birgün

19° AÇIK

Yetişkinlerin Dünyası’nda sağ kalan çocuk: Harry Potter

“Bir çocuğun yetişkinlerin dünyasından kaçıp, her açıdan güçlü olduğu bir dünyaya gitmesi fikri bana çok çekici geldi.” Harry Potter Y kuşağının çocukluğuna denk gelen bir seri ve J.K. Rowling’in bu sözü, adeta bu kuşağın acı fantezisini yansıtıyor.

BİRGÜN KİTAP 14.01.2022 12:22
Yetişkinlerin Dünyası’nda sağ kalan çocuk: Harry Potter
Abone Ol google-news

EMİNE TÜLİN ERİNÇ

Dünyada dört yüz milyondan fazla satan, altmış sekiz dile çevrilen, yirmi dört milyar dolarlık bir sektöre dönüşen, yazarını en zenginler listesinde birinci sıraya taşıyan ilk ve tek çocuk kitabı serisi: Harry Potter. Bugün hemen her coğrafyada Harry Potter eğlence merkezleri açılıyor, insanlar Harry Potter temalı düğünler yapıyor. Seri biteli yıllar olduğu halde hâlâ ilk günkü gibi hayran kulüpleri kuruluyor: Kısacası Harry Potter coşkusu Felsefe Taşı’ndan beri durmaksızın sürüyor ve bitecek gibi de gözükmüyor.


Aslında seri, yayınlanmaya başladığı andan itibaren edebiyat çevrelerinden sert eleştiriler aldı. İlk olarak kurgusunun Yüzüklerin Efendisi serisi ile benzerliği dikkat çekti ki Rowling bunu inkâr etmedi; hatta bir söyleşisinde Tolkien’den etkilendiğini açıkça dile getirdi. Yedi kitabın zaman içinde şekillendiği düşünülürse, kurguda bazı mantık hatalarının olduğu da yine gelen eleştiriler arasındaydı. Fantastik yaratıklar, hatta Merlin gibi bazı karakterler de keza başka mitlerden alınmaydı. Ne büyücü okulu ne de seçilmiş kişi temaları yeni bir icattı. Sinemaya uyarlanma süreci de dağınık ve özensizdi: Değişen yönetmenler, film içindeki tutarsızlıklar bu durumu açıkça ortaya koydu. Tüm bunlara rağmen Harry Potter serisi ve yaratıcısı J.K. Rowling geçen yirmi sene içinde cazibesinden hiçbir şey kaybetmedi ve günümüze dek geldi. Peki, bu başarının sırrı ne?

Bunun bir sebebi elbette J.K. Rowling’in hayatı ve kimliğiydi. 2000’ler, bilhassa “kimse” olanlar için yeni bir çağın başlangıcı oldu. Bu tarihten sonra internetin de gelmesiyle sıradan insanlar başarı için şanslarını deneme, sahneye profesyonellerden, profesörlerden, ustalardan oluşan, bir camiayı denetleme, oraya kimin gireceğine ya da girmeyeceğine karar veren elit sınıfı olarak ifade edebileceğimiz “enstitü” engelinden kurtularak çıkma hakkı elde ettiler çünkü medyanın dünya çapında gelişmesiyle birlikte esas denetleme yetkisi enstitülerden seyircilere, okurlara geçti. Üniversiteden sanata, sinemadan edebiyata artık bu resmi ya da gayri resmi enstitülerden büyük oranda kurtulan insanlar, yetenekleri doğrultusunda kitlelerle doğrudan bir araya gelebilme imkânı buldular ve onların onayını kazanabildikleri takdirde başarılı oldular. Biz özellikle 2010’larda gerek ülkemizde gerek yurtdışında bu yolla birçok yeteneği televizyon ve internet sayesinde, geçmişte olduğundan daha fazla tanıdık. Gerçi sistem yirmi sene sonra Tiktok gibi mecralarla çok başka ve belki de tehlikeli noktalara vardı -ki bu başka bir tartışma konusu- ancak başlarda Rowling gibi insanlar için bu bir nimetti. O edebiyat camiasında yetişmemiş, tanınmamış, kitabı basılana kadar da on iki kez reddedilmiş bir yazardı. Ama yakaladığı başarı, okurlarının ona sunduğu destek, çocuklu, fakir bir annenin sadece kendi hayal gücüyle ortaya koyduklarıyla elde ettiği muazzam dönüşüm, birçoklarına cesaret verdi. Rowling bu yeni medya akımının bize tanıttığı ilk yeteneklerden biriydi.
Gelelim ikinci önemli sebebe. Harry Potter’ın ilk Türkçe baskılarında, kapakta J.K. Rowling’in şu sözü yazıyordu: “bir çocuğun yetişkinlerin dünyasından kaçıp, her açıdan güçlü olduğu bir dünyaya gitmesi fikri bana çok çekici geldi.”
Harry Potter Y kuşağının çocukluğuna denk gelen bir seri ve J.K. Rowling’in bu sözü, adeta bu kuşağın acı fantezisini yansıtıyor. Y Kuşağı üzerine yapılan çalışmalar, onların hayata katılımının çok düşük olduğunu, yaşamdan korktuklarını ve saklandıklarını ortaya koyuyor. Japonya’da gençlik, toplumun beklentilerinden kaçarak odalarına kapanıyor, günlerini sanal kurgu oyunlarda geçiriyorlar. Bu duruma halk, münzevi anlamına gelen Hikikomori adını vermiş. 2017’de TÜİK’in yayınladığı bir araştırmaya göre Türkiye’de 24-29 yaş arasındaki gençlerin yüzde 49’u ne çalışıyor ne okuyor. Yani aktif üretim içinde değiller. Avrupa’da yine birkaç yıl önce yapılan bir başka araştırmada ise 25 yaşla birlikte gençlerin hayattan yorulduklarını ifade ettikleri ve sosyalleşme seviyelerinde ciddi düşüşlerin olduğu rapor edildi. Guy Standing ise bu durumu Prekarya adını verdiği yeni bir sınıfın doğuşuyla açıklıyor. Gençler ekonomik ve sosyolojik olarak karmaşık ve bitmeyen bir belirsizliğin, koşturmanın içinde debeleniyor.
Y kuşağının okuduğu yetmiyor, tecrübesi yetmiyor, kişisel gelişimi yetmiyor: bu kuşak ve sonrası ne yaparsa yapsın, insan olarak hak ettiği geçimi sağlayacak gelir, barınma, toplumda saygın bir konum ve besleyici bir sosyal çevre elde edemiyor. Hayat onlar için hep rekabetle, yetersizlik duygusuyla, kaygı ve korkuyla geçiyor. Böylece oyundan çıkıyorlar. Bir diğer deyişle, Rowling’e katılıyor ve “yetişkinlerin” dünyasında ezilmektense, kendilerini güçlü hissedecekleri iç dünyalarına çekilerek hayatta kalmaya çalışıyorlar. Bu yüzden bilhassa bu kuşak için Harry Potter daima kaçıp saklanabilecekleri bir mistik mağara. Kendine has dili, büyüleri, asaları, yaşam tarzı ile şimdinin yetişkinleri, yirmi yıl öncesinin çocukları arasında ortak bir dil, paylaşılan bir idea. Nihayet güçlülerin, patronların, hocaların yani büyüklerin saltanatının biteceği ve kendi güçlerini deneyimleyebilecekleri bir dünyanın ideası.
31 yaşındayım. Harry Potter’la tam da Harry ile aynı anda, on birinci doğum günümde tanıştım. Bugün hâlâ Harry Potter kitapları okuyor, oyuncakları alıyor, serinin önemli günlerinde sosyal medyada paylaşımlar, Potterhead arkadaşlarımla etkinlikler yapıyorum. Hayata tahammülümün tükendiği her an, Rowling’in bizler için yarattığı dünyaya geri gidiyorum çünkü hâlâ umuyorum. Büyümeme, ekonomik olarak güçlü olmama, toplum içinde sesimin çıkmasına karşı olan bu yaşlılar düzeni bir gün bitecek ve ben her açıdan güçlü olacağım bir hayatı, artık korkmadan, kendimi eksik ve yetersiz bulmadan yaşayacağım. O zaman ben de “sağ kalan çocuk” olacağım. O yüzden yirminci yılında Rowling’e bize bu umudu bahşettiği için bir kez daha teşekkür ediyor ve herkesi asalarını Harry Potter için, sağ kalan çocuk için havaya kaldırmaya davet ediyorum.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun