birgün

13° KISA SÜRELİ YAĞMUR

SİYASET 20.04.2021 12:48

Sancar: Savcı'nın dosyada unuttuğu belge, emniyetin yargıya nasıl talimat verdiğini gösteriyor

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında konuşuyor. HDP'ye yönelik Kobane soruşturması ve kapatma davasına ilişkin konuşan Sancar, kumpas davalarıyla karşı karşıya olduklarını söyledi ve ekledi: "Savcı'nın dosyada unuttuğu belge, emniyetin yargıya nasıl talimat verdiğini açıkça gösteriyor."

Sancar: Savcı'nın dosyada unuttuğu belge, emniyetin yargıya nasıl talimat verdiğini gösteriyor

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunuyor. HDP'ye yönelik davalar hakkında açıklamalarda bulunan Sancar, Kobane davasına ilişkin, "Bir kumpas davasıyla karşı karşıyayız. Kobane davası kapatma davası gibi temelsizdir ve çökmeye mahkumdur" dedi.

HDP'ye açılan kapatma davasına ilişkin de, "AYM'nin açtığı bu kapıdan, hukukun aşığının bir nebze girmesine imkan tanımaktır" ifadesini kullanan Sancar, " Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı boşuna zaman harcamamalıdır. Demokratik siyaset imkanlarını yok etmenin parçası olmamalıdır" şeklinde konuştu.

HDP'ye yönelik kapatma davasının hazırlığını Terörle Mücadele Şubesi'nin Savcı'ya talimatla başlattığını söyleyen Sancar, "Savcı'nın dosyada unuttuğu belge, emniyetin yargıya nasıl talimat verdiğini açıkça gösteriyor" dedi.

'TALAN DEĞİL, HALK SAĞLIĞI ESAS ALINMALI'

Koronavirüs salgınına ilişkin de açıklamalarda bulunan Sancar, "Vaka sayılarının açıklanandan daha fazla olduğu söyleniyor. Bunlar gerçek olsa bile, bu sayılar bu ülkenin Urugay'dan sonra nüfusa göre vaka sayısında dünyada ikinci durumda. Aşılamada da aynı şeyler yaşanıyor. Eğer bu hızda 2022 sonuna kadar aşılanmanın tamamlanamayacağı meslek örgütleri tarafından ifade ediliyor. En başında beri söylüyoruz. Halk sağlığını esas almak lazım, talan düzenini değil" diye konuştu.

Sancar'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

KOBANE DAVASI

"Herkesin şunu net olarak bilmesini istiyoruz. Bu siyasi bir intikam davası... Bu yıllardır süren darbe planının belki de en önemli kavşağıdır. Bir kumpas davasıyla karşı karşıyayız. Kürt halkının siyasette özne olmasını ortadan kaldırma çabasıdır. Hukuk, hakikat, belge, bilgi yok bu davada. Kapatma davası gibi temelsizdir ve çökmeye mahkumdur.

'KAPATMA DAVASI GÜNDEMDEN DÜŞMELİ'

AYM'nin açtığı bu kapıdan, hukukun aşığının bir nebze girmesine imkan tanımaktır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı boşuna zaman harcamamalıdır. Demokratik siyaset imkanlarını yok etmenin parçası olmamalıdır. Bu dava gündemden düşsün, yeni bir adım da ortaya atılsın.

Kobane davasının başlangıcı 7 Haziran seçimlerinden sonraya denk geliyor. Sandıkta ağır yenilgi alan AKP, Genel Başkanı'nın ağzından bu partinin yöneticileri bunun bedenili ödeyecektir diyor. Davayı başlatan bu sözlerdir. Mesele açıkça anlaşılıyor. Kaybetmenin acısını siyaseten HDP'ye ve halka ödettirmek istiyorlar. Dokunulmazlıkların 2016 Mayıs'ından kaldırılmasından sonra HDP'ye yönelik 4 Kasım darbesi bu sürecin diğer bir aşamasıydı. Demokratik siyaseti çökertme ve demokrasi umutlarını bütünüyle tasviye etme planının önemli bir halkasıyla karşı karşıyayız. Demokrasiyi sıfırlamak isteyen tekçi iktidar düzenini, topluma nefes aldırmaya çalışan, gerçek adaleti, adil bir barışı bu ülkede kurmak isteyen tüm demokrasi güçlerini ve toplumsal muhalefeti hedef alan bir davayla karşı karşıyayız. Bu kumpas davası hukuk zemininden tamamen çıkmış, ülkeyi tekçi iktidarın hedef ve amaçlarına göre dizayn etme çabasının aracı haline gelmiştir.

'HDP'NİN KARŞISINA SİYASETLE ÇIKAMIYORLAR'

Başaramayacaklar. HDP'nin karşısına siyasetle çıkamıyorlar. Yargıyla, baskıyla, polisle sindirmeye çalışıyorlar. Ama yürüyüşümüz devam edecektir kararlı bir şekilde.

Yargılanan değerli dostlarımız elbette mahkeme salonunda tarihi savunmalar yapacaklar. Bu iddiaları bir bir çürütecekler, yalanları ortaya serecekler. Duruşmalar hukuksuzluğun, kumpasların yargılandığı adalet hesaplaşmasına dönüşecek. Bu dava yalan üzerine kurulmuştur. Arkadaşlarımız bunları mahkeme salonunda ortaya koyacaklar ama ben birkaç yalanı paylaşmak istiyorum.

Ne demişlerdi? 'HDP 7 Haziran'dan sonra halkı sokağa döktü.' Cumhırbaşkanı söyledi bunu. Yalan! 6-8 Ekim protestolar, 7 Haziran'dan 8 ay önce gerçekleşti.

'6-8 Ekim protestoları HDP'nin attığı tweetle başladı'. Külliyen yalan. Gerçek ne? Protestolar, IŞİD'in Kobani'ye yönelik saldırılarıyla birlikte Eylül başlarında ortaya çıktı. Ölümler, Erdoğan'ın 7 Ekim'de söylediği 'Kobani düştü düşecek' sözünden sonra polisin protestocuları otomatik tüfeklerle taramasıyla başladı. O güne kadar barışçıl süren protestolara kan bulaştı, karanlık bir ortam ortaya çıktı.

sancar-savci-nin-dosyada-unuttugu-belge-emniyetin-yargiya-nasil-talimat-verdigini-gosteriyor-866784-1.

Bir yalan daha: Demirtaş, şiddeti artırmaya yönelik tweet attı. Kuyruklu yalan! Demirtaş'ın protestolar sırasında attığı tweet, sokakta karşı karşıya getirme senaryolarına karşı herkes bilinçle hareket etmeli, sokaktan çekilmeli şekilndeydi.

'HDP'nin tweeti halkı şiddete teşvik etti.' bir başka yalan. HDP'nin tweeti barışçıl bir protestoya çağrıydı. Dünyada milyonlar, HDP'nin tweetinden önce IŞİD barbarlığından önce protestoya başlamıştı. BM başta olmak üzere uluslararası kurumlar acil çağrılarda bulunuyorlardı.

'HDP yöneticileri olayları kışkırttı' bir başka yalan. Çözüm süreci devam ediyordu o dönem. Olayların durdurulması için heyetimizden Sırrı Süreyya Önder ve İdris Baluken arkadaşlar İçişleri Bakanıyla sürekli diyalog içindeydi. Hatta Demirtaş ile dönemin Başbakanı Davutoğlu da telefon görüşmeleriyle durumu birlikte izliyorlardı.

Dönemin İçişleri Bakanının kullandığı bir söz var. Diyor ki 'Bizim kontrol edemediğimiz güvenlik güçleri var'. Bu da bir başka yalan... Yalanlar devam ediyor. Çok sayıda yalan var. Hepsi hem bizim çalışmalarımızla hem bu davada sanık sandalyesine adaletsizce oturtulan arkadaşlarımızın savunmalarında ortaya serilecek.

Bizler bu olayların aydınlatılması için çaba harcıyoruz. Genel Kurul'da, Meclis'te önergeler veriliyoruz am hepsi iktidar oylarıyla reddediliyor. Burada öyle bir ucube yönetim şekli oluşturulurdu ki her alanda çöküş yaşanıyor ve bedeli milyonlar ödetiliyor.

'TERÖRLE MÜCADELE SAVCI'YA TALİMAT VERİYOR'

Yalanlar ve kumpaslar bitmiyor. Bugün elimize bir belge geçti. Bu belge, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nün bilgi notu. Basına da vereceğiz. Bizim gizli saklı faaliyetle elde ettiğimiz bir belge değil. Savcı'nın dosyada unuttuğu bir belge. Savcı, bu dosyada bu belgeyi unutmuş, avukat arkadaşlar klasörden bulup çıkarmış.

Bu belge emniyetin savcıya nasıl talimat verdiğini gösteriyor. 26 Ekim 2018 günü. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanıp savcıya verilmiş bir belge. Belgeden bir bölümü okursam daha iyi anlaşılacak:

'27. Dönem Milletvekili seçilen Ayhan Bilgen, Garo Paylan, Hüda Kaya, Meral Danış Beştaş, Saruhan Uluç, Serpil Kemalbay, Sezai Temelli hakkında dosya kapsamında seçimden önce soruşturmalarına başlanacak olması, şüphelilerin şüpheli sıfatını tespit edecek şekilde soruşturma işleminin yapılmış olması nedeniyle, Anayasa'nın 14. maddesi gereğince, adı geçen 7 şüpheli hakkında Anayasa'nın 83. maddesinde düzenlenen yasama dokunulmazlığına ilişkin güvencenin geçerli olmayacağı soruşturma kapsamında değerlendirilmiştir.'

Diyor ki, bunların dokunulmazlığını tanımayın, bu 7 şüpheli hakkında soruşturma aşamasında gözaltı, tuutklama ve sorguya çekme işlemlerini yapın, hukuki bir engel yoktur diyor. Dönemin MYK üyelerine yapılan gözaltı operasyonu kapsamında, sayılan milletvekililerimizin dokunulmazlıkları kaldırılmadan, gözaltı ve tutuklama işlemlerinin kendi haklarında da yapılmasını istiyor Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü...

Terörle mücadelenin savcıya talimatları bitmiyor. Bu davayı kullanarak HDP'yi kapatmak mümkündür diyor. Kapatma davasının hazırlığını, terörle mücadele şubesi, savcıya talimatla başlatmak istiyor. 2018 26 Ekim...

Bu nedenle HDP'nin 6-8 Ekim olaylarında şiddetin odak merkezinde bulunduğunu kabul edileceği, Anayasa'nın 69. maddesinde ise bu hususun kapatma nedeni olarak gösterildiği hukuki olarak değerlendirilmiş... Yukarıda isimleri geçen şüpheliler hakkında TCK 302 uyarınca, terör nedeniyle cinayet, cinayete teşebbüs, mala zarar verme, yağma suçlarından iddianame düzenlenmesi halinde, anayasal mevzuatımıza göre parti kapatma sonucunun ortaya çıkacağı hukuken değerlendiriliyor...'

Bunun terörle mücadele şube müdürlüğü yapıyor. Kobani iddianamesi de kapatma davası iddianamesi de adil ve yetkin savcılar tarafından hazırlanmamıştır. Bunlar karanlık dehlizlerde, kumpas oyunlarıyla hazırlanmış savcılara tevdi edilmiştir.

'KORONAVİRÜS VAKA SAYILARI AÇIKLANANDAN DAHA FAZLA'

Hangi meseleye el atarsak dökülüyor. Öyle ucube bir yönetim sistemi oluşturuldu ki her alanda çöküş yaşanıyor, bedelini de milyonlara ödetmek istiyorlar. Mesela pandemi... Vaka sayılarının açıklanandan daha fazla olduğu söyleniyor. Bunlar gerçek olsa bile, bu sayılar bu ülkenin Urugay'dan sonra nüfusa göre vaka sayısında dünyada ikinci durumda.

Her gün yüzlerce insanımızı kaybediyoruz. Ülkenin en kötü ülkeleri arasında yer alıyor bu ülke. İnsanları açlığa mahkum ederek, tedbirler almaya çalışıyorlar ama sonuç ortada. Hem açlık hem de hayat hakkının gaspı bu ülkenin gerçeği haline getirilmek isteniyor.

Hastanelerin doluluk oranları bakanın açıklamalarında göre yüzde 70-80. Bu tablonun sorumlusu iktidardır. Ne diyor Sağlık Bakanı: Bu tablonun sorumlusu 85 milyondur. İnsan biraz icap duyar. Bunun sorumlusu iktidardır, başka da sorumlu yoktur.

Aşılamada da aynı şeyler yaşanıyor. Kasım ayında aşılama başlayacaktı ama bugüne kadar iki aşıyı birden yaptırmış insanlarımızın sayısı 8 milyon. Yani nüfusun onda biri. Eğer bu hızda 2022 sonuna kadar aşılanmanın tamamlanamayacağı meslek örgütleri tarafından ifade ediliyor. En başında beri söylüyoruz. Halk sağlığını esas almak lazım, talan düzenini değil.

Geçen hafta halka pandemi desteği sunulması için kanun teklifi verdik. Nisan, Mayıs, Haziran'da işsizlere doğrudan 3 bin lira gelir desteği sağlayalım, emeklilerin en düşük maaşını 3 bin lira yapalım, KÇÖ süresini yıl sonuna uzatalım dedik. Çiftçilerin 50 bin liraya kadar olan borçlarını silelim dedik. Esnafa salgın sürecinde 5 bin lira gelir desteği sağlayalım dedik. Bir yılda Kod29 gerekçesiyle işine son verilen yüz binlerce insanı işlerini geri döndürelim dedik. Pandemide iş ve aş güvencesi sağlamak amacımız.

'BİR YANDA BORÇLARI SIFIRLANAN YANDAŞLAR, BİR YANDA PATATES-SOĞAN DAĞITILAN MİLYONLAR'

Bir yandan üçer beşler maaşlı bürokratlar var, diğer yandan Urfa'dan Ermenek'e ekmekleri aşları için grevde olan işçiler var. Bir yanda milyar ve milyon dolarla dağıtılan ihaleler, vergi borçları sıfırlanan yandaş şirketler var. Bir yanda patates soğan dağıtılan milyonlar var.

Bir makam aracı için 17 milyon. Saraya aldıkları araçların parası nereden geliyor? Bunlardan üç araç alındığı söyleniyor ve yalanlanmıyor. Bu 3 aracın toplam maliyesi 52 milyon. Bir asgari ücretli böyle bir arabayı almayı hayal etsin. Ne kadar çalışması gerekiyor? Böyle bir aracı alabilmesi maaşında tek kuruş harcamadan 501 yıl çalışması gerekiyor. Buna sessiz kalmak, buna ortak olmak demektir. Bu yüzden buna karşı ses yükseltmeliyiz.

Patates soğanı ücretsiz almaya giden binlerce insan aşağılanıyor. Bu dağıtımlar şova dönüştürülüyor. Patates ve soğan oraya gelen yurttaşların kafalarına fırlatılıyor. Sözde yoksula yardım ediyorlar. Siz yoksullaştırdınız, bu yoksulluğa hakarettir. Ticaret Bakanı var biliyorsunuz, sessizliğe gömüldü. Kendi bakanlığına kendi şirketinde 9 milyon liralık dezenfektan sattığı söyleniyor, konuşmuyor. Evet demiyor, hayır demiyor.

Ey bakan yalansa çık 'yalan' de. Yok eğer gerçekse bunun doğru olduğunu düşünüyorsan çık ve 'yaptım iyi yaptım' de.

Hakikatları dile getirenlere saldırıyorlar. Mesele 128 milyar dolar nerede? diye soruyorlar. Biri diyor ki halkın cebinde. Biri diyor ki yanlıştı ama burada yolsuzluk yok. Bu 128 milyar doların nasıl çarçur edildiği ortaya çıkacak. Ama bari sizler sorumlular sizler, bir kere olsun şu kadar zarar verdik deyin."