10 göstergede kriz alametleri
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU
Tek başına, geçtiğimiz hafta Hazine’nin 2 milyar dolarlık eurobond ihracı üzerinden bile Türkiye ekonomisinin yakın geleceğini okumak zor değil

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak “yeni bir başarı hikâyesi yazmaya başladık” demeciyle yüreklere su serpme gayretinde. Gelgelelim döviz biraz gevşese dahi, gösterge faiz kabul edilen 2 yıllık devlet iç borçlanma senetleri ( DİBS) yüzde 26’larda seyrederken ekonominin şipşak düze çıkması beklenemez. Merkez Bankası’nın son verilerine göre ortalama yüzde 35.4 faizli ticari kredilerle, yüzde 39.4 faizli ihtiyaç kredileriyle ne yatırım yapılır, ne de talep canlı kalır. Aslında tek başına, geçtiğimiz hafta Hazine’nin 2 milyar dolarlık eurobond ihracı üzerinden bile Türkiye ekonomisinin yakın geleceğini okumak zor değil.



Evet kasaya giren 2 milyar dolar dövizde geçici bir rahatlama sağlar. Ne var ki, 2023 vadeli yüzde 7.5 maliyetli tahvil ile aynı vadeye sahip ABD hazine kağıdı arasında kaba taslak 4.5 puan (tam hesaplamayla yüzde 7.50 - yüzde 3.03 = yüzde 4.47) fark olduğunu unutmayalım. Bu 5 yılın sonunda dolar bazında açıktan yüzde 22.5 faiz ödeme anlamına geliyor. “Uluslararası faiz lobisini” bu denli mutlu edecek, bir ekonominin orta vadede büyüme potansiyelini bu ölçüde heba edecek bir gelişme daha düşünmek zor.

Gelin isterseniz sırf bu değerlendirmeyle yetinmeyip 10 farklı gösterge üzerinden “krizin nabzını” tutmaya çalışalım:

1 Uluslararası yatırım pozisyonu’nun (UYP) daralması ne anlama geliyor?
2017 sonunda 694 milyar dolar olan yurtdışı yükümlülüklerimiz, 2018 Ağustos sonu itibarıyla 551 milyar dolara gerilemiş. Diğer bir ifadeyle 143 milyar dolar düşmüş. Net yatırım pozisyonu ise eksi 462 milyar dolardan eksi 324 milyar dolara kadar inmiş. Kaba bir değerlendirmeyle, işlerin iyiye gittiği, “finans kapitale” olan yükümlülüklerin hızla daraldığı söylenebilir. Ne yazık ki rakamların ayrıntısına girince bambaşka bir tablo ortaya çıkıyor. Yabancıların doğrudan yatırımlarının değeri yarıya düşer, hisse senedi portföyleri 24 milyar dolara geriler, yabancıların ellerinde tuttuğu DİBS’ler 12.8 milyara kadar daralırken ; krediler sadece 4 milyar dolar azalarak 225 milyar dolarda sabit kalıyor. Bu yükümlülüğün diğerlerinden temel farkı bire bir dolarla ödenecek olması.Önümüzdeki dönemde ekonominin belini bükecek olan da işte bu “ küçük “ ayrıntı...

2 Cari dengenin fazla vermesine sevinmeli miyiz?
Gerçekten uzun bir aradan sonra cari işlemler hesabı Ağustos’ta 2.6 milyar dolar fazla verdi. Diğer bir ifadeyle döviz gelirlerimiz döviz harcamalarımızı aştı. Bu ekonominin soğumasının, ithalatın daralmasının doğal sonucu. İthal etmeden ritim kazanamayan bir ekonomide bunun büyüme ve istihdam üzerindeki yıkıcı etkilerini yakında göreceğiz. Bu olayın bir boyutu… Rakamları incelediğimizde net hata noksan kaleminden de 3.7 milyar sermaye girişi olduğunu görüyoruz. Böyle bir durumda normalde Merkez Bankası rezervlerinin artmasını bekleriz. O da ne! Rezervler 8.2 milyar dolar erimiş. Bunun anlamı, sözünü ettiğimiz üç kalemi topladığımızda finansman olanaklarının tam 14.5 milyar dolar küçülmesidir. Diğer bir anlatımla, Türkiye yeni finansman olanaklarına kavuşmak yerine, mevcut kredilerin geri çekilmesi gibi çok vahim bir durumla karşılaşmakta…

3 Kredilerin düşüşü hayra alamet mi?
Son istatistikler bankaların yurtiçi kredilerinde 32 milyar liralık bir çekilmeye işaret ediyor. Döviz kredileri kur etkilerine de açık olduğu için, yalnızca TL kredilerini değerlendirmek daha anlamlı görünüyor. 12 Ekim haftasında TL kredilerde de 4 milyar bir düşüş gözleniyor. Yaygın ifadeyle kapitalist ekonomide kredi damardaki kan gibidir , bir kez çekilirse hayatiyet azalır. 2017 sonu temel alınırsa, 12 Ekim’e kadar TL kredilerin enflasyonun çok altında yüzde 4.6 artışı da kredi kanallarının tıkandığının, işlerin sarpa sardığının açık bir kanıtı…

4 Bütçe açığı tırmanıyor
2018 Eylül’ünde bütçe açığı bir önceki yılın aynı ayında 6.4 milyar TL iken, bu kez 6.0 milyar TL olarak gerçekleşti. Bu göreceli olumlu görünüme damgasını vuran, diğer gelirler kaleminde gösterilen aflar-cezalar vb..deki belirgin artışın sürmesi beklenemez. Özellikle faiz giderlerindeki sıçrama dikkat çekici. Yılın ilk 9 ayına baktığımızda ise, 2017’ye göre bütçe açığının yüzde 80’lik bir zıplamayla 31.6 milyar TL’den 56.7 milyar TL’ye ulaştığı görülüyor. Zaten YEP de, yıl sonunda 72 milyar TL’lik devasa bir açık öngörüyor. Tüm kemer sıkma önlemlerine karşın, ekonomi yavaşlayınca\ stop edince 2019 bütçe performansının daha da kötü bir seyir izlemesi kaçınılmaz görünüyor.

5 Kapasite kullanım oranı düşüşte
2018 yılı Eylül ayında imalat sanayi genelinde kapasite kullanım oranı (KKO) ağustosa göre 1.6 puan azalarak yüzde 76.2 düzeyine indi. Mevsim etkilerinden arındırılmış kapasite kullanım oranı ise 1.8 puan düştü. KKO’daki ivme kaybının ayrımsız tüketim-aramalı-yatırım malı tüm mal gruplarına yansıması ekonominin yaygın bir geri çekilmeyle karşı karşıya bulunduğunu kanıtlıyor.

6 Sanayi üretimi de ağustosta geriledi
En son açıklanan sanayi üretim verisi ağustosa ilişkin. Burada da Temmuz’a göre yüzde 1.1 gerileme söz konusu. Bu oranın imalat sanayi endeksinde yüzde 1.5’e yükseldiği gözleniyor. Sanayi üretiminin bir önceki yılın aynı ayına göre ağustosta ancak yüzde 1.7 artması da 2018 yıl sonu büyüme oranının aşağı çekileceğinin, ekonominin daralma evresine girdiğinin kanıtı sayılabilir.

7 Konut Fiyat Endeksi de İnişte
Konut fiyatlarının da yurt genelinde gevşediğini son açıklanan veriler doğruladı. Ağustosta konut fiyat endeksi bir önceki aya göre yüzde 0.45 azaldı. Böylelikle son 12 ayda konut fiyatları nominal yüzde 8.32 oranında artarken, reel anlamda yüzde 8.13 oranında geriledi. Ağustos ayında üç büyük ilde de; sırasıyla İstanbul, Ankara ve İzmir’de fiyatlar yüzde 0.46, 1.28 ve 0.57 irtifa kaybetti. En çarpıcı veri ise, İstanbul’da konut fiyatlarının son 1 yılda nominal anlamda ancak yüzde 3.68 artabilmesi, reel olarak yüzde 13 düşüş göstermesi gibi görünüyor.

8 Konut satışları durdu
Türkiye genelinde konut satışları 2018 Eylül’ünde bir önceki yıla göre yüzde 9.2 oranında azalarak 127 bin oldu. Faiz oranlarının tırmanmasıyla birlikte ipotekli konut satışları bıçak gibi kesildi; bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 72 azalışla 11.330’a düştü. Öte yandan, döviz kurlarının sıçraması haliyle yabancılar açısından Türkiye’deki ev fiyatlarını ucuzlattı. Nitekim yabancılara konut satışları 15.382’den 24.385’e sıçrayarak %58 arttı. Buna karşın yerlilere konut satışları rekor oranda yüzde 20 geriledi.

9 PMI İmalat Sanayi Raporu sonuçları da zayıflamaya işaret ediyor
Dünyada da çok izlenen satın alma müdürleri (PMI) endeksinde; 50’den yukarı değerler iyileşmeye, altındakiler ise kötüleşmeye işaret eder. PMI; yeni siparişleri, fabrika çıkışlarını, istihdamı, tedarikçilerin teslim süresini ve stok düzeylerini kapsar. Böylelikle ekonomik aktivitenin seyrine ilişkin geniş bir perspektif sunar. Ağustos ayında 46.4 olarak ölçülen endeksin Eylül’de 42.7’ye gerilediği, altı ay üste 50’nin altında gerçekleştiği anlaşıldı. Raporda üretim endeksinin Mart 2009’dan beri en belirgin düzeyde yavaşladığı ifade edildi. Öte yandan TL’deki zayıflamaya karşın, daha düşük düzeyde de olsa yeni ihracat siparişlerinin dahi gerilediği endekse yansıdı.

10 Reel sektörün döviz açığı hala kritik düzeyde seyrediyor
Türkiye ekonomisinde yakından izlenmesi gereken, belki de en kritik gösterge, “finansal kesim dışındaki firmaların döviz yükümlülükleridir”. Temmuz 2018 döneminde net pozisyon açığı hazirana göre 1.7 milyar dolar artışla, 217.2 milyar dolar oldu. Bu yükümlülüklerin kaba taslak yarısı dış borç, geri kalanı ise yerli bankalara döviz borcudur. Şirketler orta-uzun vadeli yükümlülüklerine karşılık, kısa vadeli varlık tutarak döviz borçlarının anapara ve faizlerini ödemeye çalışıyorlar. Kısa vadeli net pozisyon fazlasının 2.5 milyar dolar olması, şirketlerin yakın gelecekte borç servislerini aksatmayacaklarının belirtisi sayılabilir. Ne var ki orta-uzun vadede sıkıntıyla karışlaşmaları olasılığının yüksekliği Türkiye ekonomisinin üzerinde “Damokles’in kılıcı” gibi sallanmaya devam ediyor.

Not: Burada yer vermediğimiz işsizlik verilerinin analizi için 16 Ekim tarihli yazımıza bakabilirsiniz.


Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız