birgün

19° AÇIK

İklim krizinin oligarkları kimler

Rus oligark avıyla birlikte medyada oligarkların lüks yaşam tarzı da hedef alınmaya başlandı. Yatları, mal varlıkları haberlere konu oluyor. O halde, bu yaşam tarzının iklim krizindeki payını da konuşma zamanı geldi.

BİRGÜN PAZAR 03.04.2022 09:32
İklim krizinin oligarkları kimler
Abone Ol google-news

Vladimir Potanin 32 yaşındayken Rusya’nın en büyük özel bankasının başkanı oldu. Bankayı birlikte kurdukları Mihail Prohorov ile iki yıl önce tanışmıştı. Dünyanın en zenginleri listesine girmeden önceki yaşamında sekiz yılını Sovyetler Birliği’nin Dış Ticaret Bakanlığı’nda geçirdi. Boris Yeltsin’in yeniden Rusya başkanı olduğu 1996 seçimlerinde Yeltsin’i destekleyen yedi oligarktan biri olduğu söylenir. 1996 seçimlerinde hile yapıldığı, bu iddianın Dimitri Medvedev tarafından onaylandığı (Time dergisi, 24 Şubat 2012) çok konuşulmaz ama Yeltsin’in istifa ederek koltuğunu Putin’e devrettiği bilinir.


Potanin, 1990’larda oligarkların Rusya’nın paha biçilmez devlet şirketlerinde pay sahibi olmasını sağlayacak, “hisse için kredi” programının fikir babasıdır. Kurdukları özel banka aracılığıyla Rusya’nın finans bulmakta zorlanan devlet şirketlerine kredi verirler. “Ödenemeyen” krediler için de şirketlerden hisse alırlar. Potanin bugün Nornickel adlı dünyanın en büyük nikel üreticisi şirketin en büyük hissedarı ve Yönetim Kurulu Başkanı. Serveti bu maden şirketiyle de sınırlı değil; gayrimenkulden enerjiye kadar birçok alanda iş yapıyor. Bloomberg’in Milyarderler Listesi’nde en üst sırada yer alan Rusya vatandaşı, 28,5 milyar dolarlık sermayesi var. Batı tarafından henüz kara listeye alınmadığını da hatırlatalım.

Hammadde oligarklardan

Bloomberg’in Milyarderler Listesi’nin ilk 100’ünde Rusya’dan 26 isim var. Hepsine oligark diyebilir miyiz bilinmez ama ilk sıralarda değiller. Listenin ilk 10’unda ABD’den sekiz, Fransa ve Hindistan’dan birer isim var. En zenginlerin iş kolu teknoloji. En zengin 10 kişinin yedisinin, en zengin 500 kişinin 75’inin alanı teknoloji. Teknolojinin ayakta kalması içinse hammaddeye ihtiyacı var. Maden çıkarmak, o madenden cep telefonu yapmak kadar kârlı değil belki ama ikisi birbirine bağlı. Oligarklar olmazsa Jeff Bezos’lar, Bill Gates’ler de olmaz.

Oligark ya da değil, dünyanın en zenginleri birbirleriyle ticaret yapmak zorunda ve sermaye birikimlerinin büyük bir bölümü aslında doğal varlıkların sömürüsüne dayalı. Elon Musk’ın, elektrikli otomobilleri için gereken lityum rezervlerine sahip Bolivya’daki darbe girişimiyle ilgisi olup olmadığını soran bir tweete verdiği, “Kime istersek ona darbe yaparız, alışsanız iyi olur” yanıtı hâlâ akıllarda. Elon Musk 271 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin insanı. Neyse ki Musk, oligark değil, yatlarıyla istediği ülkeye gidebilir, istediği ülkeden ev veya şirket alabilir.

Lüks hayatlar hedefte

Yatlar ve katlar… Oligark deyince akla yatlar, özel jetler ve lüks hayatlar geliyor. İki ay önce yatırımcı şimdi ise “istenmeyen insan” ilan edilen Rus oligarklarla ilgili haberler dikkat ederseniz lüks hayatın sembolü haline gelen bu imgelerden geçilmiyor. NBC Haber Kanalı’nın, yarım düzineye yakın Putin’e yakın Rus oligarka ait yatlara el konulduğunu anlatan ve defalarca yat fotoğrafları gösterilen haberinde Beyaz Saray Basın Sözcüsü Jen Psaki, “Bu daha başlangıç” diyor. Batı, tüm bu servetin yasadışı yollarla elde edildiğini “birdenbire” fark etmiş olabilir. Peki ama listedeki diğer zenginlerin servetinin “temiz” olduğuna kim karar verecek? Irak işgali sonrası ülkeye yerleşen petrol şirketlerinin geliri “temiz” mi örneğin? Yağmur ormanlarını yok ederek burger zincirlerine yeni sığır yetiştirme alanları açmak özel mülkiyete el koymaya neden olacak bir suç olamaz mı?

Varsılla yoksulun arasındaki uçurumun giderek açıldığı kapitalist dünyada, yatların hem yoksulları sistem içinde tutmak için satılan hayallerde hem de istenmeyen zenginleri kötülemek için haberlerde kullanılması garip. Bu yaşam tarzıyla ilgili bizi rahatsız eden tek konu, yatların sahipleri olmamalı. İklim adaleti üzerinden yat ve kat meselesine baktığımızda, sahibinin kim olduğundan çok bu yaşam biçiminin kabul edilemez olduğunu görüyoruz.

En zengin yüzde 1 emisyonlarının yüzde 15’inden sorumlu

1990 ile 2015 yılları arasında atmosfere bırakılan seragazı emisyonlarının yüzde 15’inden dünyanın en zengin yüzde 1’i sorumluydu (Oxfam). Bu rakam dünyada nüfusun en yoksul yarısının atmosfere bıraktığı emisyon miktarının iki katı. AB’de yaşayan tüm insanlarınkinden de fazla. İklim krizini durdurmak için azaltmak zorunda olduğumuz seragazı emisyonları ülkelere ait rakamlar gibi görünse de özünde tüketim toplumu ve o toplumdaki bireylerin yaşam tarzları var. Endüstrinin mi bu yaşam tarzını yönlendirdiği, yaşam tarzının mı endüstriyi karbon yoğun bir hale getirdiği tartışılabilir ama aralarındaki ilişki inkâr edilemez.

2018 yılı verileriyle, seragazlarından sadece karbondioksiti (CO2) baz alarak yapılan bir sıralama (Dünya Bankası) ülkelerdeki yaşam tarzları hakkında da bilgi veriyor. Katar, yılda 32,4 tonla kişi başına düşen CO2 emisyon miktarında ilk sırada yer alıyor. Dünya ortalaması ise 4,4 ton. Katar’ı Kuveyt, BAE, Bahreyn gibi diğer körfez ülkeleri izliyor. Kanada 15,5 tonla 7. sırada yer alıyor ABD’de kişi başına düşen CO2 emisyonu miktarı 15,2 ton. Türkiye’de ise bu rakam 5 ton.

Listenin sonundaki Kongo ve Somali gibi ülkelerde ise her bir kişi yılda sadece 0,046 ton, yani 46 kilogram karbondioksiti atmosfere bırakıyor. Endüstriyel yaşamın bu rakamı yukarı çekeceğini düşünebiliriz ama bu sınır tüketim toplumunun öncülerinin bize gösterdiği yerden çok aşağıda olacak. Bazı çalışmalar kişi başına düşen CO2 emisyonu miktarının 2030’da 2,3 ton, 2050’de ise net sıfır olması gerektiğini söylüyor. Dünyayı kurtarmaya ABD veya Katar’da yaşayanlara göre Kongo’da yaşayanların yakın olduğu görülüyor.

Zenginler 1,5 derece hedefinin çok uzağında

Ülkelerden karbon ayak izleri pabuç kadar olmuş zenginlere dönelim. Oxfam’ın 2020 yılına ait çalışmasına göre hâlihazırdaki gidişatta ısrar edilirse oligark ya da değil, dünyanın zenginleri iklim krizini durdurma çabalarının altını oymaya devam edecek. Dünyanın en zengin yüzde 1’inin, 2030 yılında tüketimden kaynaklı kişi başına düşen emisyon miktarının, 1,5 derece hedefi için gerekenden 30 kat fazla olacağı tahmin ediliyor. Dünyada nüfusun en yoksul yarısının 2030 yılındaki karbon ayak izi ise 1,5 derece hedefinin katbekat altında kalacak.

İklim krizini durdurmak için “iklim oligarklarının” yaşam tarzına müdahale şart. Oxfam’ın raporunda da belirtildiği gibi, dünyanın zenginlerinin yatırım ve tüketimleriyle ortaya çıkan tonlarca seragazı emisyonu ile neden oldukları eşitsizliğe dur demeden 1,5 derece hedefini yakalamak mümkün değil.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun