Ülkeye şantiyeden bakan maymunlar
NAZIM ALPMAN NAZIM ALPMAN

İçinde bulunduğumuz hafta başında (16 Ekim 2018) Ataşehir Örnek Mahallesinde bulunan Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde “emek tiyatrosu” adına son derece önemli bir oyun prömiyerini yaptı:

“Ülkenin Şantiyesinden Hiçbir Şeye Bakan ÜÇ MAYMUN.”

Oyun şimdiye kadar sahnelenen işçi sınıfı mücadelesini dile getiren, işçilerin direngenliğini anlatan, birlik mücadele dayanışma üzerinde yükselen benzerlerinden çok farklı bir tiyatro eseri olarak öne çıkıyor.

Kemal Özdemir’in yazdığı oyunu Galip Görür yönetiyor. İlk oyun olmasına karşı son derece etkileyici bir performans sergileyen oyuncuları da ayrıca kutlamamız gerekiyor: Güney Alçin, Zuhal Ayvazlar, Ali Gülçiçek, Nihat Mürşitpınar, Sevda Yeliz Nar, Ercan Yenigün ve Haluk Yüksel.

Hem yönetmen hem de oyun yazarı sahnede oyuncu olarak da yer alıyorlar.

Benim izlediğim ilk gösteri son derece dinamik bir kitle tarafından dolu salonda oynandı. Oyunun finaliyse son derece etkileyiciydi.

1970’lerin Şişli’deki sahnesinde bütün oyunları kapalı gişe oynayan Dostlar Tiyatrosu ya da İstanbul turnesine gelmiş Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) oyunlarındaki coşku vardı, Örnek



Mahallesindeki Mustafa Saffet Kültür Merkezi Halit Akçetepe Sahnesi’nde…

Adından da anlaşılacağı üzere oyunun kahramanı inşaat işçileri… AKP iktidarının üzerine beton dökerek köle düzeninde çalışmaya zorlanan örgütlenmesi en zor işçi kitlesine son derece “içten” bir bakış sahneye konuluyor.

Öyle “kahraman”, “yiğit”, işçiler yok sahnede… Tam tersine gündelik çıkarları için bütün bir geleceğini, hatta hayatını feda etmeye hazır saf, temiz, uyanık, gününü kurtarmayı marifet sayan kurnaz olduklarını düşünen ve bu yüzden de kaybeden işçiler var.

Oyun bu işçilerin “uyanıklıkları” üzerinden komedi türüne yakın bir güzergâh izleyerek ilerliyor.

İşçilere bakış ise asla aşağılayan bir üslupta değil. Tersine Nâzım Hikmet sevecenliğinde… 1947’de yazdığı o ünlü şiirindeki gibi:

“Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. Bir değil,
beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. Dünyanın en tuhaf mahlûkusun yani, hani şu derya içre olup deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf. Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende. Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin, demeğe de dilim varmıyor ama kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”

Oyunun içinde böyle bir metin yok. Şiir de yok. En sık replik ise çok tanıdık:

-Bir cevabım var, sorusu olan yok mu?

Sendikal örgütlenme içinde hayatlarını geçirenlerin yakından bildiği bir şey vardır. Örgütlenmesi en zor işçi kitlesi inşaat iş kolundadır. Çünkü inşaat biter ve herkes dağılır. Bir sonraki iş ise talepsiz, uslu, kuzu-koyun uysallığında işçiler için yeni çalışma imkanı vardır.

Hakkını arayanlara hayat hakkı yoktur.

Ama öylesi günlerden geçiyoruz ki, örgütlenmesi en zor işçiler bir araya geldiler ve bir yanardağ gibi patladılar!..

Cümle alem bütün vicdanlarını Filistin’e tatile yollayanların, paranın padişahlığını ilan ettikleri günlerde işçiler güçlerinin farkına varıyorlar.

Şantiye halindeki ülkede emek dünyası yeniden ayağa kalkıyor.

Tiyatro İşçileri adlı grup oyunlarını “3. Havalimanı İşçileriyle Dayanışma Platformu” için sahnelediler.

Hayat bir şeyleri yeniden inşa ediyor. En önünde de eski yılların eskimeyen sloganı yer alıyor:

Birlik, mücadele, dayanışma!