23 Haziran’da ‘Kim haklı çıktı?’
BirGünce BirGünce

Türkiye’nin AKP iktidarıyla başlayan siyasal İslamcı bir faşistleşme ve gericileşme sürecinde, sol adına izlenen politikalar konusunda kuşkusuz tartışılması gereken çok şey var. Bunun ötesinde, şimdilerde İmamoğlu’nun kimi atamaları ve makamında Kuran okutmaları türünden (kuşkusuz haklı tepkiler alan) tutumları üzerine sosyal medyada yapılan ‘kim haklı çıktı’ tartışmaları bir yana, bu süreç boyunca izlenen politikalar üzerinden bütünlüklü bir hesaplaşmanın da yürütülmesi gerekir. Bu tartışma henüz güncelliğini sürdürmekte olan büyük tehlike karşısında yürütülecek mücadeleye, ülkenin geleceğine ve sorumluluklarımıza dair bir tartışma olarak görülmeli.

Bu noktada en önemli mesele, yeni rejimin inşasına soldan doğrudan veya dolaylı destekler örgütlenip, devrimci örgütlere ve devrimci değerlere saldırılarla yeni rejimin yolu temizlenirken gerekli sorumlulukların ne kadar yerine getirilebildiğidir.



NİYE KEFİL OLDUK?

Evet, 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinin büyük ölçüde bir tür referandum niteliğine bürünmüş olmasının sonucunda solun genişçe kesimleriyle birlikte Kürt hareketi de seçim siyasetinin ana yönelimini (önceki tutumlarından farklı olarak) AKP-MHP blokunun geriletilmesi için muhalefet cephesinin desteklenmesi şeklinde oluşturdu. Burada önemli olan kimin kazanacağından çok, iktidar blokunun geriletilmesiydi. 23 Haziran seçim sonuçlarının ortaya çıkmasında bu politikaların önemli bir rol oynadığı ne kadar ortadaysa, bunun ne CHP adaylarına ne de diğer muhalefet adaylarına “kefil” olma anlamına gelmediği de o kadar açıktır.

Seçim sonuçlarının muhalefet cephesine moral üstünlük kazandırmasının yanı sıra; özgürlük, laiklik gibi taleplerin en geniş kesimlerce benimsenmesi, kişi kayırmacılığı, yolsuzluk vb konular konusunda toplumsal bir duyarlılığın oluşmasına da katkı sağladı. 18 yıllık siyasal İslamcı uygulamalar karşısında oluşan muhalif bilincin her türlü uzlaşma adımına karşı çıkma konusunda güçlü bir eğilimin geliştiği de görülüyor. Belki de devrimci muhalefet bakımından seçimin en büyük kazançlarından biri de buydu. Nitekim İmamoğlu’nun bir AKP trolünü “liyakat” gerekçesiyle müdür olarak atamasının karşısına “en sıradan CHP kitlesi” de dikilmiş ve sonuç almıştır. Bu tür bir duyarlılığın oluşmasının seçimde AKP’nin yenilgiye uğratılmasıyla doğrudan bir ilişkisi vardır. Tersinden de söylenebilir. Herhangi bir CHP’li belediye başkanının kişisel özellikleri ve dünya görüşünden bağımsız olarak, bizim için toplumsal muhalif dalganın özellikleri önemlidir.

MUHALEFETE MUHALEFET ETMEK

Kuşkusuz İmamoğlu’na kendinde bulunmayan özellikler atfeden; tek bir insanın ülkeyi kurtaracağını sananlar olmuştur. Ama bu tür abartılı bir tavır karşısında iktidar blokuyla muhalefet blokunu eşitleyerek, iktidardan çok muhalefete muhalefet ederek dolaylı bir iktidar savunmacılığını haklı çıkarmaya çalışmak saçmadır.

Aydınlık, doğrudan AKP-MHP blokunu destekliyor. Bu kuşkusuz utanç verici bir durumdur. TKP ve diğer bazı gruplar da her iki bloku eşitleyerek, dolaylı bir şekilde hâkim pozisyonda olandan yana bir tutum takınıyorlar. Hiçbir şey, ister herhangi bir CHP’linin isterse de diğer muhalefet partilerinin şu veya bu hataları üzerinden bu tür bir siyaset anlayışını haklı kılamaz.

Devrimci bir politika elbette egemen sınıf partilerine (bloklarına, fraksiyonlarına vb.) bağlı bir siyaset izleyemez. Bunun için devrimciler her durumda bir üçüncü yol siyasetini esas alan bir görüşü savunur. Ancak özellikle bizim gibi siyasal İslamcı faşist saldırının gündemde olduğu böyle bir durumda, devrimci bir siyaset anlayışı, burjuva partileri (blokları vb.) aralarındaki farklılıkları görmezden gelerek de hareket edemez. Birincisi ne kadar ilkesiz bir oportünizm olarak reddedilmesi gereken bir anlayışsa, bu ikincisi de en hafif deyimle ‘bir çocukluk hastalığı’ olarak reddedilmesi gereken bir anlayıştır.

ŞİMDİ DAHA GÜÇLÜYÜZ

Bu yüzden bugün ülkemizde izlenmesi gereken doğru siyaset, esas olarak egemen blokun geriletilmesini gözetirken, yeni siyaset tarzı denilerek pazarlanan “uzlaşma” arayışlarına ve sömürü düzeninin kılık değiştirmiş bir devamından başka bir sonuç getirmeyecek restorasyon türünden her çeşit adıma karşı tavır alarak, ülkenin devrimci demokratik bir dönüşümü yönünde birleşik örgütlü bir mücadeleyi geliştirmeye çalışmak olmalıdır.

Evet, AKP-MHP bloku geriletildi ama koskocaman bir devlet mekanizması ve toplumsal hayattaki kökleri yerli yerinde duruyor. Bu kötülükler rejiminden kurtulmak için önümüzde uzun bir yol var. Ama şimdi 23 Haziran öncesine göre daha iyi durumdayız ve yolumuza şimdi daha çok umutla ve daha çok özgüvenle devam edebiliriz.

ABD İLE BARIŞ GELMEZ

Suriye savaşında yaşanan her gelişme Türkiye iç siyasetinde derin etkiler yarattı. Fırat’ın Doğusu için masa üstünde bekleyen senaryolar da benzer bir potansiyele sahip. ABD ile Türkiye arasında Müşterek Harekât Merkezi kurulması kararının sonrasında atılacak adımlar belirsizliğini korurken bir yandan da “çözüm süreci”nin yeniden kapıda olduğuna dair yorumlar yapılıyor. Öcalan’ın avukatları aracılığıyla gönderdiği ikinci mektup kimi çevrelerce masanın kurulmasına yönelik bir adım olarak yorumlandı. İktidar bloku, kendi bekası için 23 Haziran seçimleri öncesinde Öcalan’dan yararlanmak istemiş fakat bu hamlesi ters tepmişti. Bugün Fırat’ın Doğusu’na operasyon gündemdeyken Öcalan faktörünün bir kez daha kullanılmak istendiği görülüyor.

Ancak iktidarın tek başına bu yöntemle istediği hedeflere ulaşması kolay değil.

ABD, Türkiye-Suriye sınırının her iki yanında askeri olarak var olmayı, TSK ve SDG/YPG’yi birbirinde uzak tutarak emperyalist hedefleri doğrultusunda her iki “müttefikini” de dengede tutmayı amaçlıyor. Türkiye’deki iktidar bloku ise hem milliyetçi konsolidasyonla ömrünü uzatmayı hem de Kürt siyasetindeki fay hatlarını harekete geçirmeyi planlıyor. İmralı ile Kandil arasındaki muhtemel haberleşme trafiğine izin verilmesi büyük ölçüde bu nedenden kaynaklanıyor. Tarafların ABD emperyalizmi ile arasına mesafe koymaması durumunda, önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak sıcak gelişmelerin bölgeye barış getirme ihtimali ise mümkün görünmüyor.