birgün

26° AÇIK

DÜNYA 01.02.2021 07:57
author

Biden’ın dış politikası

ABD'nin yeryüzündeki varlığını 'müstesna' gören, dünyayı 'biz ve diğerleri' olarak algılayan yönetici elit için hegemonya yitiminin yenilir yutulur olmaması gayet anlaşılır. ABD dünyanın hala en etkili ülkesi; nükleer güç, dünyaya yayılmış güçlü bir ordusu ve donanması var; dolar/SWIFT ile küresel mali sistemi kontrol ediyor; basın/yayın aygıtları ile gelişen teknoloji eşliğinde ideolojik/kültürel hegemonyayı belirliyor. Son iki unsurdaki sıkıntılar, küresel pandemi eşliğinde iyice görünür oldu. ABD açısından küresel liderlik belki hiç görülmedik 'meydan okumalarla' karşı karşıya.

Washington'da Joe Biden ile yönetime gelen Demokratlar belaları büyük ölçüde dört yıllık Trump yönetimine bağlıyorlar. Ancak 2000'lerden beri mali krizler ve askeri maceraların faturaları ile 2010'da ABD diplomasisini sarsan Wikileaks sızıntılarının etkileri düşünülürse, hegemonya düşüşünün sadece 'kötü Trump'a bağlanamayacağı açık. ABD'nin yeni dış politikasının nasıl olacağı da 'kötü Trump, iyi Biden' dikatomisinden anlaşılamaz.


Bakacağımız yer belli. En başta 'ABD diplomasisini, dünyadaki çıkarları ve değerlerini ilerletmek için canlandıracaklarını' vurgulayan yeni Dışişleri Bakanı Anthony Blinken'in Senato onay oturumu ve geçen çarşamba işbaşı yaptığından beri verdiği mesajlar... Blinken'ın Çin gibi güçlerin ABD hegemonyasını elinden alma girişimlerine 'teessüflerini' de içeren beyanatları eşliğindeki söylemleri, doğrusu yeni dönem için hayra alamet değil.

AVRUPA İLE SIKINTILI BAŞLIKLAR

Biden yönetimi Trump'ın aksine bilhassa Avrupa'daki müttefikleriyle yeniden işbirliği eşliğinde 'ABD'nin küresel yükümlülüklerine geri dönüş' şiarı ile işe başladı. Trump'ın ABD'yi çıkardığı Paris İklim Anlaşması ve Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) geri dönüş, elbette Amerikan dış politikasının 'olumlu' hanesine yazıldı. Ancak bu iki unsurun Avrupa ile var olan sıkıntıları tümden değiştirmeye yetmeyeceği artık açık.

Trump AB'yi gönülsüz olduğu NATO'ya mali katkıları artırmaya zorlarken, gümrük duvarları eşliğinde alttan alta 'mali kapışma' iklimi artmıştı. AB'nin öncü gücü Almanya'yı Rusya Federasyonu ile yüzde 90' tamamlanmış Kuzey Akım-2 gibi doğalgaz projelerinden alenen tehditkar bir üslupla men etmeye çabaladı. AB, Trump yıllarına Avrupalı şirketlerin Çin pazarına erişimi artıran kapsamlı yatırım anlaşmasıyla veda etti.

Biden yönetiminin Avrupa'ya üslubu tümden değiştireceği muhakkak. Ancak Biden da AB'den NATO'ya mali katkıyı artırmasını isteyecek. Pandemi koşullarında ekonomik kriz ortadayken, Avrupa için can sıkıcı bir durum. Sonra Blinken, Kuzey Akım-2 için 'kötü fikir' dedi ve Avrupalı müttefikleri Rusya ile enerji işbirliğinden döndürmeye ikna için tüm imkanları kullanacaklarını söyledi. Ancak Almanya Başbakanı Merkel'in “Bu sınır ötesi yaptırımların her halükarda yersiz araç olduğunu düşünüyorum” sözlerini Berlin'in Moskova ile birlikte bu hattın tamamlanması için ABD yaptırımlarını delmek üzere ortak vakıf
kurması eşliğinde kenara not etmeli. Merkel'in Biden'a ilk mesajları 'çok taraflılığa dönüşün' gerekliliğiydi. ABD'nin çok taraflı İran nükleer anlaşmasını tek taraflı çekilerek bozmuş olması, dört sene sonra başa geçecek bir başkasının ne yapacağının bilinemezliği de ABD'nin 'güvenilir' konumunu erozyona uğratıyor. Son olarak ABD'de Kongre baskını sonrası büyük teknoloji şirketlerinin (big tech) ifade özgürlüğüne saldırıları ve sansür mekanizması, AB için sıkıntılı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Davos Ekonomi Forumu'nda açıkça bu şirketlerin kamu işlevi görmesi ve 'ifade özgürlüğünü ihlal etmelerinin' sakıncalarına atıf yaptı.

ÇİN'E KARŞI SERTLİK İHTİYACI

Trump yönetimi dünyanın yükselen gücü Çin'e açıkça 'ekonomik savaş' açmıştı. Hong Kong özerk bölgesinin istikrarsızlaştırılması ve Güney Çin Denizi'ndeki alttan alta kapışma dneme damgasını vurdu. Çin'in 'Kuşak ve Yol Girişimi'ne karşı ABD'nin 'Mavi Nokta Ağı' pek işlev görmedi. Çin küresel yatırımlarda liderliği ABD'den devralmış durumda. Trump yönetiminin son döneminde mevzu Çin'i Uygurlara karı 'soykırımla' itham edilmesine vardı. ABD eski ideolojik 'komünist düşman' tanımını 'insani müdahalecilik' temasıyla yeniden formüle etmeye girişiyor. Blinken, Senato'daki oturumda Trump'ın Çin'e karşı sert tutumunu paylaştığını açıkça dile getirdi. Pekin'in Kovid-19 konusunda dünyayı yanılttığını iddia ederken, Uygurlara 'soykırım' ithamını da sahiplendi. Yeni Ulusal İstihbarat Direktörü Avril Haines, Çin'in 'güvenlikleri, refahları dahil bir dizi meselede meydan okuma oluşturduğunu' belirtip 'saldırgan bir tutumu desteklediğinin' altını çizdi. ABD'nin Biden'la birlikte 'Çin'e karşı caydırıcılık stratejisini' derinleştireceği açık.

RUSYA YİNE ACİL TEHDİT

Biden, Putin'in tebrik telefonu vesilesiyle Rusya ile START3 uzatmasında uzlaştı. Ancak Soğuk Savaş silahsızlanma mimarisinden kalan bu son anlaşmanın 'kurtarılmasının' zorunluluktan kaynaklandığı açık. Blinken açıkça "Rusya'nın teşkil ettiği meydan okuma bütün cephelerde en acil olanı" vurgusu yaptı. Bu da yeni yönetimin Ukrayna'da Biden'ın 2014'te Obama'nın başkan yardımcısı olarak bizzat rol oynadığı 'Meydan Darbesi'yle gelen sürecin kaldığı yerden kaşınacağı anlamına gelir. Donbass krizinin yeniden alevlenesi şaşırtıcı olmaz. Blinken Gürcistan'ın NATO'ya alınması gibi Bush dönemi taktiklerini de andı. Rusya'da yeterince tabanı bile yokken 'en etkili muhalif' olarak sunulan, photoshop'lanmış belgeselleri yayınlanan Navalnıy üzerinden iç işlerine müdahale girişimleri, siber saldırılar, 'zehirleme' iddiaları eşliğinde en başta Rusya'ya karşı ağırlaştırılmış 'propaganda savaşı' beklemeli. Yine Afganistan ve Suriye cephelerinde örtülü operasyonların da devamı güçlü olasılık.

İRAN'LA NÜKLEER ANLAŞMA ZOR

Biden'ın 'çok taraflılık' vaadinin turnusol kağıdı, 2015'de Obama döneminde BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi ile Almanya'dan oluşan 5+1 grubunun İran ile imzaladığı nükleer anlaşmanın akıbeti. ABD'de bir hükümetin yaptığının diğer hükümet tarafından bozulacağından küresel güç olarak 'inandırıcılığı' yahut yaptığı anlaşmaların hükmünün 'kısa olacağının' ıspatı bu vaka. Trump ABD'yi çok taraflı bu anlaşmadan 2018'de tek taraflı çekti, İran'a
yaptırımları ağırlaştırdı. Avrupa kanadı anlaşmayı İran diplomasisi eşliğinde tutmaya çabaladı. Ancak ABD'nin Avrupa'nın şirketlerine yaptırım tehditleri nedeniyle başarısız oldu. Geriye sadece AB'nin 'siyasi irade beyanı' kaldı. Tahran bir sene bekledi, son bir seneyi ABD'nin zaten uygulamadığı ve tersine yaptırımları ağırlaştırarak kendisini zora soktuğu bir iklimde aşamalı olarak yükümlülüklerini askıya aldı. Tahran şimdi Biden yönetimine şubat sonuna kadar zaman tanıyor.

Bir mucize olmazsa Biden anlaşmaya dönme fırsatını tepecek. Blinken, 'İran yükümlülüklerine tam olarak dönmesi halinde ABD'nin de aynısını yapacağını' söyledi. Senato'da İsrail, Körfez ülkeleri ve Kongre'ye danışarak İran'ın 'nükleer hırslarını' sınırlayacak yeni ve daha güçlü bir anlaşmanın müzakeresinden söz etmişti. Nükleer anlaşmaya İran'ın balistik kapasitesi ve Irak, Suriye gibi ülkelerdeki 'vekil güçlerini' dahil etme imasında bulunmuştu. İran'da bu yazki seçimlerde ılımlı Ruhani'nin yerine muhafazakar bir hükümetin başa gelesi beklenirken, nükleer anlaşmayı tümden 'çöpte' sayabiliriz.

İSRAİL İÇİN KAZANIMLARI SÜRDÜRMEK ESAS

ABD'nin İsrail'i odağına alan Ortadoğu politikaları açısından Trump yönetimi büyük başarıydı. Filistinli Araplarla iki devletli çözüm en son Obama döneminde rafa kaldırılmışken, Trump açıkça Filistin tarafına insani yardımları da kesip safını seçmişti. Bu süreçte ABD Kudüs'ü başkent olarak tanıdı, büyükelçiliği taşındı, Golan'daki İsrail egemenliği tanındı. Üzerine İbrahim/Abraham anlaşmaları İsrail'i Körfez'den Fas'a Araplarla barıştıran süreci başlattı. Blinken, Trump'ın kararlarını benimsediklerini açıkça dile getirdi, 'İsrail'in Yahudi demokratik devleti olarak geleceği için en iyi çözümün Filistinli Arapların da devletleri olacağı iki devletli çözümden' söz etti. Ancak bunun yakın vadede çok zor olduğunu da belirtti.

YEMEN'DE GERİ ADIM

Yemen'in Biden'ın dış politika makyajlarından biri olma olasılığı yüksek. Yemen'i beş yıldır enkaza çeviren Suudi savaşı Trump değil, Obama yönetiminin desteğiyle başlamıştı. Trump gider ayak Yemenli Husileri 'terör örgütleri' listesine kattı. Şimdi Biden'ın bu adımı 'gözden geçirip geri çevirmesi' bekleniyor. Ancak bunun 'etik dış politik tutuma' yorulması zor. Obama'nın Yemen savaşına desteğinin İran'la nükleer anlaşmanın Körfez'deki müttefiklere kabul ettirebilmek için verilmiş bir 'taviz' olduğu söylenegeldi. Şimdi Yemen savaşını bitirecek adımla birlikte Biden'ın Kaşıkçı cinayetinin sorumlusu görülen Suudi veliahtının üzerine gitmesi beklentisi var. Ancak tüm bunların arkasında ABD dış politikasının 'insaniliği' değil, yine çıkarlar yatıyor. CIA'nin Suudi tahtında daha iyi anlaşacağı birisini görmeyi tercih edeceği açık. Riyad'ın mali tehditleri altında 11 Eylül saldırılarındaki Suudi parmağına işaret eden raporu gömenin de Obama olduğu anımsanmalı.

AFGANİSTAN VE SURİYE'DEN ÇEKİLME BEKLENMEMELİ

Trump'ın nadiren söylediği doğrulardan birisi 'yeni savaş başlatmamış' olmak. Trump, ABD kurumsal yapısını Afganistan ve Suriye'den çekilmeye zorladı, başaramadı. Yapabildiği birlik sayısını azaltmak oldu. Biden döneminde 2020 başlarında Taliban'la yapılan anlaşmanın bozulması ve ABD'nin 20 yıldır gömüldüğü Afganistan savaşının derinleşmesi beklenebilir. Bu konuda Pentagon'dan 'asker sayısının istikrarı sağlamaya yetmediği' açıklamaları geldi bile.

Aynı şekilde Suriye'de Obama döneminde başlayan Trump'ın Cesar yasası ile ekonomik savaşa çevirdiği başarısız rejim değişikliği girişiminin kaldığı yerden devam etmesi beklenebilir. Trump'ın geri çekilmesini protesto ederek IŞİD'la mücadele koordinatörlüğünden 2018'de ayrılmış Brett McGurk'ün yeniden bu kez Ortadoğu Koordinatörlüğü'ne getirilmesi ve ABD işgali altındaki Suriye'nin güneyindeki Tanaf'ta bulunan cihatçı grupların yeniden etkinleşmesi işaret sayılmalı.

LATİN AMERİKA İÇİN İYİMSERLİĞE YER YOK

Trump yönetimi ABD için seçim sonuçlarından hazzetmediği Venezuela, Bolivya ve Nikaragua gibi ülkelerde darbe girişimlerini yüzüne gözüne bulaştırmıştı. Biden'dan bu zincirin devamı beklenebilir. Blinken açıkça Venezuela'nın kendini başkan ilan etmiş lideri Juan Guaido'yu 'lider' olarak tanımaktan vazgeçmemesi gerektiğini söyledi. Ayrıca Caracas'ın 'yaptırımların ızdırabını gerçekten hissetmesini sağlamaları gerektiğini' de vurguladı. Guiado'yı tanımaktan vazgeçen AB ile zıt hayli zıt bir perspektif. Biden yönetiminin Obama'dan miras 'Küba ile normalleşmeye' dönmesi beklentisiyle, Latin Amerika için iyimser resimler çizmek mümkün değil.

Kongre baskını 'müstesna' ABD'yi zorda bıraktı. ABD elitlerinin 'özel olduklarını' dünyaya ıspatlaması gerekiyor. Küresel sistem için bundan büyük meydan okuma olabilir mi?

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol