birgün

23° AZ BULUTLU

SİYASET 05.05.2020 04:00

Gelecek karanlık!

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Çağdaş Gazeteciler Derneği; “Türkiye’nin Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke içinde 154’üncü olduğunu, tutuklu gazeteci listesinde Çin’den sonra ikinci sırada bulunduğunu ve RTÜK cezalarının da görülmemiş düzeye ulaştığını açıkladı...

Basına bu kadar baskı neden yapılıyor?

Demokrasiden vazgeçildiği, ekonomik çöküşün durdurulamadığı, yolsuzluk ve usulsüzlüğün ayyuka çıktığını, yani, yeni Türkiye’nin pür melal halinin bilinmesi istenmediği için baskı kuruluyor!

***

Bugün; dünyanın en büyük gıda üreticilerinden ve gelişmiş sanayi ülkelerinden biri olan Arjantin’de nüfusun üçte biri yetersiz besleniyor. Muazzam doğal zenginliklerine rağmen halk günbegün yoksullaşıyor.

Açlıkla karşı karşıya! Nedeni belli! Özelleştirme. Arjantin üretmeyen, kamu kaynaklarını bir avuç yandaşa yönlendiren, boş yatırımlar yapan dolayısıyla adil paylaşımdan uzaklaşan geri kalmış bir ekonomik düzeni sürdürüyor...

Kısaca; Latin Amerika coğrafyasını körelten kapitalizm,” devletler küçülmelidir.” Sloganıyla ve neoliberal bir yöntemle sömürüsünü devam ettiriyor!


***

Türkiye de aynı konumda! AKP iktidarında özelleştirilen kurumlarımıza bakalım. CHP Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın sorularını yanıtlayan CİMER’; “2002-2019 yılları arasında; 11 liman, 98 elektrik santrali, 50 tesis ve işletme, 11 otel, 3 bin 917 taşınmaz ve araç muayene hizmetleri ile maden ruhsatları, makine-teçhizat, demirbaşlar, isim hakları, hizmet araçları ve markalar, varlık satışı, işletme ya da imtiyaz hakkı devri yoluyla özelleştirildiğini” açıklamıştır. Yani AKP’nin sattığı KİT’lerden 62,1 milyar dolar gelir elde edilmiştir.

***

80 yıl boyunca halkımızın vergileriyle kurulan bu ekonomik kurumlar, AKP’nin iş birliği yaptığı neoliberalist anlayışa uygun olarak yok pahasına satılmıştır... Yanı sıra Türkiye’nin dış borcu yaklaşık 434 milyar dolar olmuş, 2002 yılında %54,8 olan toplam borcun milli gelire oranı, 2019 yılında %59,1’e yükselmiştir. Akla hemen bu paralarla 18 yılda ne yapılmıştır? Sorusu geliyor!

***

Oysa ne yapılmış sorusunu sormak yerine, sosyal devlet olmaktan çıkan ve kasası boşalan Türkiye’nin sonu ne olacak? sorusu daha çok önem taşımalı!

***

Görülen o ki; Salgın sonrası ekonominin durumu daha da vahim olacak! Çünkü en önemli gelir kaynaklarımız olan Turizm ve Tarım sektörü durdu. Merkez Bankasının elindeki tüm varlıklar, Türkiye’nin sahip olması gereken rezerv toplamının çok altında! Bankalar, açtıkları ithalat kredilerinde doları bir ay sonrası için 7.6 ila 8,5 arasında hesaplıyorlar. Yani “Türk parası” sürekli değer kaybedecek algısı hâkim!

***
Nitekim AB’nin dikkatle takip ettiği Alman derecelendirme kuruluşu Scope Ratings, “2020 yılı ülkeler dış kırılganlık ve dayanıklılık” raporunda 69 ülke arasında en “riskli üçlü” olarak değerlendirdiği Arjantin, Türkiye ve Gürcistan ekonomilerinin iflasla karşı karşıya olduğunu açıkladı…

***

Raporda; Türk lirasının Ağustos 2019’a göre yüzde 27 zayıfladığı, doların 7 TL civarında olduğu, ülke borçlarının yüzde 52’sinin döviz cinsinden olması nedeniyle ödenmesinde zorluklar yaşanacağı anlatılıyor. Özel sektöründe çok olan borçlarını ödemekte zorlanacağı belirtiliyor. Rapor, Nisan ayında rezervlerin iyice zayıflamış göründüğüne işaretle, 2019 sonunda 41,1 milyar dolar olan net rezervin, 10 Nisan’da 26,3 milyara düştüğü iddiasında bulunuyor.

***

Scope Ratings; “tüm yetkilerin Erdoğan’ın elinde toplanması ekonominin kötü yönetilmesine neden oluyor. Makro ekonomik dengesizliklerin artışı, yabancı sermayenin güvenini sarsıyor ve sermaye kaçışıyla paranın değeri zayıflıyor.” Değerlendirilmesini yapıyor.” Bu nedenle Türkiye’ye “yatırım yapılamayacağını” saptıyor!

***

Die Welt ekonomi yazarı Frank Stocker’In 30 Nisan 2020 tarihli “Erdoğan’ın hataları Türkiye’nin iflasını gündeme getirdi” başlıklı makalesinde, Dünya Bankası’na göre Türkiye’nin kısa vadeli döviz borcu, 2019 sonunda 123 milyar dolara varmıştır. Bu rakamla eldeki brüt rezerv olan sadece 88 milyarlık yekûn tezat teşkil etmektedir!” sözünün vahametini de paylaşmak isterim.

***

İşin kötüsü; Salgın sonrası gelemekte olan karanlığı hâlâ göremeyenler var!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız