birgün

22° AÇIK

Sendikalaşma iç açıcı değil!

Sendikalaşmadaki artış kamu işçisi sayısındaki artıştan kaynaklanıyor. Ancak özel sektörde sendikalaşma sadece yüzde 6 düzeyinde. İşkolu barajı nedeniyle çok sayıda sendika toplu iş sözleşmesi yapamıyor.

ÇALIŞMA YAŞAMI 31.01.2022 08:29
Sendikalaşma iç açıcı değil!
Abone Ol google-news

İşçi sendikalarına ilişkin Ocak 2022 istatistikleri açıklandı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından her yıl ocak ve temmuz aylarında yayımlanan işçi sendikalarının üye sayılarına ilişkin tebliğler işçi sendikacılığının nicel durumu konusundaki önemli kaynaklardan biri. 28 Ocak 2022 tarihinde Remi Gazete’de yayımlanan tebliğe göre sendikalı işçi sayısı 2 milyon 190 bin, sendikalaşma oranı ise yüzde 14,3’tür. Bakanlık verileri 15 milyon 294 bin kayıtlı işçiye dayanıyor. Dolayısıyla resmi sendikalaşma oranı sadece kayıtlı işçiler içindeki oranı gösteriyor.


Resmi sendikalaşma istatistiklerinin en önemli özelliği toplu iş sözleşmesi bağıtlayabilmek için yetki koşullarından biri olan yüzde bir işkolu barajını aşan sendikaları göstermesidir. İşçi sendikalarının toplu iş sözleşmesi yapabilmek için kurulu bulunduğu işkolundaki işçilerin en az yüzde birini üye kaydetmiş olması gerekiyor. Diğer koşul ise işyeri düzeyinde işçilerin yarısından fazlasını işletme düzeyinde ise yüzde 40’ını üye kaydetmiş olmaktır. Ancak yüzde bir işkolu barajı bir önkoşul niteliğindedir. Nitekim bu barajı aşamayan sendika bir işyerinde işçilerin tamamını üye yapsa da toplu pazarlık yetkisine sahip olamıyor. Bu durum ülkemizde benimsenen işkolu sendikacılığının bir sonucudur. Kuşkusuz bu koşullar ve işkolu sendikacılığı sınırlaması sendika hakkı ve özgürlüğünü ihlal ediyor.

215 sendikanın 157’si baraj altında

Nitekim Ocak 2022 istatistiklerine bakıldığında 215 işçi sendikasının sadece 58’i yüzde bir barajını aşarken, 157 sendika barajı aşamamıştır. Sendikaların yüzde 73’ü barajın altındadır. Barajı aşamayan sendikalar arasında geçmişte yıllardır toplu iş sözleşmesi bağıtlamış ve binlerce üyesi olan köklü sendikalar da yer alıyor. İşkollarındaki işçi sayıları arasındaki büyük farklar nedeniyle yüzde bir işkolu barajı daha da adaletsiz hale gelmektedir. Örneğin 3 milyon 960 bin işçinin çalıştığı ticaret, büro ve eğitim işkolunda yüzde bir işkolu barajı 39 bin 600 üye yapmak anlamına geliyor. Bu işkolunda 5 bin, 10 bin veya 30 bin üyesi olan bir sendika yetkisiz sayılıyor. Ancak 95 bin işçinin çalıştığı basın ve gazetecilik işkolunda ise 950 üyesi olan bir sendika işkolu barajını geçebiliyor. Böylece pek çok işkolunda bin veya iki bin üye ile işkolu barajını aşmak mümkün iken bazı işkollarında 10 binlerle ölçülen üyeye sahip olmak gerekiyor.
Bu durum ciddi bir adaletsizlik yaratıyor. 6356 sayılı yasa öncesinde yetkili olan ve sonrasında yüzde bir barajını aşamayan sendikalar için “muafiyet” olarak bilinen uygulama sorunlara kısmi bir çözüm getiriyordu. Ancak muafiyet uygulamasının bir süredir yenilenmemesi on binlerce işçinin mağdur olmasına yol açıyor. Ocak 2022 istatistikleri işkolu barajının hâlâ vahim bir sendika özgürlüğü engeli olduğunu gösteriyor. Çözümün işkolu barajının kaldırılması ve işkolu sendikacılığı dayatmasından vazgeçilmesi olduğu açık. Ancak bu köklü çözüm üzerinde mutabakat sağlanması henüz zor görünüyor. Bu durumda yüzde bir işkolu barajının işkollarına göre düşürülmesi/farklılaştırılması veya belirli bir sayıya dayalı esnek bir koşulun sağlanması daha adil ve dengeli olacaktır.

Sendikalaşma oranı iç açıcı değil

Sendikalaşma İstatistiklerinin bir diğer önemli işlevi sendikalaşma oranlarını ortaya koymasıdır. Ocak 2022 verilerine göre sendikalaşma oranı yüzde 14,3’tür. Peki bu oran gerçeği yansıtıyor mu? Sadece kayıtlı işçiler esas alındığında buna olumlu yanıt vermek mümkün. Kayıtsız işçiler dikkate alındığında sendikalaşma oranının yüzde 12 civarında olduğunu söylemek mümkün. Başka bir ifadeyle işçilerin yüzde 88’i sendika üyesi değil. Öte yandan kamu ve özel sektör arasındaki büyük sendikalaşma farkını unutmamak gerek. Kamu işçilerinin neredeyse tamamı sendikalı iken özel sektörde durum vahim. 14 milyon kayıtlı özel sektör işçisi içinde sendikalı olanlar 1 milyon (950 bin civarı) bile değil. Özel sektörde sigortalı işçiler arasında sendikalaşma yüzde 7 civarında. Kayıtsız işçiler de dikkate alındığında özel sektörde fiili sendikalaşma oranı yüzde 6 düzeyine gerilemekte. Sendikalaşmadaki gerçek tablo bu.

Diğer bir önemli konu ise sendikalaşma oranının zaman içindeki değişimi. Sendikalaşma oranı artıyor mu azalıyor mu? Bu konunun bazen hatalı şekilde ele alındığı görülüyor. 2012’de kabul edilen 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu öncesi dönemdeki istatistiklere bakılarak sendikalaşma oranının ve sayısının düştüğü ileri sürülebilmektedir. Örneğin Temmuz 2009 istatistiklerinde sendikalı işçi sayısının 3,2 milyon ve sendikalaşma oranın yüzde 59,9 olduğundan hareketle bir gerileme olduğu iddiası ortaya atılmaktadır. Bu yanıltıcı bir analiz.

Türkiye’de 2012 yılı öncesine ait resmi sendikalaşma istatistikleri yanıltıcı ve hayali. Gerçek verilere dayanmayan bu istatistikler ciddiye alınacak nitelikte değil. O nedenle 6356 sayılı yasa dönemiyle önceki dönemi resmi istatistikler üzerinden kıyaslamak maalesef mümkün değil. 6356 sayılı yasa ile birlikte sendika üyelikleri ile SGK verileri bütünleşik hale geldi ve sahte/hayali üyelik büyük oranda ortadan kalktı. Bu nedenle resmi veriler üzerinden uzun dönemli bir karşılaştırma yapmak mümkün değil. Bir gazete yazısında ayrıntıya girmek olanaklı değil ancak uzun dönemli bir eğilim olarak şunu söylemek mümkündür: Türkiye’de sendikalaşma oranı 1970 ve 1980’li yıllarla karşılaştırıldığında 1990 ve özellikle 2000’li yıllarda ciddi bir düşüş yaşamıştır.
Özelleştirme ve taşeronlaştırma süreci ile sendikal mevzuat bunun en önemli nedenidir. Ancak 2010’lu yıllarla birlikte sendikalaşmada bir artış yaşandığı gözleniyor. Nitekim 6356 sayılı yasa sonrasında açıklanan ilk istatistik olan Ocak 2013’te yüzde 9,2 olan sendikalaşma oranı Ocak 2022’de yüzde 14,3’e, sendikalı işçi sayısı ise 1 milyondan 2 milyon 190 bine yükseldi. Ancak bu oran ve yükseliş kendine özgü sebepleri olan “ilginç” bir artıştır. Buradan hareketle sendikalaşmaya dair olumlu bir tablo çizmek zor.

Kamu işçiliğinin geri dönüşü

Sendikalaşmadaki artışın asıl olarak kamuda (yerel yönetimler dahil) yaşandığını görülüyor. 2010’lu yıllarda önce kamu taşeron işçilerinin sendikalaşmasının kolaylaştırılması ve ardından 2017 yılında bu işçilerin merkezi idarede kadroya, yerel yönetimlerde ise belediye şirketlerine aktarılması sonucunda sendikalaşmada ciddi bir artış yaşandı. Bunu anlayabilmek için kamu işçisi sayısının son 10 yıldaki artışına bakmak yeterli olacaktır. Eylül 2011’de 410 bin olan yerel yönetimler dahil kamu işçisi sayısı Eylül 2021’de 1 milyon 253 bine yükseldi. Kamu istihdamında yaşanan 843 bin kişilik artışın temel sebebi taşeron işçilerinin kadroya alınmasıdır. Bu artış doğrudan sendikalaşmaya da yansıdı. Toplu iş sözleşmesinden yararlanmada üyelik koşulu nedeniyle kamu işçilerinin neredeyse tamamı sendikalı. Dolayısıyla işin sırrı kamu istihdamındaki artış.

Nitekim bunu kamu ağırlıklı işkollarındaki sendikalaşma oranlarının yüksekliği ile de görmek mümkün. Örneğin sendikalaşma oranı kamu ağırlıklı genel hizmetler işkolunda yüzde 53, sağlık ve sosyal hizmetler işkolunda yüzde 35, savunma ve güvenlik işkolunda yüzde 30 iken, özel sektör ağırlıklı ticaret büro işkolunda yüzde 7, turizm işkolunda yüzde 5, inşaat işkolunda yüzde 4’tür. Ticaret ve büro ile inşaat işkolunda sendikalı işçilerin önemli bir bölümünün kamu işletmeleri olduğunun altı çizilmelidir. Dolayısıyla bu işkollarında özel sektör işçileri arasında sendikalaşma çok daha zayıftır. İmalat sanayindeki birkaç işkolu haricinde sendikalaşma esas olarak kamu işçileri arasında yaygındır.

sendikalasma-ic-acici-degil-974719-1.
Kaynak: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerinden hesaplanmıştır. Parantez içindeki oranlar konfederasyonların üye sayısının toplam sendikalı işçiler içindeki payıdır.



Hak-İş’in asimetrik yükselişi!

2010’lu yıllarda yaşanan üye artışının işçi konfederasyonları arasında asimetrik bir özellik gösterdiğinin altı çizilmelidir. Bu artıştan aslan payını Hak-İş aldı. 2013-2022 arasında sendikalı işçi sayısı yüzde 119 artarken, Türk-İş’in üye sayısı yüzde 71, DİSK’in üye sayısı yüzde 112 arttı. Hak-İş’in üye sayısında ise sendikalı işçi sayısındaki artışın üç katına yakın bir artış oldu. Hak-İş 10 yılda üye sayısını 166 binden727 bine yükseltmiş ve yüzde 337 oranında artış kaydetti. Diğer bir ifadeyle kamu işçiliğindeki artış esas olarak Hak-İş’in üye sayısında ve temsil oranında bir tırmanmaya yol açmıştır. Kamu işçiliğindeki artış sendikaların ve konfederasyonların üye sayıları içinde kamu payını artırdı. Hak-İş toplam üye sayısı içinde kamu işçisi oranının en yüksek olduğu konfederasyon. Hak-İş üyelerinin yaklaşık dörtte üçü yerel yönetimler dahil kamu işletmelerinde. Nitekim bu nedenle Türk-İş’in sendikalı işçileri temsil oranı yüzde 71’den yüzde 55’e geriler, DİSK’in temsil oranı yüzde 10 düzeyinde aynı kalırken, Hak-İş’in temsil oranı yüzde 17’den yüzde 33’e çıkmıştır. Hak-İş, geçmişteki Türk-İş’in durumuna benzer şekilde bir kamu işçisi konfederasyonu haline gelmiştir. Kuşkusuz bu tablonun en önemli nedeni Hak-İş ve üye sendikalarının kamuda örgütlenmesinin kamu idaresi ve siyasi irade tarafından kolaylaştırılması ve desteklenmesi, Hak-İş’in eşitsizlik yaratacak şekilde korunup kollanmasıdır.

Sonuç olarak sendikalaşmada kamu-özel arasında ve konfederasyonlar açısından paralel bir artış yoktur. 2010’lu yıllarda -kısmi artışlar olsa da- özel sektörde kayda değer bir ilerlemeden söz etmek zordur. Özel sektörün yaklaşık yüzde 95’i sendikasızdır. Kısaca özel sektör cephesinde değişen bir şey yok! Kamu işçiliği 2010’lu yıllarda geri dönmüş ve durum kamuda örgütlü sendikaların üye sayısında bir patlama yaşanmasına yol açmıştır. Kuşkusuz kamu işçiliğinin geri dönüşü özelleştirme politikalarının başarısızlığı ve çıkmazı olarak da okunmalıdır.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol