birgün

28° PARÇALI BULUTLU

BİRGÜN PAZAR 28.06.2020 09:39

Sosyal mesafenin politiği

Evde kalarak risk olmadan yaşayan profesyonellerin yükünü, çoğunluğunu yoksul insanların oluşturduğu diğer insanlar taşımaktadır. Bu yükü taşıyan ilk grup hemşireler, doktorlar, market çalışanları, temizlikçiler, nakliye çalışanları, çocuk bakıcıları, mezbaha çalışanları, çiftçiler ve depo işçileri olmak üzere emekleriyle ülkeyi yaşatan “temel” sektörlerde çalışan işçilerdir.

Sosyal mesafenin politiği

NICOLE ASCHOFF

Amerika işleri batırıyor. Marshmallow testini hatırlayalım…

New York Times köşe yazarı Paul Krugman, psikologların bir marshmallow yemeye direnmeyi başaran çocukların (biraz beklerlerse iki tane alacaklar) daha sonraki yaşamlarında daha başarılı olacaklarını varsaydıkları meşhur 1972 Stanford deneylerini yakınlarda tekrar ele aldı. Krugman, bu deneylerin büyük ölçüde gözden düştüğünü kabul ediyor ancak deneylerin koronavirüs salgını sırasında Amerika’nın zevk meselesini açıkça erteleyememesi konusunda faydalı bir karşılaştırma olabileceğini iddia ediyor.

Krugman, virüsü yenmemiz için işe yarar iki basamaklı bir planımız olduğunu söylüyor: “Enfekte kişilerin sayısı nüfusun küçük bir kısmına denk gelecek seviyeye düşene kadar katı bir sosyal mesafe uygulanması.” Ve sonrasında, “Yeni bir salgını hızlıca tanımlayabilmek, salgına maruz kalan herkesi tespit edebilmek ve tehlike geçinceye kadar bunları karantinaya almak için yaygın bir test düzeni, takip sistemi ve izolasyon uygulaması.”

Marshmallow deneylerinin onlarca yıl sonra insanı ikna edememesinin birçok sebebi vardır. Fakat bu sebeplerin merkezinde, deneklerin sonuçlarının minik ve temsil gücü pek olmayan çocuklara bağlı olması vardır. Krugman’ın tespiti de benzer bir sorundan muzdariptir. Krugman, “katı sosyal mesafenin” birinin nerede olduğuna bağlı olarak farklı şekillerde tezahür edeceğini kabul etmekte başarısızdır.

Maaşlarını evden çalışarak alabilen profesyoneller için salgın sıkıcı, stresli fakat yönetilebilir. Ev işlerini paylaştılar. Market alışverişleri, oyunlar ve ev dekorasyonları kendilerine teslim edildi.

Bu kişiler haftalar boyunca evlerinden çıkmadıkları için övünen insanlardır. “Enfekte kişilerin sayısının nüfusun küçük bir kısmı olması” konusunun kendileriyle ilgisi olmadığının bilincinde olarak rahat olabilirler. Bu grup hayatın durmasına altı ay ya da bir sene daha devam etmeyi başarabileceklerini düşünüyor.

Fakat tıpkı Stanford çocukları gibi Amerikan nüfusunun bu örneğinin de temsil gücü yüksek değil. Evde kalarak risk olmadan yaşayan profesyonellerin yükünü, çoğunluğunu yoksul insanların oluşturduğu diğer insanlar taşımaktadır.

Bu yükü taşıyan ilk grup hemşireler, doktorlar, market çalışanları, temizlikçiler, nakliye çalışanları, çocuk bakıcıları, mezbaha çalışanları, çiftçiler ve depo işçileri olmak üzere emekleriyle ülkeyi yaşatan “temel” sektörlerde çalışan işçilerdir.

Temel sektörlerde çalışan işçilerin karşılaştığı bazı riskler kaçınılmazdır. Ancak bu risklerin çoğu fazlasıyla büyüktür ve adil olmayan risklerdir.

Çoğunluğu beyaz olmayan insanlardan oluşan yaklaşık altı yüz kadar sağlık çalışanı virüsten dolayı yaşamlarını yitirdi. Ve on binlercesi enfekte oldu. Hemşire sendikalarının ortaya koyduğu üzere, bu ölümler kaliteli ve kolayca ulaşılabilen kişisel koruyucu malzeme eksikliğinin doğrudan sonucudur.

Sağlık sektörü dışında çalışan işçiler de risk altındadır. Bir New York Times videosu Tyson mezbahasındaki işçilerin güvende olma mücadelesini yakınlarda kaydetti. Şirket, işçilere kağıt maskeler vermişti ve bazı üretim bandı istasyonları arasına plastik kanatlar monte etmişti. Fakat aynı şirket, hızlı akan üretim bandını yavaşlatmayı reddederek sosyal mesafenin pratikte uygulanmasını imkansız hale getirmekte. İşçiler kısıtlı bir alanda, dirsek direğe ağır yükle çalıştırılıyor ve hastalığa yakalanıyor. Aşağı yukarı on iki bin mezbaha çalışanı virüse yakalandı ve düzinelerce çalışan hayatını kaybetti.

“Temel” ve “tercih edilen” arasındaki ayrım da ayrıca bulanıklaşmıştır. Örneğin, Amazon marttan beri artan taleple birlikte 175.000 fazladan işçi almaya ve yoğun fazladan mesai uygulamaya mecbur kaldı. Ancak güneş altında siparişleri aceleyle tamamlamaya çalışmak kesinlikle “temel” bir şey değil. Amazon depo çalışanları şirketin güvenlik şartlarına riayet etmesinin “aldatıcı görüntü” olduğunu söylüyorlar.

Şirket aleyhine dava açan işçiler sosyal mesafeyi, ellerini yıkamayı ve iş ortamını dezenfekte etmeyi engelleyecek şekilde baş döndürücü bir hızda çalışmaya zorlandıklarını belirttiler. Güvenlikten şikayet eden ya da hasta olduğunu bildiren çalışanların cezalandırıldığını ve susturulduğunu söylüyorlar.

Yükü taşıyan diğer grup hayatın durması nedeniyle işlerini kaybeden insanlardır. Bu grup orantısız olarak düşük ücret alan işçilerden oluşmaktadır. Merkez Bankası’nın son raporu “Şubatta istihdam edilen yıllık geliri 40.000 Dolar ya da 40.000 Dolar’dan daha az olan hane halkının yüzde 40’nın, toplam nüfusun yüzde 20’sine oranla, martta veya nisan başında işlerini kaybettiklerini” ortaya çıkarmıştır.

Bu rakamlar ülke genelinde aşevlerine giderek artan talebi açıklamaya başlıyor. Massachusetts’teki bir kilise mart ortasından beri yüzde 630’luk bir ihtiyaç artışı bildirdi. Ülke çapındaki aşevi yöneticileri ve gönüllüleri durum böyle devam ederse yiyeceklerinin tükenmesinden endişe ediyorlar.

Acımasız gerçek şu ki geri dönüş olmayacak.

Bu virüs birkaç ay ya da birkaç yıl içerisinde çözüme kavuşmayacak. Yıllarca sürecek. Onu yensek bile köşesinde gizlenmeye devam edecek. Bu yüzden uzun vadeli çözümlere ihtiyacımız var.

En net ve ihtiyaç duyduğumuz şeyi düşünelim: Sağlık güvencesi. “Medicare for All” son birkaç yıldır önemli bir tartışma ve örgütlenme başlığı olmuştur. Fakat salgın başladığından beri ana akım siyasi tartışmalarda bu neredeyse yok oldu. Milyonlarca insan çok yoksul olduğu için doktora ve hastaneye gidemiyorken riskleri nasıl paylaşıp ülke halkını daha sağlıklı hale getirebiliriz?

Ayrıca kendi hayatlarını en önde ortaya koyan sağlık çalışanlarımızı korumayı reddedersek gereksiz ölümleri de önleyemeyiz. Kısa süreç içerisinde ülkede önümüzdeki bir yıl boyunca ihtiyaç duyduğumuz yüksek kaliteli kişisel koruma malzemelerinin toplu üretimini sağlamalıyız.

Sağlık çalışanlarının korunması ayrıca huzurevi çalışanlarını ve yaşayanlarını da kapsamalıdır. Son araştırmalar Amerika’da virüsten kaynaklı ölümlerin yüzde yüzde 42’sinin huzurevlerinde ve onlarla ilişkili yerlerde gerçekleştiğini ortaya koydu. Bazı eyaletlerde bu oran daha yüksek. New Hampshire ve Minnesota’da ölümlerin yüzde 80’ninden fazlası bakımevlerinde gerçekleşti. Bu oran Ohio’da yüzde 70’ten fazlaydı. Massachusetts ve Pennsylvania’da ise en az on kişinin altısıydı.

Bir başka acımasız gerçek şu ki bu ölümlerin çoğunu önleyebilirdik. Huzurevleri ve oralarla ilişkili yerler daima eksik finanse edilir. Ve bu yerlerde fazla çalışıp eksik ücret alan kadınlar, göçmenler ve beyaz olmayan insanlar çalıştırılır. Hayat kurtarmak ve salgını bastırmak istiyorsak yaşlı bakım sistemimizi değiştirmeliyiz.

Ek olarak virüs hakkında pek çok şey hala tam olarak bilinmiyor olsa bile öldürücülüğünün yaşlılarla bağlantısı çok açıktır. Sağlık koşulları iyi olmayan yaşlı çalışanlar marketlerde ve depo gibi yerlerde çalışmamalıdır. Bu insanlara hayatlarını riske atmadan yaşayabilecekleri ve şahsiyetlerini incitmeyen bir ücret imkânı tanınmalıdır.

Bu çözümler için parayı nereden bulacağımızı merak edebilirsiniz. Ancak içiniz rahat olsun, para burada. Örneğin, merkez bankası doğrudan şirket bonoları alma sözünü tutuyor. Bu eşi benzeri görülmemiş hareket şubattan bu yana Wall Street’e trilyonlar dağıtıyor.

Son on yılı aşkın süredir hisse alımlarına 4 trilyondan fazla harcayan bir sektörü desteklemek ve milyarderlerin, şirketlerin fıstık kadar küçük vergi ödemelerine izin vermek yerine bu paraları Amerika’daki insanları güvende tutacak politikaları uygulayacak kurumlara ve programlara doğrudan yöneltebiliriz.

Elitler öbür dünyaya gidene kadar evlerinde saklanmaya yetecek para ve kaynağa sahipler. Geri kalan herkes için daha iyi bir plana ihtiyacımız var.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız