Zeytin, İncir, Üzüm: “Çalışmana Bak, İki Gözüm!”

07.08.2019 02:23 EGE'DE BİRGÜN

PROF. DR. ALP YÜCEL KAYA

DERSİMİZ AŞK ÇÜNKÜ, SÖYLEMİŞTİM

Dersimiz Aşk, konular Haydutluk ve Sarışınlık
Şimdi şurdan koşsam Akdeniz’e çıkarım
Yörükler ve Develer arasından geçerim
Üzüm incir ve tütün, üzüm incir ve tütün
Dersimiz Aşk çünkü, söylemiştim
Oturur bir Güneşle sigaramı yakarım

...

Ergin Günçe, 1979.

ODTÜ İktisat Bölümü öğretim üyesi ve şair Ergin Günçe yukardaki şiiri 1979’da yazarken aslında kapitalizmin kalkınmacı döneminin, kriz yıllarında da olsa, Akdeniz’e açılan coğrafyalarındaki en önemli tarımsal ürünlerini sıralıyordu: üzüm, incir ve tütün... 1980’lerle birlikte sermayenin sınırsız taarruzu ile hayatın her alanında olduğu gibi tarımda da her şey altüst oldu ama asıl vurucu darbe 2000 yılı Tarım Reformu Uygulama Projesi (TRUP) ile geldi. Tarımsal yapı ve özellikle tarımsal istihdam görülmedik bir hızla çözüldü. Şiirdeki gibi “Akdeniz’e çıkarken” rastlayacağımız üreticiler fiyat-maliyet makasının giderek aleyhlerine açıldığını gördüler; lehlerine döneceği umuduyla borçlandılar; borçlarını döndürmeye çalıştılar; daha kârlı olacağını düşündükleri ürünlerin üretiminde sürekli arayış halinde oldular; tarım dışı gelir arayışına girdiler; ellerindeki sermaye ve kaynakları tüketmeye başladılar. Bazıları mülksüzleşmeden üretimi bırakıp tarım içi veya dışı işgücüne dahil oldu, bazıları da klasik proleterleşme sürecini izleyip mülksüzleşerek tarım içi veya dışı işgücüne dahil oldu.

Kaybedeni çok (emek) kazananı az (sermaye) bu hikayede şiirde bahsi geçen üzüm ve incir her şeye rağmen üretilmeye devam etti ama TRUP çerçevesinde sözleşmeli üretime geçilerek üretimi sınırlandırılan tütün neredeyse yok oldu: Tütün üreten tarlalar ya boş kaldılar ya da bölgesine göre zeytin veya mısır üretir oldular. Öylesine ki Akhisar’da tütünün altın yıllarına selam çakarak kurulan ve işletilen Tütün Otel’in bir çalışanı 2007’de yaptığımız bir saha araştırması sırasında “bu otel şimdi kurulsaydı adı ‘Zeytin Otel’ olurdu” diyebildi.

Tabii ki zeytin Anadolu’da yeni bir ürün değil, bugün Urla İskele’de, Klazomenai’de, MÖ VI. yüzyıldan kalma, günümüz teknolojisinin pek de uzağında olmayan bir zeytinyağı işliğini görmek mümkün. “Ölümsüz ağaç” denilen zeytinin uzun hikayesinin (Antik Çağ’dan 19. yüzyıla) uzun sessizliklerle ve (19. yüzyılda ve 2000’lerde) gösterişli patlamalarla yazıldığını hatırlamakta fayda var. Böyle bakınca, şiirde dönemin kalkınmacı havasını yansıtan, göreli olarak da “yeni” bir ürün olan tütünü Fernand Braudel’in uzun döneminin (longue durée) ürünü zeytinle değiştirirsek, Antik Çağlar’dan bugüne Akdeniz deyince ilk akla gelen üç temel tarımsal ürünle karşılaşacağız: üzüm, incir ve zeytin. Yüzyıllar içindeki iktisadi ve toplumsal dalgalanmalara rağmen üçü de günümüzde önemini koruyor ama üçünün coğrafi ortaklıkları 2000’li yıllarla çelişkili gelişmeleri ve başka ortaklıkları da beraberinde getiriyor.

İlk önce zeytindeki gelişmelere bakalım... Günümüzde büyük girişimciler kâr peşinde, küçük üreticiler geçimlik peşinde zeytincilik yapmaya devam ediyorlar, hatta her iki kesimin de etkisiyle (yukarıda bahsedilen dinamiklerin çelişkili uzantıları olarak) 2000’li yıllarda Türkiye’de zeytin ağacı sayısı önemli ölçüde artış gösterdi. Ama yine aynı dönemde zeytinlik alanların tarım dışı kullanıma açılmasını sağlayacak bir mevzuat arayışı kârlılığı başka alanlarda arayan sermaye tarafından zorlandı. En sonuncusu Mayıs 2017’de olmak üzere zeytinciliğe karşı TBMM gündemine yedi defa gelen (ve püskürtülen) kanun teklifleri tarım/zeytincilik dışı yatırımların, özellikle maden ve imar yatırımlarının, önü açılacak bir düzenleme arayışında oldular.

Üzümdeki gelişmelere gelirsek... Yukarıda anlatılan üreticilerin yaşadıkları genel dönüşüm bağlamında üzüm üreticileri sofralık, kurutmalık ve şaraplık üzüm üretimi arasında sürekli arayış halinde yaşam savaşı verdiler. Ama asıl darbe zeytinde olduğu gibi tarım dışından geldi. Menderes Efemçukuru’nun meşhur “enfes” üzümü bağları “acele kamulaştırma” yoluyla Eldorado Gold adlı altın şirketine tahsis edildi. Sarıgöl ovasında sultaniye üzüm yetiştiren üreticiler aynı şirketin Kışladağ’daki altın madeninden kaynaklandığını düşündükleri asit yağmuruna maruz kalmaya başladılar, bundan korunmak için bağlarını her bahar örterek neredeyse seraya çevirdiler. Alaşehir’de 2019 Mart’ında patlayan jeotermal kuyusu üzüm bağlarını kuruttu, Gediz havzasında sayıları hızla artan jeotermal elektrik santralleri, üzümü var eden toprak ve suyu tüketir oldu.

İncirde ise yüzyıllardır komisyoncuların oyunlarından muzdarip üreticiler artık ihracatçıların rekolte oyunları karşısında fiyat-maliyet makasının sürekli aleyhlerine açılması ile de mücadele ediyorlar. Üzümde olduğu gibi jeotermal enerji santrallerinin Gediz havzası kadar Menderes havzasında da yaygınlaşması incir ağaçlarına zarar veriyor. Yapılan araştırmalara göre jeotermal santral yakınlarındaki “incir bahçelerinde yaprak ve kuru incir meyve örneklerinin besin elementleri ve ağır metaller açısından genel olarak diğer mesafelere göre daha yüksek içeriklere sahip olduğu ve kaynaktan uzaklaştıkça özellikle meyve örneklerinin ağır metal içeriklerinin azaldığı saptanmış” durumda.[1]

Üzüm, incir ve zeytine yönelik bu taarruz Türkiye ile sınırlı değil, Yunanistan’da zeytinliklerin ön planda olduğu Selanik’in Halkidiki bölgesi de madenciliğin kuşatması altında. 2008 krizi sonrası ağır bir sermaye taarruzuna maruz kalan Yunanistan’da, Halkidiki’deki Kasandra madeni ihalesiz, bizim Efemçukuru ve Kışladağ’dan tanıdığımız Eldorado Gold altın şirketine tahsis edildi. Böylesine bir uygulama, Türkiye’deki “acele kamulaştırma” uygulamalarına benzer bir şekilde, Yunanistan’da “stratejik” ve “kritik” yatırımların önündeki engellerin acilen kaldırılmasını hedefleyen “Stratejik Yatırımların Şeffaflığı ve İvediliği Kanunu” ile mümkün oldu.

Üzüm, incir ve zeytin Akdeniz’i Akdeniz yapan ürünler. Ama kapitalizmin kriz dinamikleri ve sermayenin kâr arayışı; üzüm, incir ve zeytini tarım içinde olsun tarım dışında olsun tamamıyla sermayeye mal etmek çabasında. Yine de üreticileri ve emekçileri hayat kavgasına, hukuki ve siyasi mücadeleye devam ediyorlar. Can Yücel Ergin Günçe’den bir sene sonra, 1980’de yazdığı “Tarihli Bağbozumu” şiirinde de “kara üzüm”e de öyle öğütlemiyor mu?

Ayaklarıyla ezip fıçıya mı bastılar seni

Nefti kasnaklı bir fıçıya,

Aldırma, kara üzüm!

Sen, o Kırmızı Şarabına doğru

İçten içe

Harıl harıl

Çalışmana bak, iki gözüm!

[1] Sunay Dağ, “Jeotermal Enerji Gerçeği ve İncir Yetiştiriciliği”, Apelasyon, Sayı 28, 2016 (http://apelasyon.com/Yazi/409-jeotermal-enerji-gercegi-ve-incir-yetistiriciligi, erişim tarihi 22 Temmuz 2019).