birgün

17° PARÇALI BULUTLU

EĞİTİM 14.02.2020 09:26

Eğitiminiz nasıl olsun; modernist mi, postmodernist mi?

Neoliberalizmle birlikte onun kültürel yorumu olan postmodernizmin de ölmek üzere olduğunu düşünüyordum ki geçtiğimiz hafta hem de modernist bir mecraanın kuvözünde yaşma döndürülmeye çalışıldığını gördüm. Modernizmin zaten sakat doğmuş bu versiyonuna oksijen veren borunun vanasını bükmek değil niyetimiz. Bırakın postmodernistleri, modernist olduğunu düşünen o kadar postmodernist var ki ona nefes veren; ölüyü bile diriltirler... İnat bu ya yaşasa bile kimseye ondan hayır gelmeyeceğinde ısrarlıyız.

Cumhuriyet'in eğitim yazarı Şahin Aybek'in modernizmle postmodernizmin eğitim felsefesini karşılaştırdığı yazıda şöyle deniyor: "Postmodernizm; 'öğrenmeyi öğrenen bireyleri yetiştirmenin amaçlandığı, değişime ve gelişime açık, eleştirel yaklaşımın merkeze alındığı' bir eğitim sistemini benimser." (Cumhuriyet, 10.02.20).

Bu bakış açısını destekleyen şu cümleler de sözünü ettiğim yazıya ait: "Postmodernizm nedir diye sorduğumuzda da; farklılıklara saygı, çoğulculuk, çok kültürlülük, yerellik ve üst anlatıların reddi gibi kavramlar ön plana çıkmaktadır." "Modern eğitim, eğitime bir bilgi aktarma süreci olarak bakarken; postmodern eğitim, bilginin yeniden yapılandırma süreci olarak bakar."

Bu tespitleri, iki felsefi akımı ekonomik, siyasal ve sosyal pratiklerinden bağımsız olarak salt kavramsal düzeyde ele alıp değerlendirdiğinizde postmodernizme kutsal bir anlam yüklemeniz kaçınılmazdır. Eğer postmodernizmi, klasik kapitalizmin kendini yeniden ürettiği neoliberalizmin günahlarını gizleyen felsefesi olduğuna kani iseniz bugünün eğitim krizinin sorumlusu olarak görmeniz kaçınılmazdır.

Postmodernist eğitimin iki cümlelik karşı tanımı yok bizde; Cumhuriyet ve Gerçek Gündem'de yayımlanan ve Şahin Aybek'in postmodernizmle ilişkilendirerek dolaylı bir şekilde olumladığı AKP politikası hakkındaki tespitinden kendi tanımınızı geliştirebilirsiniz: "Özellikle 2004 yılında öğretim programı değişiklikleriyle pozitivizmden yapılandırmacılığa geçilmesiyle, modernizmden postmodernizme geçilmeye çalışıldığını ifade edebiliriz." diyor yazar.

AKP, modernizmle illiyet bağı olan her felsefi akımı reddeder. Fakat postmodernizm hiçbir doğmayı, dolayısıyla AKP'yi reddetmez. Özellikle dinler için postmodernizm oldukça kullanışlı felsefi bir akımdır. Nitekim kural ve değerleri reddeden, ortak kültürel değerleri imha ederek kolektif yaşam olanaklarını ortadan kaldıran, bireysel çıkarı kutsayarak bir avuç insanı toplumsal hiyerarşinin tepesine yerleştiren, evrensel olanın yerine yereli koyan neoliberalizmi ve felsefesini İslamcılar çok sevdi. Çünkü toplumun ortaklaştığı evrensel değerlerden biri olmaktan uzaklaşmak üzereyken İslam'ın imdadına yetişen neoliberalizm oldu.

Adı üzerinde örgün eğitim, safsatayı değil bilimi, farklılıkları değil ortak yönlerimizi, çoğulu değil çoğunluğu, yereli değil evrensel olanı tercih etmek durumundadır. Bunu gerçekleştiren modernist davranışçı model ise ne ala; reddeden neoliberal yapılandırmacılıksa uygulama alanı cemaat ve cemiyetlerle sınırlıdır.

Polemik konusu yazı, okumasanız bile başlığı ile size bir şeyler anlatıyor. "Eğitimde pozitivizmin yerine yapılandırmacılığın getirilmeye çalışılması modernizmden postmodernizme geçiş midir?" Anlaşılacağı üzere "pozitivizm" modernizmin hakim eğitim modeli davranışçılık yerine kullanılmış. Bence sakıncası yok. Fakat sevgili Şahin Aybek'in kastı öyle olmasa da şu sıra meramını anlatmakta güçlük çektiği düşünülen kavramın (pozitivizm) kullanım biçiminin okuru ön kabule zorladığı gözden kaçmıyor.

Davranışçılık olarak adlandırılan eğitim modeli modernizmle, bilimle (pozitivizmle) ilişkisini reddetmiyor. Fakat yapılandırmacılığın hangi toplumsal kuramla bağdaştırıldığı sır gibi saklanıyor. Neoliberalizm ve dinlerle teması neden gizleniyor ki! Başta eğitim bakanı olmak üzere modeli Türkiye ile tanıştıranlar, masum ve aldatıcı kavramların arkasına gizlenmeden dayandıkları ekonomik ve sosyal yapıyı açıkça söylemelidirler. Ki biz de başlıktaki soruya kesin ve doğru bir yanıt verebilelim.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız