birgün

22° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 24.05.2015 11:28

İlk seri katilimiz

Ceneviz ve Osmanlı’nın parlak merkezi Kasımpaşa, 1976 yılında gazetelere yansıyan bir haberle yine uzunca bir dönem kentin en çok ilgi çeken yerlerinden biri olacaktır. Âdet olduğu üzere bize her şey geç gelir. Guteberg’lerin 1455 yılında matbaayı buluşlarından tam 171 yıl sonra İbrahim Müteferrika, yazılı ilk belgeleri basacaktır. Karındeşen Jack cinayetiyle, Kasımpaşa canavarı arasında da tam 112 yıl vardır.

İlk seri katilimiz

ilk-seri-katilimiz-47623-1.

1888 yılı İngiltere’nin üzerine kara bir sis perdesi gibi çöker. Özellikle kadınlar çok tedirgindir. Pek çoğu kendilerini evlerinde bile rahat hissetmezler! Başkent Londra’nın varoş semti Whitechapel’de seri bir katil dolaşır.
Tümü hayat kadını olan kurbanlar, vahşi bir şekilde öldürülmüşlerdir. Polis teşkilatına gönderilen “Jack” imzalı mektuplarla cinayetlerin tümü üstlenilir. “Karındeşen Jack” böylece kanlı bir efsaneye dönüşür.
Jack, kurbanlarını hemen hemen aynı yöntemlerle katleder. Onları önce boğazlayarak öldürmekte ardında da boyunlarını kulaklarına kadar kesmektedir. Cesetlerin büyük bir bölümünün karnı ve cinsel organları da kesici bir aletle deşilmiştir. Katil bazen öldürdüğü kişinin kulak ve burnunu da keser. Bazen de kadınların iç organlarını çıkararak yanında götürür!

KİM BU KATİL?
Titiz bir iş çıkaran katilin cerrah olabileceği iddiaları uzun süre kamuoyunu meşgul eder. Karındeşen Jack’in kimliğine dair onlarca iddia ortaya atılır ancak bunların hiçbiri kanıtlanamaz. Şüpheli listesinde önemli ve soylu pek çok kişinin de olduğu karın Deşen Jack dosyası, hala çözülemeyen en eski faali meçhul cinayetleri içeren olarak tozlu raflarda durur. Günümüzde İngiliz dedektifleri ve bilim insanları dosyayı hala kurcalamaktadır!

KARINDEŞEN JACK'TEN KASIMPAŞA CANAVARINA...
Âdet olduğu üzere bize her şey geç gelir. Guteberg’lerin 1455’te matbaayı buluşlarından tam 171 yıl sonra İbrahim Müteferrika, yazılı ilk belgeleri basacaktır. Karındeşen Jack cinayetiyle, Kasımpaşa canavarı arasında da tam 112 yıl vardır.
İstanbul’un en eski yerleşim yerlerinden bir olan Kasımpaşa’nın şehirde özel bir yeri vardır. Fatih Sultan Mehmet’in gemileri Haliç’e bu semtten indirdiği bilinir. Burada, İstanbul’un fethinden önce ise Cenevizliler yaşamaktadır. Fetihten sonra semt daha bayındır bir hal alacak ve zamanının en lüks yerleşimlerinden biri haline dönüşecektir. Ne var ki 1870 yılında meydana gelen ve “Beyoğlu Büyük Yangını” olarak adlandırılan facia bu semti de yerle bir etmiştir. O tarihten sonra ve özellikle Cumhuriyet devrinin ilk yıllarından itibaren atıl bir hal alan Kasımpaşa, Haliç’in kirlenmesiyle birlikte çekiciliğini daha da yitirmiştir.
Ancak Kasımpaşa 1976 yılında gazetelere yansıyan bir haberle birlikte yine uzunca bir dönem kentin en çok konuşulan merkezlerinden biri olacaktır.
5 Eylül’de çıkan gazetelerin tümünün ikinci sayfalarında Kasımpaşa’da kafası bir demir parçasıyla öldürülen inşaat işçisi Ali Bakırca’ya yer verilir. Sıradan olarak kabul edilen bu cinayet üzerinde kimse çok fazla durmayacaktır. Bu vahşetten 16 gün sonra Kasımpaşa’da korkunç bir cinayet daha işlenir. Bir karpuz sergisinde uyumakta olan Osman Periz de kafası demirle parçalanmış ve bedeni bir battaniyeye sarılmış şekilde bulunur. Katil, henüz olayın şoku geçmeden ortaya çıkacak ve yine aynı yöntemi kullanarak bir inşaat bekçisini öldürecektir.

İLK SERİ KATİLİMİZ
Üst üste gelen cinayetler dehşet saçmaya başlayınca gazetelerdeki haberler de büyür. Artık İstanbul’un yarısı Kasımpaşa’da bir caninin saçtığı dehşetten söz etmektedir. Katile son derece dâhiyane bir yafta yapıştırılır; “Kasımpaşa Canavarı” böylece ülkemizdeki ilk seri cinayet faili olarak suç dosyasının başköşesindeki yerini alır. 10 Ekim günü Kasımpaşa sahiline, boynu iki yerden delinmiş yüzü tanınmaz halde bir ceset vurur. Ceset, Dolapdere’de bir düğme atölyesinde çalışan ve üç gündür kendisinden haber alınamayan genç bir işçiye aittir.
Son olay semtte büyük bir dehşet havası yaratır. Artık sadece polis değil, eli odun tutan halk da Kasımpaşa Canavarı’nın peşindedir.
Kasımpaşa Canavarı son kez 4 Kasım 1976 günü ortaya çıkar. Piyalepaşa’da otomobilinin lastiğini değiştirmekte olan taksi şoförü Zekeriya Galipçi, gafil avlansa da katile postu deldirmemeyi başaracaktır.

CANAVAR GİBİ CANAVAR
Galipçi’nin ifadesi polis tutanaklarına geçince, İstanbul’daki şehir efsanesi daha da büyür: “İlk darbeyi atlattıktan sonra elimdeki feneri canavarın gözlerine tuttum. Masmavi gözlerinde tuhaf parıltılar vardı. Daha önce böyle bir şey görmemiştim. Sadece ‘yapma’ diye bağırabildim. Canavar karanlıkta birdenbire kayboldu.”
Kasımpaşa Canavarı bir daha görünmese de şöhretini 80’li yıllara kadar koruyacaktır. Türkiye’nin ilk meçhul seri katili pek çok filme, kitaba ve çizgi romana ilham verecektir.

ZEKİ ALASYA VE KASIMPAŞA CANAVARI
Bulduğu malzemeyi asla kaçırmayan medya ve film dünyası canavarı cilaladıkça cilalar. Kemal Sunal’ın pek çok filmde boy gösteren canavar, geçen günlerde kaybettiğimiz Zeki Alasya’nın ilk kez yönetmenlik yaptığı “Aslan Bacanak” filminde de kendinden söz ettirmeyi başarır. Zeki Alaysa ve Metin Akpınar’ın başrolünü paylaştıkları filmde, “hiç yoktan” kopan kıyametin ardından, şaşkın mahalle sakinleri ellerine geçirdikleri sopalarla Kasımpaşa Canavarı’nı bekleyeceklerdir.

SÖZ "SARAYDAN" DIŞARI
Ama iş bu kadarla kalmaz. Kasımpaşa canavarı sürrealizmin akıl almaz karelerinde de prim yapacaktır. Canavarın üne kavuştuğu yıllarda, Tenten adlı çizgi romanın bir bölümünde, Tenten ve Kaptan Haddock, Kınalıada’ya Kasımpaşa Canavarı’nı bulmaya giderler.
Oysa yanlış yöne bakanlar hiçbir şey bulamazlar!
Elbette canavar da hiçbir zaman aranan yerde bulunamaz.
Uyanık olmak mı?
Elbette…
Belki de Kasımpaşa’dan çıkan canavar, bugün hala içimizde yaşıyordur… Sözümüz “saraylardan” dışarı tabii!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız