Çet’in zanlıları suç makinesiymiş!
ERK ACARER ERK ACARER

Erk Acarer erkacarer@birgun.net

Şule Çet’in tutuklu iki katil zanlısı Çağatay Aksu ve Berk Akand’ın birer suç makinesi olduğu ortaya çıktı. Dosyanın değişen savcısı Aykut Hüseyin Koca, “ilk savcı Alev Ersan Albus’un aksine”, iddianameyi hukuk ve vicdanın sesi ile delilleri dikkate alarak hazırladı.

İki sanık hakkında “cinayet”, “ırza geçme” ve “hürriyeti tahdit” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 39 yıla kadar hapis cezası istendi. Savcının emsal iddianamesi; zanlıların “birileri” ya da “kurumlar” tarafından, “bir amaca yönelik olarak korunduğu” şüphesini de arttırdı.



Türkiye’nin gündemindeki davalardan biri. Şule Çet; 29 Mayıs 2018’de iş görüşmesi için gittiği Ankara’daki lüks bir plazada, önce 2 kişi tarafından cinsel istismara uğradı ardından da “sorun çıkarabileceği” düşünülüp darp edilerek öldürüldü. Bedeni, olaya intihar süsü verilmek istenerek 20’inci kattan atıldı. Durum iddianameye özetle şöyle yansıdı:

“…Maktule zorla cinsel saldırıda bulunduklarının subuta erdiği, olaydan sonra maktulün konuyu sorun yapacağının şüpheliler tarafından anlaşılması üzerine alkollü olan şüphelilerin, maktulle girdikleri tartışma ve mücadele sonrasında maktulu darp ederek ölüme sebebiyet verdikleri ve maktul üzerinde oluşan travma ve şiddet delillerini karartmak için onu ofisin penceresinden attıkları yönünde kanaat oluştuğu…”

Zanlılar; olayın ardından acemice delil kararttı. İçki bardakları yıkandı. Plaza görevlilerine Çet’in binadan ayrıldığı söylendi. Aralarında itişme yaşandı. Aksu ve Akand’ın telefon kayıtları aynı gece defalarca yurtdışına çıkmak için havayolu şirketleriyle görüşme yaptıklarını ortaya koydu. 3 kez mevcutlu olarak savcılığa getirildiler. 2 kez adli kontrolle serbest bırakıldılar. Karakoldaki ifadeleri çelişkilerle doluydu.

Aksu, Şule Çet’in, aşağı atlamak için işyerinin “makam” denilen odasında camdan sarktığını, Akand’ı çağırdığını ancak müzik sesi yüksek olduğu için onun, kendisini duymadığını anlattı. Akand’a, genç kızın düştüğünü, mücadele sırasında parmağının incindiğini aktardığını beyan etti. Oysa bir dizüstü bilgisayarın, böyle yüksek ses çıkarması mümkün değildi. Dahası; müziğin YouTube üzerinden dinlendiği ve olayın olduğu saatlerde herhangi bir kayda rastlanmadığı ortaya çıktı. Mücadele edildiği söylenen pencerede Çet’in parmak izleri de bulunamadı.

Çağatay var diye gelmek istemedi

İddianameye giren kan dondurucu HTS kayıtlarında Çet, ev arkadaşı L.’ye yolladığı mesajlardan birinde cinsel istismarı bile tanımlamıştı. Evine dönmek istiyordu. Yine HTS kayıtlarından Berk Akand’ın olaydan önce P. adlı bir kadın arkadaşını çağırdığı, ancak P’nin, Çağaray Aksu orada olduğu için gelmek istemediği anlaşılıyordu. Akand, aynı kişiye olaydan hemen sonra ve sabah da “Çok kötü şeyler oldu” ifadelerinin geçtiği mesajlar yolladı.

1. Rapor: Ortaya koydu

Ankara Adli Tıp Kurumu’nun 04.07.2018 tarihli raporunda önemli veriler vardı. İddianamede de bu rapora dikkat çekiliyordu: “…Maktulun anal bölgesinde travma tespit edildiği ve anal sürüntüde de erkeklerde bulunan PSA hormonunun ve tükürük tespit edilmesinin karşısında şüpheli ifadelerinin samimi olmadığı…” Aynı raporda Çet’in el tırnaklarından alınan iki DNA örneğinin şüpheli Berk Akand’a ait olduğu belirtildi.

2. Rapor: Katkı yok

Tespitler daha da somutlaştırılabilirdi. İstanbul Adli Tıp Biyoloji İhtisas Dairesi’den verileri mercek altına alması istenmişti. Kurum; 15.10.2018 tarihinde 2’inci raporu sundu fakat ilk raporun üzerine konulan hiçbir şey yoktu.

3. Rapor: Boş

3. Rapor ise İstanbul Adli Tıp kurumu 1.İhtisas Kurulu tarafından, 07.11.2018’de hazırlandı. “Ortaya” bir dosyaydı. Çet davası avukatlarından Umur Yıldırım; “İstanbul Adli Tıp kurumu 1. İhtisas Kurulu’ndan istenen, eldeki büyük verilerle bir hikaye ortaya çıkarmasıydı” diyor. Ne var ki kurum bunu yapamadı! Üstelik ilk raporda tespit edilen istismar bulgularına, Çet’in camda parmak izinin olmamasına, zanlıların hayal ürünü olan bir hikaye kurmasının anlaşılmasına rağmen! Cevap en basit haliyle şuydu: “Bilemiyorum!”

İstismara uğrayıp uğramadığını,

Camdan atılıp atılmadığını,

Zanlı Çağatay Aksu’nun parmağının olaydan önce mi yoksa sonra mı yaralandığını… Hiçbirini bilmiyoruz, bilemiyoruz. 5 ayda tam anlamıyla bomboş, 20 sayfalık bir dosya ortaya çıkarıldı. Alelacele iddianameye yetiştirildi.

Her suç var!

Bu baştan savma durum nasıl açıklanabilir? Kurumların giderek içlerinin boşaltıldığı, işlevizleştiği, bilgiden uzak hale getirildiği gerçeği ile yüzeleşmek bir hayli can sıkıcı. Fakat “beceriksizliğin” başka odak notaları da şüphe olarak duruyor. Bunun için iki zanlının ve ailelerinin durumlarına bakalım. Çağatay Aksu’nun; dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, görevi yaptırmamak için direnmek, banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarından şüpheli olarak kaydı mevcut. Berk Akand’ın da adli sicil kaydında 22.04.2016 tarihinde ceza aldığı ve hükmün geri bırakıldığı görülüyor. Alkollü araç kullanma suçu da var.

Para ve yaptırım gücü

Aksu’nun babası; Halkbank’ta üst düzey yöneticiyken emekli oldu. Dosya avukatları, bürokrasi, birikim ve paranın “suç ve cezasızlık” kavramında etkili olduğunu ileri sürüyor.

Çet ailesinin sosyal medyada engellenme girişimlerini, bu ifadelerin üstüne koyalım. Paralı troll tutmak zor değil! Bu yolla; algı yaymak ve dosya sızdırmak da mümkün. Ölen bir genç kızın intihara eğilimli olduğu fikri yayılırken, kişiliği ihlal edilerek, dosyaya giren reçetesi paylaşılıyor, tedavi gördüğü ima ediliyor. Oysa belki de son raporun, tek önemli bulgusu kullanılan ilacın intiharı tetiklemediği yönünde.

Katilin, tecavüzcünün, hırsızın korunduğu, mağdurların ise şüpheli görüldüğü ya da cezalandırıldığı bir sistem yaratıldı. Suçlular ve masumlar şaşırtıcı bir biçimde yer değiştirdi. Soma davasından Berkin Elvan dosyasına, IŞİD katliamlarından “insanca yaşayalım” dedikleri için tutuklanan havalimanını işçilerine pek çok örnek var.

Kurumlar çürüdü. Geriye ancak toplum baskısı ile yön verilebilen hukuk mücadelesi ve “birkaç iyi insan” kaldı. İddianameyi hazırlayan yeni dosya savcısı onlardandır.