Durumdan “vaziyet” çıkarmak!
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

Eşanlamlı sözcüklerin yanlış kullanımına ilişkin az yazı yazmadım. Ama her gün yenileri ekleniyor bu gülünç kullanımlara! Kimi “ilgi ve alaka” diyor, kimi “çalışma faaliyeti”nden dem vuruyor, kimi de “saygı ve hürmet”lerini sunuyor!

Bu bağlamda en uç örneklerden birini geçenlerde Odatv’de gördüm. Sitedeki 30 Eylül 2019 tarihli haberlerden birinde, “Durumdan vaziyet çıkaran tek kanal Halk TV…” diye bir ifade geçiyordu. Okurken çok güldüm!

Hani insanlar kendi aralarında “geyik muhabbeti” yaparken şaka yollu “durum vaziyet nasıl?” diye sorarlar ya, Odatv’nin haberi biraz ona benzemiş!

“Durum” ve “vaziyet” sözcükleri eşanlamlıdır. Anlamdaş sözcüklerin Türkçesiyle Arapçasını bir arada kullanmak, bize her zaman “bâb-ı âli yüksek kapısı” tekerlemesini anımsatır! Arkadaşlarımız belli ki “durumdan vazife çıkaran” demek isterken böyle bir yol kazasına uğramışlar. Oysa yalın Türkçemizle “durumdan görev çıkaran” deselerdi bu yanlışa düşmeyeceklerdi.

Türkçeyi doğru yazıp konuşabilmek için Arapça ve Farsça sözcüklerden uzak durmalıyız. Böyle yapmazsak benzer yanılgılara düşeriz!

“Bir sözcük yanlış söyleniyorsa Türkçe değildir” dermiş ünlü İletişim Hocası Ünsal Oskay.

Türkçeyi doğru kullanmak isteyenler, bu sözü kendilerine kılavuz edinmelidir.

HAFTANIN NOTU

Mükremin Mungan’ın ardından…

İnsan belli bir yaşa gelince ölüm gerçeğiyle daha sık yüzleşiyor. Bu gerçeği bize en çok da ansızın yitirdiğimiz dostlar anımsatıyor…

Mükremin Mungan, soyadından da anlaşılacağı gibi Mardinliydi. Mimardı. Aynı zamanda ressam ve yontu sanatçısıydı. Genç yaşında Türkiye İşçi Partisi ‘ne katılmış,

Ankara’daki İşçi Kültür Derneği’nde resim-grafik dersleri vermişti.

Mükremin’le 1971 darbesinden sonraki zor günlerde Teknik-İş ve Tek Bank-İş sendikalarında birlikte çalıştık. Sıkıyönetim vardı ve grev yasaktı. Ama biz “Grev” adlı bir gazete çıkarıyorduk! Mükremin, sendikanın Genel Eğitim Sekreteri’ydi ve bana bu konuda tam yetki vermişti. Gazetede işçi sorunlarını devrimci bakış açısıyla irdeliyor, ayrıca ülkenin siyasal durumuyla ilgili eleştirel değerlendirmeler yapıyorduk. Fazla göze batmış olmalıyız ki bir gece basıldı sendikamız! Bu bir uyarıydı! Türkiye’de mücadele koşulları çok daralmıştı. Bir süre sonra yurtdışına çıktım…

Yıllar sonra yurda döndüğümde Ankara’da ilk aradığım kişilerden biri de Mükremin Mungan’dı. Küçükesat / Dörtyol’daki atölyesinde buluştuk. Çok sıcak karşılamıştı beni.

Daha sonra sık sık görüşmeye başlamıştık. 1980 darbesinden kısa bir süre önce bana bir tablosunu armağan etmişti. O tablo halen evimizin duvarındadır. “Sunuş” adını taşıyan 25x39 cm. boyutlarındaki yağlıboya tablonun arkasına “Attila dosta daha güzel bir dünya için sevgilerimle” diye yazmıştı. Ne yazık ki birkaç ay sonra gelen 80 darbesiyle benim için “güzel bir dünya”nın değil Mamak Askeri Cezaevi’nin yolu görünmüştü!

37 aylık tutukluluğun ardından yeniden gazeteciliğe başlamıştım. Mükremin Mungan’ı yıllar sonra Siyah Beyaz gazetesinde ziyaretime geldiğinde gördüm. Bu kez Ali

Haydar Veziroğlu’nun Barış Partisi’yle yeni bir siyasal yolculuğa çıkmıştı…

Daha sonraki yıllarda zaman zaman Kızılay’da karşılaşsak da eskisi gibi bir araya gelme fırsatımız olmadı. Bu karşılaşmalarımızda nedense onu hep üzgün ve durgun gördüğümü anımsıyorum. Belli ki kimi sıkıntıları vardı ama onlardan hiç söz etmemişti.

75 yaşındaydı. Uzun zamandır görmüyordum onu. Sanıyorum o da kendini pek göstermek istemiyordu kimseye. Sonradan öğrendim, iki yıldır kansermiş. 9 Ekim akşamı geldi ölüm haberi…Çok üzgünüm. Ne var ki anısına selam göndermekten başka bir şey gelmiyor elden…