Kapitalizm ve emperyalizm
Birgün Birgün Birgün Birgün
Yunanistan’da Syriza’nın seçim yenilgisini ve Türkiye’nin S-400 füzesavar sistemi satın alması konularını gündelik tartışmaların ötesine taşıyarak “kapitalizme ve emperyalizme karşı mücadele” bağlamında ele almak mümkün. Bu çerçevede sözü, fikirlerine değer verdiğimiz Marksist ustalara bırakabiliriz. Chavez döneminde “21. Yüzyılın sosyalizmi” kavramı etrafında Venezuela’ya danışmanlık yapan Michael Lebowitz henüz 2015 yılında Syriza’yı bekleyen tehlikeler konusunda “Sosyal Demokrasi […]

Yunanistan’da Syriza’nın seçim yenilgisini ve Türkiye’nin S-400 füzesavar sistemi satın alması konularını gündelik tartışmaların ötesine taşıyarak “kapitalizme ve emperyalizme karşı mücadele” bağlamında ele almak mümkün. Bu çerçevede sözü, fikirlerine değer verdiğimiz Marksist ustalara bırakabiliriz.

Chavez döneminde “21. Yüzyılın sosyalizmi” kavramı etrafında Venezuela’ya danışmanlık yapan Michael Lebowitz henüz 2015 yılında Syriza’yı bekleyen tehlikeler konusunda “Sosyal Demokrasi veya Devrimci Demokrasi” başlıklı bir yazıyla uyarılarda bulunmuştu.

Makale şu önerilerle başlıyordu:

1) Birkaç yıldır Syriza Yunanistan’da, Avrupa’da ve neoliberalizm ile kemer sıkma programlarından bunalan her ülkede işçi sınıfının umudu oldu. Onlar daha iyi bir muhalefetin mümkün olduğu mesajını veriyor ve başta İspanya’daki Podemos, benzer mücadeleler verenlere ilham kaynağı oluyor.

2) Avrupa ve Yunan sermayesi “haberciyi” öldürmeye kararlıdır. Bu kapsamda neoliberalizmin ve kemer sıkma politikalarının alternatifi olmadığını kanıtlamaya kararlılar.

3) Bir parti olarak programlarına, bir platform olarak ülkeyi yönetmek için seçilmelerine, büyük bir halk oyuyla Avrupa sermayesinin taleplerini reddetme konusunda destek bulmalarına aykırı biçimde Syriza hükümeti diz çökmüştür ve Yunanistan’ın sömürge statüsünü kabul etmiştir.

4) Kitlelerin yaratıcı gücünü açığa çıkarmak için hiçbir zaman geç değildir (veya yakında geç olacaktır).

Ne yazık ki, bilindiği gibi Yunanistan örneğinde gerçekten geç kalındı… Lebowitz’e göre ilk elden avrodan çıkmak değil, adil vergileme, borçların iptali, sermaye kontrolleri, bankaların kamulaştırılması gibi işçi sınıfının çıkarına politikalar uygulanmalıydı. Bu da avro bölgesi içinde kalmayı imkansız hale getiren koşullar yaratacak, zaten artık buna  izin de verilmeyecekti.

Bu politikalar uygulanırsa sermaye saldırısı karşısında teslim olmak veya bildiği yolda yürümek gibi iki seçenek ortaya çıkar. Sosyal-demokrat yanıt, sermaye karşısında teslim olmaktır, halbuki ben yürüyüp gitmeyi öneriyorum…

Lebowitz’e göre sermayeden politik ve ideolojik kopuş için, sosyal hareketlerin tüm kapasitesini harekete geçiren bir seferberlik gerekir. Halbuki Syriza hükümeti kitleleri atıl kılıp sermayeyle dans etmeyi seçmiştir…

Gelecekteki hükümetler için çıkarılacak ders, iki ayak üzerinde yürümektir. Bir yandan devrimci öznelerin, kitlelerin aşağıdan yukarı yaratıcı enerjisine dayanılırken, öte yandan polis, yargı, ordu gibi kurumları sermaye kontrolü altından çıkarmak gerekir.

Bu görüşler ütopik, gerçekten uzak görülebilir. Ancak Syriza örneği bir kez daha, “uçuk, afaki” tezlerden uzak durmanın “makul uzlaşmacı” görünmenin de sonuç vermediğini gösteriyor. (Bkz. Michael A. Lebowitz’in Socialist Project sitesindeki Social Democracy or Revalutionary Democracy: Syriza and us, August 2015)

Yunan Ekonomisinden Türkiye’ye Dersler

Yunanlı akademisyen Costas Lapavitsas’ın seçim sonrası Yunan ekonomisine ilişkin değerlendirmeleri Türkiye için de dersler içeriyor. Çipras’ın itaatkâr tavrı borçlanma maliyetlerinin düşmesini, yeni kredi kaynakları bulunmasını getiriyor. Ancak ekonomi bir türlü düze çıkamıyor…

Yaygın işsizlik ve reel ücretlerin düşüşü karşısında tüketim bir türlü canlanmıyor. Kişiler ve şirketler borçlarını ödemeye ağırlık verince, hem kaynak sıkıntısı hem talep yokluğu nedeniyle yeni yatırımlar yapılamıyor. Özellikle inşaat sektörünün çöküşü yüzbinlerce kişiyi işsiz bırakıyor. Troyka ile yapılan anlaşma gereği bütçenin “faiz dışı fazla” vermek zorunda kalması,  kamu yatırımları yoluyla ekonomiyi rahatlatmayı olanaksız kılıyor.

Bankaların “tahsili gecikmiş alacaklarını” tasfiyeye girişmeleri bilançolarını bozuyor. Alacakların spekülatif yatırımcılara satılması büyük zararlar yazmalarına neden oluyor. Sonunda yatırıma ve tüketime tahsis edilecek krediler giderek daralıyor. Dünya piyasalarına açılmak, “yüzünü dışarı dönmek” ekonomiyi düze çıkaracak strateji olarak sunuluyor. Gerçekten ihracat kıpırdıyor, turizm sektörü canlanıyor. Ne var ki ekonomik büyüme biraz canlanınca ithalat yükseliyor, dış açıklar yeniden baş gösteriyor. Üretime yönelik bir ekonomiyi kamu öncülüğünde yeniden  tasarlamadan, alınan  gündelik önlemler ülkeyi sürdürülebilir bir kalkınma rotasına sokamıyor.

 Başta doktorlar, mühendisler, teknisyenler yurtdışında geçerli becerileri bulunanlar kurtuluşu ülkeyi terk etmekte buluyor. Ekonomik krizle başlayan, Syriza döneminde de hız kesmeyen beyin göçü vasıflı 400 bin kişinin işgücünden düşmesine neden oluyor.

 Bu noktada Türkiye’yle hem benzerlikler, hem de farklılıklar var. Çünkü bizim memleketten Yunanistan gibi ekonomik nedenlerle kapağı dışarı atanlar bulunduğu gibi; “İslami bir rejime sürüklenme endişesinden, başta kamu hizmeti iş bulurken liyakat kurallarının uygulanmamasından, eğitim sisteminin gericileşmesi nedeniyle çocuklarının geleceği kaygısından” ülkeyi terk edenler  bulunuyor. (Costas Lapavitsas’ın görüşleri için bkz. Greece’s Long Road Ahead, Jacobin.mag July 2019)

 Özetle, Yunanistan küresel kapitalizmle barışık bir sol yönetimin içine düşeceği çıkmazı sergilemek açısından son dönemlerin en ilginç örneği. Ayrıca Türkiye’nin içerisinde debelendiği krizin, ekonomiyi nereye sürüklediğini teşhis edebilmek açısından da çok öğretici, tabii Yunan halkı içinse çok acı bir deneyim…Yunan halkının hâlâ soldan umudu kesmediğini  oy tercihleri gösteriyor. Syriza’nın ve tüm sol blokun sıkı ve objektif bir değerlendirme yapıp yoluna öyle devam etmesi gerekiyor…

 Emperyalizm ile ilgili değerlendirmeyi bir sonraki yazıya bırakırken, Türkçesi de yayımlanan Monthly Review dergisinin Emperyalizm özel sayısındaki makalelerin değerlendirmemize  esin kaynağı oluşturacağını şimdiden duyuralım.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız