YEP: İçeriği ve emek karşıtı biçimiyle eski bir OVP
Aziz Konukman Aziz Konukman
Temel ekonomik büyüklükler ve kamu maliyesi göstergeleriyle birlikte değerlendirildiğinde YEP’in krizi itiraf ettiği çok açık ve alınan önlemler emek karşıtı bir anti-kriz programı öngörüldüğünü gösteriyor

Geçen hafta Yeni Ekonomi Programı’nın (YEP) öngörüleri açısından ne kadar yeni olduğunu tartışmıştık. Bu kez YEP’i içeriği ve öngördüğü politikalar açısından yeni olup olmadığını değerlendirmeye çalışacağız.

Ama öncesinde 3 Ekim 2018 tarihi haber bülteninde yer alan eylül ayı enflasyon göstergeleri ve ardından gelen kur artışları, 2018 yılı gerçekleşme tahminleri için yeniden bir değerlendirme yapmayı gerekli kılıyor.

2018 gerçekleşme tahminleri sil baştan
YEP savunucularının gerçekçi bulduğu en önemli gösterge konumundaki 2018 yılsonu TÜFE enflasyon hedefinin yıllık eylül gerçekleşme verisinden hareketle çöktüğünü belirtelim. Eylül 2018 itibariyle yıllık TÜFE enflasyonu yüzde 24,52’ye ulaşmış durumda. Dostum ve meslektaşım Hayri Kozanoğlu’nun da ifade ettiği gibi(4 Eylül tarihli yazısı), yılın son 3 ayında fiyat artışları yüzde 1,4’ü geçerse YEP tahmini şimdiden aşılmış olacaktır. Tartışma konusu artık yüzde 20,8’lik hedefin ne kadar aşılacağıdır. Yılın son 3 ayında aylık yüzde 2’lik artış varsayımıyla yılsonu TÜFE enflasyonu yüzde 26,68’e ulaşıyor. Kaldı ki, yıllık TÜFE ve ÜFE(yurtiçi üretici fiyat endeksi) enflasyonu arasında ikincinin lehine 21 puan açılmış olan makas nedeniyle bu tahmin bile oldukça iyimser kalabilir. Çünkü ÜFE artışının TÜFE’ye yansıması belli bir gecikmeyle kaçınılmaz oluyor. Ayrıca enflasyonun uzun vadeli seyrini gösteren, enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın fiyatlarından arındırılmış çekirdek enflasyonda eylülde yıllık yüzde 24,05’e ulaşan hızlı bir yükseliş söz konusu. Bu göstergeler, 2018 yılsonu TÜFE enflasyonunun yüzde 30’ları aşacağını gösteriyor. Benzer şekilde, ortalama dolar kuru öngörüsünün de tutmayacağı beklentilerin üstündeki enflasyon verilerinin açıklanması sonrası doların 6,23’ü görmesi ve bu civarda seyretmesi nedeniyle teyit edilmiştir. Bu iki veri, geçen yazımızda yaptığımız 2018 yılı gerçekleşme tahminlerinin sorunlu olduğu şeklindeki tespitimizin ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor.

Halk çift yönlü bir zam kıskacında
Öte yandan enflasyon göstergelerinden eylül ayı on iki aylık ortalama ÜFE enflasyonu YEP’in 2019 yılı bütçe gelirleri öngörüsünün şimdiden gözden geçirilmesini gerektiriyor. Bilindiği üzere her yılın kasım ayında o yılın v bir tebliğ ile açıklanıyor ve resmi gazetede yayımlanıyor. Bu oran yeniden değerleme yapılacak yılın ekim ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre ÜFE’de meydana gelen on iki aylık ortalama fiyat artış oranıdır. Eylül 2018 itibariyle on iki aylık ortalama ÜFE enflasyonu yüzde 21,36 düzeyinde. Eylüldeki gibi ekimde de aylık TÜFE enflasyonunun aylık TÜFE enflasyonunu yaklaşık ikiye katlaması ve ekim TÜFE enflasyonunun yukarıdaki gibi aylık yüzde 2 olması durumunda ekim ÜFE enflasyonu yüzde 4 oluyor ve bu durumda ekim on iki aylık ortalama ÜFE enflasyonu, yani 2017 yılı yeniden değerleme oranı yüzde 24,1’e ulaşmış oluyor. Son zamların (doğal gaz, elektrik vb) ekime yığıldığı düşünüldüğünde ekim enflasyonu yüzde 10’a çıkabilir ve dolayısıyla yeniden değerleme oranı yüzde 24,9’a yükselebilir. Bu Ocak 2019’da maktu vergilerde( çevre temizlik vergisi, emlak vergisi, motorlu taşıt vergilerinin tamamı ile bazı işlemlere ilişkin harçlar, damga vergileri ve özel tüketim vergileri maktu olarak belirleniyor) emlak hariç (Emlak Vergisi Kanunu’nda matrahın hesabında vergi değerlerinin her yıl yeniden değerleme oranının yarısı kadar artırılarak uygulanması öngörülmekte) yüzde 25’e varan oranda bir artış yapılması anlamına geliyor. Bunun dışında vergi cezaları, gelir vergisi tarife dilimleri, konut kira gelirlerinde uygulanan istisna gibi birçok vergisel tutar ve trafik cezaları da yine bu oranda artacak. Ancak yeniden değerleme oranında artış öngörülen düzenlemelerin hemen hemen hepsinde Cumhurbaşkanlığına ilgili tutar, had veya tarifeyi daha düşük oranda artırabilme, bazen de daha fazla arttırma yetkisi verilmiştir. Daha önce bu yetki Bakanlar Kurulu’nda idi. Bu nedenle sadece yeniden değerleme oranına bakmayıp, Cumhurbaşkanlığı Kararlarını da izlemek gerekiyor. Bu durumda genel bütçe vergi ve diğer gelirlere ait öngörülerde beklenmeyen bu olası yüksek yeniden değerleme oranı nedeniyle yukarı doğru bir düzeltme gerekecektir. Bu başta emekçiler olmak üzere geniş halk yığınlarının çift yönlü bir zam kıskacına sokulacağı anlamına geliyor. Çünkü bir taraftan bir biri ardına temel mal ve hizmetler gelen zamlarla enflasyon göstergelerinin öngörülen düzeyleri yükseliyor iken öte taraftan ödenecek vergi (gelir vergisi tutarları hariçtir. Çünkü her vergi dilimindeki matrah tutarları yeniden değerleme oranı kadar artırılacağı için üst dilime geçmek daha fazla zaman alacak ve dolayısıyla ödenecek gelir vergisi öngörülenin gerisinde kalacaktır) ve cezalar öngörülenden daha fazla zamlanmış olacaktır.

YEP, eski OVP’ler gibi önceki dönemi sorgulamıyor
YEP’in içeriğine gelince şu söylenebilir. YEP’te eski OVP’lerde olduğu gibi bir önceki OVP dönemiyle ilgili hiçbir değerlendirme yapılmıyor. Oysa 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun OVP’lerin kalkınma planlarının gerekleri doğrultusunda hazırlanmasını şart koşması bu tür bir değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Bu yapılmayınca öngörülerin yürürlükteki kalkınma planı ve önceki OVP’yle uyumu önemsenmiyor ve kalkınma planı ile önceki OVP öngörülerinin gerçekleşip gerçekleşmediği sorgulanmıyor. Zaten OVP tablo formatı da bu tür bir sorgulayamaya olanak vermiyor. Çünkü tablolarda göstergeler (temel ekonomik büyüklükler ve kamu maliyesi göstergeleri) itibariyle kapsanan üç yılın o yıl saptanan öngörüleri ve o yılın gerçekleşme tahminleri ve bir önceki yılın gerçekleşmeleri veriliyor.

Dolayısıyla bu göstergeler itibariyle yeni bir OVP’nin kalkınma planı ve önceki OVP ile karşılaştırılması mümkün olmuyor. Bu sorun YEP’te çözülmüş değil. Ayrıca ilk YEP’ değerlendirme yazımızda (24 Eylül tarihli) ifade ettiğimiz gibi bir başka sorun daha var. YEP’in dayanması gerektiği 11’inci Kalkınma Planı henüz hazırlanabilmiş değil.

YEP’in içeriği eski OVP’lerin bile gerisinde
İçerikle ilgili bir diğer tespitimiz, YEP’in eski OVP’lerin gerisine düşmüş olmasıdır. Eskilerinde Dünya ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ayrıntılı bir şekilde değerlendirilirken, YEP’te değerlendirmenin Türkiye ile sınırlı tutulup kapsamının daraltılması düşündürücüdür. YEP’te Türkiye’deki mevcut siyasi ve ekonomik duruma kısaca değinilmektedir. Ayrıca OVP (2015-2017)’de ekonomik büyüme performansının o dönemde son birkaç yıldır düşük seyretmesi gerek yurtiçi gerekse yurtdışında ortaya çıkan ekonomik ve siyasi gelişmelerin (bunların neler olduğu belirtilmiyor) etkisine bağlanırken; sonraki üç OVP’den ilkinde hiç değerlendirme yapılmazken; ikincisinde 15 Temmuz darbe girişiminin 2016 yılı üçüncü çeyreğinde büyümenin nispeten zayıf gerçekleşmesine neden olacağı ileri sürülürken; sonuncusunda bu darbe girişiminin de etkisiyle 2016 yılı üçüncü çeyreğinde ekonominin yüzde 0,8 oranında küçüldüğü ifade ediliyor. Ancak bunların hiç birisinde belirtilmeyen Gezi olayları ile 17-25 Aralık 2013 yargı darbesinin (bu nitelendirme YEP’e ait) yıllar sonra 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte YEP’te anılması ve ülke ekonomisine olumsuz etkileri olduğunun ileri sürülmesi oldukça manidardır.

YEP dönemi üç yılın ötesine taşınıyor
10 Ağustos’ta açıklanan Yeni Ekonomik Modele (YEM) dayanan YEP’in içerik açısından eski OVP’lerden ayrıştığı tek nokta,2019-2023 dönemini kapsayacak 11.Kalkınma Planı’na öykünüyor olmasıdır. Çünkü YEP, YEM gibi (söz konusu modelin bu özelliğine 13 Ağustos tarihli yazımızda değinmiştik) üç yıllık OVP’nin ötesine geçerek kapsadığı dönemi kalkınma planlarında olduğu gibi beş yıla taşıyor. Hatta daha da ileri gidilerek beş yıldan sonra ucu açık bir dönem daha öngörülüyor. YEP’te bu dönemlerin adları verilirken YEM’de adlarının yanı sıra dönemlerin kapsayacağı süreler de veriliyor. YEM 3+1 sacayağı olan bir yaklaşım olarak tanımlanıyor. İlk saç ayağı olan Ekonomik Dengelenme döneminde (2018-2019) tüketim kaynaklı büyümenin yerine sürdürülebilir bir büyümenin sağlanması hedefleniyor. İkinci ayak Sağlıklı ve Sürdürülebilir Büyüme döneminde (2020-2021) stratejik büyüme alanlarının tespit edilmesi ve bu alanlarda adımların atılması planlanıyor. Ayrıca belli sürelerde atılan adımlar için de denetim mekanizması getiriliyor. Üçüncü ayak Daha Adaletli Paylaşım döneminde (2021-2023) özellikle vergi gibi adaletsiz yaratan sistemlerin yeniden yapılandırılması hedefleniyor."+1" olarak tanımlanan Nitelikli İnsan Gücü ve Güçlü Toplum döneminde (süre verilmiyor) ise sürdürülebilir büyüme hedefine ulaşmak için gereken nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi ve güçlü topluma dönüşümün tamamlanması öngörülüyor. YEP’te göstergelere ilişkin öngörüler üç yıllık ancak finansal sistem, işgücü piyasası, adalet, çevre ve şehircilik, eğitim, sağlık, gençlik ve toplum ile kamu düzeni ve güvenliği alanlarında hayata geçirilecek projeler ve programların başlangıç ve bitiş süreleri yukarıda adı verilen dönemler itibariyle dönem süreleri belirtilmeksizin veriliyor. YEP bu yönüyle 5018’in öngördüğü OVP ile örtüşmüyor.

Emek karşıtı bir anti-kriz programı öngörülüyor
YEP’in öngördüğü politikalara gelince şu tespit yapılabilir. Bu politikalar temel ekonomik büyüklükler ve kamu maliyesi göstergeleri öngörüleriyle birlikte değerlendirildiğinde YEP’in krizi itiraf ettiği çok açık bir şekilde görülüyor. Eskinin büyüme fetişizmi terk ediliyor ve 2018’in son çeyreğinde ve 2019’un ilk yarısında olmak üzere küçülme dönemleri öngörülüyor. Kriz kabul edildiğinde program kaçınılmaz olarak bir anti-kriz programına dönüşmüş oluyor. Değerli hocam Korkut Boratav YEP’e ilişkin son iki yazsında (soL Haber’de yer alan 28 Eylül ve 5 Ekim tarihli yazılar) haklı olarak “YEP’in bir IMF programı”’ olduğunu ileri sürüyor ve bu iddiasını YEP’in hedeflerinin IMF’nin Nisan 2018 tarihli (18/110 sayılı) Türkiye Raporu’ndan alındığını göstererek kanıtlıyor. Klasik IMF reçetelerinin bir çok ögesinin YEP’e aktarıldığı kamu maliyesi göstergelerinden ve krizi aşmaya yönelik olarak getirilmiş önlemlerden (işgücü piyasasında esnekleşmeye öncelik tanınması, gelirlerin enflasyona karşı korunmasına son verilmesi, sosyal güvenlik sisteminin revizyonu, kıdem tazminatı “reformu”, özel emeklilik sisteminin otomatikleşmesi, geçici istihdamın artırılması vb. öneriler) kolaylıkla görülebiliyor. Bu önlemler, YEP’te emek-karşıtı bir anti-kriz programı öngörüldüğünü gösteriyor.

***

Ofis izleyecek ancak çalışmaları denetlenmeyecek

YEP’te bu önlemlerin yaratacağı tasarrufların yapısal değişiklikler ile kalıcı hale gelmesinin Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi tarafından sağlanacağı öngörülüyor. Daha sonra Ofis’in konumunun nasıl olacağı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın BM zirvesi için gittiği New York’ta yaptığı toplantıda açıklığa kavuşturulmuştur. Bu yeni yapılanmada YEP’in uygulanması 16 bakanlık temsilcisinin katılımıyla Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bünyesinde oluşturulacak olan Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi’nce izlenecek; bu ofisin çalışmaları ise danışman olarak atanan McKinsey adlı uluslararası bir yönetim şirketi tarafından üçer aylık raporlarla denetlenecek idi. Ancak Erdoğan’ın 6 Ekim’deki açıklamasından anlaşılıyor ki, McKinsey’in denetimi söz konusu olmayacak.

Geliniz, bu Ofis’in ve danışmanlığı iptal edilen McKinsey’in değerlendirmesini gelecek yazıya bırakalım.