Suriye için bir umut!
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR

Yaklaşık bir aydır her vesileyle Barış Pınarı Harekâtı’yla ilgili haberler duyuyoruz. Bir nevi kahramanlık destanları dinliyoruz… Devletin tüm kurumları, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın asker üniformalı fotoğraflarını Anadolu’da yaymaya çalışıyor. Yurttaşlarımızın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın heyecanıyla içinde bulundukları duygusal durumdan yararlanmak istercesine resimlerle birlikte hamasi açıklamalar da yapılıyor. Özellikle öğrencilerin hafızalarına bu resim yerleştirilmek isteniyor.

Herhalde Erdoğan’ın “Türkiye yeni bir İstiklal Harbi veriyor, zafere doğru yürüyoruz.” sözlerinden vazife çıkaran bürokrasi, bilinçli olarak Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ne koşut yeni değerler yaratmaya çalışıyor! Bu çabanın AKP’nin bilgisi dışında olduğu düşünülemez…

Suriye Meselesi çözüm odaklı yeni bir döneme girdi. İç savaşı bitirme umudu doğdu! Suriye Devleti’nin varlığı ve toprak bütünlüğünün sürmesi adına yapılacak yeni Anayasa için 150 kişilik Komisyon, aralarından 45 üyeli “Yazım Komitesini” Cenevre’de belirledi.

Yazım Komitesi 6 ay süre içinde Suriye Anayasası’nı yazacak, Komisyonda kabul edildikten sonra belirlenecek tarihte Suriyelilerin onayına sunulacak. Takvim şöyle; 2020 yılı sonuna kadar Parlamento seçimleri, 2021 yılında Başkanlık seçimi öngörülüyor. (Şayet başkanlık sistemi kabul edilirse)

Vekalet savaşları bitiyor gibi görülüyor. Ancak, Rejimin davetiyle gelen Rusya ve İran ile IŞİD gerekçesiyle Irak’ın daveti sonrasında koşulların Suriye topraklarına getirdiğini iddia eden ABD ve koalisyonu, bu sürece nasıl müdahil olurlar bilinmez…

Görülen o ki; Türkiye’nin Davutoğlu patentli “değerli yalnızlık” modelinden çıkarak diplomasiye dönmesi, Suriye’nin yeni döneme evirilmesinde etkili olmuştur...

Ancak Türkiye, farklılıkları kucaklayan, insan haklarına sahip çıkan ve ülkelerin egemenliklerini tanıyan bir anlayışla Ortadoğu’da saygınlığını büyütebilir!

Ayrıca Türkiye, laik demokratik ve hukukun üstünlüğüne inanmış, bireyin hak ve özgürlüklerini tanımış bir devlet yapısıyla, anayasal eşit yurttaşlık kavramına sahip çıkabilir. Böyle bir anlayışla Türkiye, Kürt yurttaşlarıyla iç barışını oluşturacak, bölgeye çıkar için gelen ABD ve Rusya’dan daha güvenilir konuma gelecektir...

***

Bu arada; SDÜ’nün önceki rektörlerinden ve CHP’nin 26. Dönem Milletvekili ile NATO Komisyonu üyesi olan Metin Lütfi Baydar’ın, şimdiye kadar Suriye konusunda en yalın görüş olarak değerlendirdiğim ve katıldığım düşüncelerini paylaşmak isterim;

1. Türkiye, Suriye iç savaşında Esad karşıtı, Sünni güçleri destekleyerek oldukça yüksek bir risk almıştı.

2. Esad güçleri iç savaşı kaybetmek üzere iken, Rusya’nın ani müdahalesiyle yok olmaktan kurtuldu.

3. ABD, Suriye iç savaşında Esat’ın devrilmesi hedefinden vazgeçti ve Suriye’yi 3 parçaya bölecek bir stratejiyle Suriye’nin kuzeyine yerleşti.

4. Türkiye sahadan atıldı ve Suriye’nin 3’e değil 2’ye bölünmesi stratejisi öne çıktı.

5. Güneyin Esad rejimine bırakıldığı; kuzeyde ise Türkiye Irak ve İran sınırlarını aşan kozmopolit bir “uydu devlet” kurulması için ABD, İsrail ve Fransa’nın, bir plan üzerinde anlaştığı anlaşıldı.

6. Türkiye, bölgedeki siyasal sıkışıklığını, tarihsel anlamıyla “zor kullanarak” aştı. Bölgedeki iki süper güçle, al-ver yaparak Suriye sahasına askeri gücünü soktu ve yeni Suriye sürecinde bir aktör olarak yeniden “masaya oturdu”

7. Türkiye’nin dahil olduğu Astana süreci, Türkiye’nin hamleleri sonucunda, bugün için Suriye meselesinin çözümünde “belirleyici” taraf oldu.

8. Suriye’deki yeni Anayasa sürecinde, İran, İsrail, AB ve özellikle Fransa masadan atıldı.

9. ABD, Rusya ve Türkiye, toprak bütünlüğü korunmuş yeni Suriye’nin muhtemel “garantör” devletleri olarak Suriye Anayasası’nda yerlerini alacaktır.

***

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, IŞİD lideri Bağdadi’nin ABD ürünü olduğunu itiraf etmesinden de anlaşıldığı üzere Suriye’de ki takvim işlerse emperyalistlerin Ortadoğu’da gerçekleştirmeye çalıştıkları kanlı yayılmacılık engellenebilinecektir...