Çin için K. Kore ‘küçük kardeş’tir
KAMURAN KIZLAK KAMURAN KIZLAK

Geçen hafta K. Kore’yi önce Xi Jinping ziyaret etti ve bir-iki gün sonra da Pompeo. Sonrasında, Çin, Rusya ve K. Kore arasında bir üçlü görüşme yapıldı.

ABD, K. Kore’den nükleer programını durdurmasını ve nükleer füzeleri imha etmesini istiyor. K. Kore ise bunun için ABD’nin K. Kore’nin güvenliği konusunda garanti vermesini istiyor. K. Kore BM temsilcisi, “Nükleer silahlardan arınma taahhüdümüze bağlılığımız sürüyor. Bu ancak ABD’nin güvenimizi kazanması ile mümkündür. Ulusal güvenliğimizden emin olmadan tek taraflı olarak silahsızlanmamız beklenmemeli” dedi. Bu güvenlik talebi aslında ABD’nin bölgeden yani Çin’in çevresinden de uzaklaşması anlamına geliyor.

ABD’nin K. Kore’nin güvenliği adına önerdiği şey Kuzey-Güney Kore arasındaki savaş durumunu hukuki olarak da sona erdiren bir anlaşma oldu. Tam da K. Kore’den beklenecek cevabı aldı. Mealen şöyle bir cevap: “Bu G. Kore ile birlikte başarabileceğimiz bir şey, başkasına ihtiyacımız yok.” Kendi aralarında kotaracakları bir barış anlaşması yakın gibi görünüyor.

ABD’nin K. Kore’yi Çin’e karşı bir pazarlığa çekmek istediğine dair kuşkular var. Lakin bu olacak şey değil. Bağımsızlık konusundaki hassasiyeti ve Çin’in uluslararası ilişkiler politikasına yakınlık duymaması nedeniyle K. Kore-Çin ilişkileri biraz serin olsa da, Çin açısından K. Kore “küçük kardeş”tir.

***

Bilime yatırım: Made in China 2025

2015’te açıklanan ve 2025’e kadar Çin ekonomisinin teknolojik dönüşümünü amaçlayan (ve bu günlerde giderek hızlanması beklenen) programın kısa adı “Made in China 2025”. Plan, Çin’i robotik, bilgi teknolojileri, havacılık, denizcilik, modern demiryolu, elektrik, tarım ekipmanları, sürücüsüz ve yeni enerji otomobilleri, yeni materyaller, biyofarma ve gelişmiş medikal ürünler gibi on sektöre yön veren ileri teknoloji güç merkezine dönüştürmeyi hedefliyor. Bu kritik sektörlerde küresel pazara hâkim bir “üretici süper güç” olmayı amaçlıyor. Seçilen bu 10 alanda Çin’in kendi ürettiği teknolojinin yüzde 70’e yükselmesi ve ileri teknolojinin kullandığı temel öğeler açısından Çin’in kendine yeterli hale gelmesi en önemli hedef sayılır. Dönüşüm programı biraz Almanya’nın “Endüstri 4.0” planını çağrıştırsa bile, o kadar geniş kapsamlı değil (Fakat ÇKP aklını biraz tanıyorsam, “Endüstri 4.0”ı da geride bırakma çalışmasını başlatmışlardır).

Bir iktisatçı akademisyen, “ABD’nin başlattığı ticaret savaşının altında Çin’in bu teknolojik dönüşümünden duyduğu korku yatıyor. Çünkü bu dönüşüm ABD’ye teknolojik üstünlüğünü kaybettirecek” diyor ve “Ayrıca, bu dönüşüm Çin’i orta gelir düzeyinden çıkarak ve üst gelir grubuna taşıyacaktır” diye ekliyor.


Çin’in bu teknolojik dönüşümü başaracak noktaya gelmesi tamamıyla Ar-Ge kurumlarının başarısı; yani bilime yapılan yatırımın meyvesi. Çin’in son 25-30 yıl içinde 45-50 civarındaki kendi Ar-Ge kuruma akıttığı milyar dolarlar “yüksek teknoloji üreten Çin” olarak döndü. Çok sayıda nitelikli biliminsanı, bilimsel-teknolojik başarılar, dünyada ilk yüze giren 8 üniversite ve onların yetiştirdiği yetenekli öğrenciler de bu sürecin diğer sonuçları. Bu Ar-Ge kurumları Tübitak’a benzetilebilir. Fakat Tübitak İslamcı ilkellerin elinde bir gerilik ve yalan üretim merkezine dönüşürken buradakiler bilimsel araştırma enstitülerine dönüştü.

***

Duterte’nin trenleri

cin-icin-k-kore-kucuk-kardes-tir-523790-1.

Trumpgillerin en dengesizi Duterte, Filipinler Devlet Başkanı seçilirse Çin’in desteğiyle (insanlar işsizlikten, açlıktan kırılırken) ülkeyi çepeçevre dolaşan bir hızlı tren yolu inşa edeceğini vaat etmişti. Seçildikten sonra, gerek Duterte’nin nereye savrulacağı belli olmayan dengesiz politikaları gerekse çok yüksek maliyet (Filipinler çok sayıda adadan oluşuyor) nedeniyle Çin bu projeden uzak durdu. Son zamanlarda, Kuzey-Güney Kore arasındaki görüşmelerin yanı sıra, G. Kore ile Filipinler arasında başlayan Çin Denizi’nin güvenliği”ne ilişkin görüşmeler üzerine Çin Duterte’nin çağrısına cevap verdi ve proje tekrar gündeme geldi. Yakında projenin ayrıntılarını görüşmeye başlayacaklar. Ayrıntılar tabii ki ABD’nin bu sulardan nasıl uzak tutulacağına dair işbirliğine odaklanacaktır, malum.

***

Gazeteciye sınırdışı

Hong Kong (HK) yönetimi, Financial Times’ın Asya editörü İngiliz gazeteci Victor Mallet’in çalışma vizesini yenilemedi. Geçen Ağustos ayında, “HK Milli Parti” (hükümet kapattı) lideri Andy Chan, HK Yabancı Muhabirler Kulübü’nde (FCC) Çin’i ‘Dünya’daki özgür insanlar için bir tehdit” olmakla suçladığı bir konuşma yapmıştı. HK yönetiminin “HK’li aşırılıkçılar ve bazı dış güçlerin HK ifade özgürlüğünü sabote etmeye kalkıştığı bir politik provokasyon” açıklaması yaptığı o konuşmayı FCC başkan yardımcısı V. Mallet’in düzenlediği açıklandı. Kraliçe’nin sadık kulları kolonyalist İngilizler için HK’nin Çin’e devredilmesi sanırım hep bir kuyruk acısı olarak kalacak. Mallet’in ödediği bedel vizesi bitince HK’yi terk etmek oldu. Aslında, HK yönetimi onu tutuklayıp İngiltere’ye şantaj yapmak için kullanabilirdi ama henüz bir ilkel Arap kabilesi kadar ileri hukuk ve demokrasi bilincine sahip değiller.

***

Üniversite 500’den büyüktür

Yani soru “İktidarda tutunabilmek uğruna din ve yalanlarla uyuşturulmuş ve böylece geleceği çalınmış bir nüfus mu, yoksa nitelikli bir insan kaynağı ve refah mı?” sorusu. Tercih ilkiyse, “Nasıl oluyor da (Yeni) Türkiye üniversitelerinin ilk 500 içinde esamesi okunmuyor” demek haybeden üfürmektir. Bu lafları bilim insanı unvanını hak edenler önünde etseydi, şu cevabı alırdı: “Bilimsel eğitimin temeli evrim kuramıdır. Evrim kuramı yoksa, bilim de yoktur, bilim yapabilecek akıl da, üniversite de... Eğitim müfredatının kitapları çocuklara evrim kuramı yerine ilkellerin tecavüz fantezilerini anlatıyor… İmam hatip ve ilahiyat kafasıyla bilim değil ancak masal-martaval külliyatı üretilir. Yandaş-yanaşmalıkla ise yalan, kalitesizlik ve çürüme…” Keşke “Üniversite 500’den büyüktür” deseydi. Kimse takmasa da, artistik bir çıkış olurdu.