birgün

18° PARÇALI BULUTLU

GÜNCEL 04.08.2020 04:00

Memlekete sol gerek

Sol Parti 8 Ağustos 2020’de Birinci Konferansı’nı topluyor. Bu konferans partinin yol haritasının belirlenmesi yanında ideolojik, teorik ve stratejik anlamda yenilendiğini göstermek açısından da önemlidir. Bugün toplum, sosyalizm anlayışını köşeli bir biçimde ifade etmeyen; kapsayıcı, esnek, ön yargılardan uzak, sıcak tınılı bir sol partiye gerçekten gereksinim duyuyor. Ayrıca gündelik politikalara hapsolmayan; tüm adımlarını sağ partileri de içeren Büyük Çadır’a zarar vermeme ürkekliğiyle atan bir muhalefet zihniyetinin aksine sol değerlere sahip çıkan, sosyalizme kapı açacak devrimci dönüşümler için mücadele eden bir politik öznenin de eksikliği hissediliyor. Sol Parti bu boşluğu doldurabilir mi? Umudumuzu eyleme dönüştürmekten, eylemimizi de başarıyla taçlandırmaktan başka çaremiz kalmadığını düşünüyorum.

Sol Parti’nin Üç Çıpası

Sol Parti’nin ayırt edici özelliğinin, eski ifadeyle alametifarikasının 3 temel konuda tutarlı, ısrarlı ve kararlı politikalar izlemesi olduğu görülüyor. Bunlardan birincisi, bilime, Aydınlanma’ya ve cumhuriyet değerlerine inatla sahip çıkması, laikliği yeniden kazanma perspektifine sahip olmasıdır. Bu çıpa AKP’nin mezhepçi zihniyetine karşı çıkan, devletin tarikat-cemaat-yandaşlık bağları çerçevesinde yönetilmesine gönlü el vermeyen, genel anlamda sol, cumhuriyetçi, ilerici geniş toplum kesimlerinin de desteğini kazanma potansiyeli taşıyor. Sol Parti artık hilafet, şeriat özlemlerini dile getirmekten çekinmeyen, giderek cüretini artıran gericiliğe karşı her cephede çetin bir “kültür savaşı” vermekten geri durmuyor.

İkinci çıpa, yaşamı kâr ve rekabet ekseninde tanımlayan neoliberalizm ve onun yarattığı “piyasa toplumuna” net bir tavırla muhalefetini sürdürmesidir. Sol Parti özelleştirilen işletmelerin tekrar kamulaştırılması, eğitim ve sağlık gibi temel sosyal hizmetlerin parasız sunulması hedefini baştan beri ortaya koyuyor. Yıllardır sürdürülen özelin iyiyi, verimliliği, dinamizmi temsil ettiğine dair kara propagandaya karşı kamuculuğu savunuyor. Ulusal, yerel yönetimler ve kooperatifler başta olmak üzere farklı kolektif mülkiyet biçimlerinin bir arada bulunacağı eşitlikçi ve dayanışmacı bir toplum düşlüyor. Ekonominin piyasa sinyallerine göre değil de, toplumsal ihtiyaçların giderilmesine yönelik örgütlenmesinden yana tavır koyuyor. Üstelik kamuculuk yorumu bürokratik bir anlayışa değil, emekçileri kamu işletmelerinin yönetim ve denetiminde söz sahibi kılacak katılımcı bir modele dayanıyor.

Üçüncü çıpa, Ortadoğu denklemlerine, Avrasyacılık özlemlerine, “ulusal çıkar” bahanelerine prim vermeksizin, yan yollara sapmaksızın tam bağımsızlıkçılığı savunmasıdır. NATO’dan bir an önce çıkılması, yabancı üslerin kapatılması, emperyalist saldırganlığın son bulması gereğini militarizm karşıtlığı vurgusuyla net bir biçimde dile getiriyor. Enternasyonalist bir anlayışla ezilenlerin her coğrafyadaki mücadele ve direnişleriyle dayanışma içinde bulunması, anti-emperyalist çizgisini açıkça ortaya koyması dikkat çekiyor.

Pandemi Döneminde Sol Rüzgarı Arkasına Almak

İçinden geçtiğimiz pandemi süreci aslında devletin ekonomiye müdahale etmesini, kamusal kaynakları seferber ederek işini, işyerini kaybeden, geliri düşen, yaşam şartları zorlaşan yurttaşlara yardım elini uzatmasını gerekli kılıyor. Bugünkü konjonktürde gıda, sanayi, enerji, sağlık başta gelmek üzere temel üretim alanlarında ulusal egemenliğe sahip çıkılması iyice meşruiyet kazanmış durumda.

Sanayi planlaması, tarım planlaması, salgın döneminde hızlanan teknolojik gelişmeyle işini kaybedenler için istihdam planlaması gereği de kendini hissettiriyor. Böylelikle öteden beri savunduğumuz demokratik planlamanın gündeme getirilmesi ve yaşama geçirilmesi için uygun zemin doğuyor. Kısaca, bir yandan bir insanlık trajedisi yaşanırken, bir yandan da sol-sosyalist fikirlerin çekiciliğinin artması, uygulanabilirliğinin sınanması için bir fırsat ortaya çıkıyor.

Sol Parti’nin kuruluşunda ortaya koyduğu geçiş dönemi önerileri orta ve uzun vadede başarıya uzanmak için çok önemlidir. Çünkü her bir küçük zafer, her kısmi başarı daha güçlü bir talebin yolunu açar; halkın moralini yükseltir, güvenini tazeler, mücadele azmini biler.. Bu kazanımlar birike birike daha radikal hedeflerin kapısını aralar.

Bugün önemli olan solun fikirleriyle, programıyla, söylemiyle, yaydığı kültürle “hegemonik” hale gelebilmesidir. Bazı muhalefet çevrelerinde gözlenen, sağ seçmene göz kırpan; muhafazakâr bir söylemin vesayeti altına girmekte sakınca görmeyen; pragmatik olacağım diye kendi sesini, fikrini, giderek özünü kaybeden bir anlayış hiçbir zaman hegemonik olamaz.

Demokratik cumhuriyet felsefesi çerçevesinde, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin; her türlü sömürü, ezilme, ayrımcılık ve dışlanmaya tepki olarak yükselen kimlik ve tanınma taleplerinin; emekten yana ekonomik çözümlerle eklemlendirilmesi, son aşamada ortak bir mücadele hattında birleştirebilmesi halinde daha güçlü bir potansiyel enerji açığa çıkacaktır. Ayrıca insan doğa uyumunu temel alan bir ekolojik perspektifle, kapitalizmin pompaladığı aşırı tüketim zihniyetiyle hesaplaşan, yoksulluğun kol gezdiği bir ülkede insanların yaşam standartlarını yükseltme hedefiyle ekolojik dengeleri gözetme sorumluluğunu bağdaştıran bir senteze ulaşmak da büyük önem taşıyor.

Bunların tümünü başarmanın kolay olmadığını elbette biliyoruz. Ancak, ileriki bir tarihte seçim olacak, nasıl olsa seçmen ekonomik nedenlerle AKP’ye sırtını dönecek varsayımına bel bağlayan kısır bir muhalefet anlayışına da teslim olamayız. Ayasofya’nın cami olarak açılması gibi din temelli atakları, çoklu baro benzeri anti demokratik kurumsal dönüşümleri, İstanbul Sözleşmesi’nin yok sayılmasına yönelik kadın mücadelesinin kazanımlarını hiçe sayan gerici hamleleri göğüslemeden, kısaca hiçbir alanı boş bırakmayan bütünlüklü bir anlayışı egemen kılmadan, bu İslami gerici rejimin üstesinden gelemeyiz.

Toplumun dengelerinin emekçiler ve ezilenlerden yana değişmesinin anahtarının politik, ideolojik ve sınıfsal mücadelelerden geçtiğini asla akıldan çıkarmamalıyız. Sol Parti toplumsal muhalefetin diğer bileşenleriyle birlikte bu zor görevlerin üstesinden gelebildiği ölçüde halk kesimlerinin vicdanına seslenebilir, umudunu yeşertebilir, mücadele iradesini harekete geçirebilir. Aynı zamanda kendi örgütünün kararlılığını, azmini, kendine güvenini tazeleyebilir. Dileğimiz de beklentimiz de özlemimiz de budur.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız