümün, eski rejimden kopuşun yaşanacağı bir anın zemini olurlar. Merdivenlerde yaşanan şiddet yepyeni bir düzenin başlamak zorunda olduğunu gösterir bize. Uzun yıllar sonra Brian De Palma Untouchables’da Potemkin’deki sahnenin benzerini çeker, ama bu kez merdivenlerden aşağıya kaçan bebek arabasını ‘kahramanlara’ kurtararak Eisenstein’ın kemiklerini sızlatır. Öte yandan yine de merdivenler gösterişlidir, Potemkin’deki ya da Joker’de olduğu gibi. Exorcist’in sonunda ise Peder Damien Karras şeytani ruhu bedenine hapsedip merdivenlerden düşerek ölür, tüm lanetin sona erdiği bir sahnedir bu.

Merdivenlerin bu gösterişinde bir ‘beu’ (güzellik) gizlidir. Lacan’ın küçük merdivenler için kullanılan escabeau kelimesinin içinden çekip çıkardığı bu ‘beu’ onun için özel bir anlam taşıyordu, yaratıcı bir merdivenin ‘güzelliği’ ya da estetiği. Basamaklı merdiven, güzel olduğuna inanmak için yeterince yükseğe tırmanmana izin verir, kendini bir ego olarak hayal etmek için. Merdivene çıkmak güçtür, ancak orda olmak kendini bir ego olarak göstermekle ilgilidir. Potemkin’deki halk ya da Peder Karras gibi ölebilirsiniz ama artık ‘var’sınızdır. Öte yandan Arthur gibi makyaj yapıp Joker’e dönüşebilirsiniz ya da Philadelphia Sanat Müzesi’nin basamaklarında koşan Rocky gibi hissedebilirsiniz kendinizi. Söz konusu merdivenlerin hemen önüne yapılmış heykelde somutlaşan Rocky sevinci diye bir şey vardır, hani şu yumrukların yukarı kaldırıldığı. İşte o an egonun kendini bulduğu, gerçek Rocky’nin ortaya çıktığı andır. Bu sinemasal sahneler öyle güçlüdür ki neredeyse fallik anlardır, Joker’in merdiven sahnesinin bir ereksiyon sağlayıcı ilacın reklamına meze olduğunu gördüğümüzde bu yüzden şaşırmayız!

Merdivenleri mekân tutan Çarlık halkı, Joker ya da Rocky mutsuz oldukları bir dünyada oraya ait hissetmeden yaşamaktaydılar. Herkesin hatırlayacağı gibi Yeşilçam’ın Anadolu’dan gelen karakterleri de eski hayatlarını Haydarpaşa’nın merdivenlerinden şehre baktıkları an bitirirlerdi. Merdivenler tıpkı Haşim’in meşhur şiirindeki gibi eski hayatın bitişinin, ölümün sembolü ama aynı zamanda yeni bir dünyaya açılan kapılardır. Bu yüzden Lacan’ın kastettiği anlamda güzeldirler. Truman Show’un naif kahramanı sahte bir dünyanın sonundaki merdivenlere tırmanıp gerçek hayata açılan kapının koluna uzandığında merdivenler yeni bir dünyaya geçişin portalı haline gelmiştir.

Merdiven çıkmak zor, ama orada olmak güzeldir. Gezi sonrasını hatırlayın, bu yüzden ilk akla gelen eylemlerden biri merdivenleri rengarenk boyamak olmamış mıydı? Bu rengarenkliğin altı ise karanlıktır elbette, nasıl ki üstüne çıkmak egonun kendini yeniden oluşturma anına denk geliyorsa merdiven altı uğursuzluğun mekânı olarak kodlanmıştır. Merdivenin altındakiler tekinsizdir, merdiven altı dilimizde illegal, kötü olanı anlatan bir sözdür. Hem merdiven altından geçmek uğursuzluk getirmez mi? Orası bilinçaltının karanlık dehlizleridir, çoğu zaman bastırılanın geri dönmek üzere beklediği zindanlardır. Wes Craven’in 1991 yılında çektiği Merdiven Altındakiler filmindeki çocuklar ev sahiplerinin türlü işkencelerinden ötürü insanlıklarını unutmuşlardır, tıpkı Barış Atay’ın filmi Aden’deki evde merdiven altındaki Fusuy’un hayvanlaşmış bir halde kurtarılmayı beklediği gibi. O filmde “Merdivenin altında aşağıda bir insan var.” der Aras karakteri, “insan da değil hayvan gibi bir şey.” Tercih edilebilir bir şey değildir merdiven altında olmak, oradakiler selfie çekmezler. Ancak nadir de olsa formül tersine çevrilir, bazıları merdiven altına bilerek girerler, Parasite’ın ötekileri gibi egolarından vazgeçerler ya da onun için savaşmaktan korktuklarından orayı mekan tutarlar. Bütün bu hikâyelerde merdivenin üzerindeki ‘beu’ yok olmuş, tekinsiz olan çıkmıştır ortaya, Freud’un deyimiyle Unheimlich.

Bu minvalde Adrian Lyne’ın etkileyici filmi Jakob’s Ladder kahramanını iki ayrı merdivenle yer altına indirir sonra bir başkasıyla gün yüzüne çıkartır. Birinci merdiven Jakob’un metronun dehlizlerine inmesidir, ikinci merdiven her şeyi kötüleştiren uyuşturucudur (filmdeki adı bile ‘ladder’dır) üçüncüsü ise kahramanın evine, babasına döndüğünde çıktığı, tüm sorunların bittiği merdivendir.

Daha birçok örnek verebiliriz, elbette ismiyle müsemma 39 Basamak’ı, Titanik’in merdivenlerinde alevlenen aşkı ya da Shining’in Overlook Otel’indeki merdivenlerde dağılan aileyi, Felsefe Taşı’nda Harry, Ron ve Hermione’yi yasak üçüncü kata götüren hareketli merdivenleri konuşabiliriz. Bütün bu örnekler bizi kutsal metinlerdeki “Yakup’un merdiveni” hikâyesine götürür. Yakup Peygamber rüyasında göğe uzanan bir merdiven görür. Bu merdiven aslında dünya ile cennet arasındadır ve nihayetinde merdiven çıkmak cennete gitmek ya da dünyaya inmekle ilgilidir. Asansöre binmeyi seçerken bir daha düşünün!

cukurda-defineci-avi-540867-1.